Kâlû-tteḣaża(A)llâhu veledâ(en)(s) subhâneh(u)(s) huve-lġaniy(yu)(s) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) in ‘indekum min sultânin bihâżâ(c) etekûlûne ‘ala(A)llâhi mâ lâ ta'lemûn(e)
"Allah, bir çocuk edindi" dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
Dediler ki: "Allah, kendine çocuk edindi". O, böyle şeylerden münezzehtir. O, müstağnidir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Bu hususta elinizde hiç bir delil yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi neden söylüyorsunuz?
Yûnus Suresi 68. ayet, Allah'a çocuk isnat etme iddiasını reddederken, O'nun müstağni oluşunu ve evrenin mutlak sahibi olduğunu vurgular. Ayet, bu iddiayı destekleyecek hiçbir delil bulunmadığını ve bilginin önemini öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'أخذ' (ehaze) fiilinin, bir şeyi elde etmek, sahiplenmek veya kendine mal etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittahaze' (ifti'al babından) formu ise, bir şeyi özellikle ve kasten edinme, kendine tahsis etme anlamını pekiştirir. Burada, Allah'a çocuk edinme fiilinin, O'nun zatına yakışmayan bir sahiplenme ve nispet etme olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittahaze' fiilinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Ayetteki 'ittahaze veleden' ifadesi, Allah'ın bir çocuğu 'edinmesi' veya 'sahiplenmesi' anlamında kullanılmıştır ki bu, O'nun mutlak birliğine ve eşsizliğine aykırı bir iddiadır. Bu kullanım, bir şeyi kendine has kılma ve ona sahip olma anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'veled' kelimesinin hem erkek hem de kız çocukları kapsayan genel bir ifade olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'a bir nesil veya soy atfetme çabasını reddetmek içindir, zira Allah'ın doğurma veya doğurulma gibi beşeri özelliklerden münezzeh olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'veled' kelimesinin 'doğurmak' fiilinden türediğini ve doğan her şeyi ifade ettiğini açıklar. Kur'an'da bu kelimenin Allah'a nispet edilmesi, O'nun yaratıcı vasfına aykırı bir durum olarak ele alınır, zira Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve O, doğurmaz ve doğrulmaz.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veled' kavramının Kur'an'daki kullanımının, özellikle Hristiyanlık'taki 'Allah'ın oğlu' inancına bir reddiye olarak ortaya çıktığını belirtir. Kur'an, Allah'ın mutlak birliğini ve eşsizliğini vurgulayarak, O'nun herhangi bir 'veled'e sahip olmasının imkansızlığını ortaya koyar. Bu, Allah'ın yaratılmışlara benzemediği ve onlardan üstün olduğu inancının temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sübhân' kelimesinin 'yüzmek, hızla hareket etmek' kökünden geldiğini ve Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutma, O'nu tenzih etme anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'Sübhânehû' ifadesi, Allah'a çocuk isnat etme gibi bir iddiayı kesin bir dille reddederek, O'nun bu tür noksanlıklardan münezzeh olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sübhân' kelimesinin Allah'ın zatına mahsus bir tenzih ve yüceltme ifadesi olduğunu açıklar. Bu kelime, Allah'ın kemal sıfatlarını ve her türlü noksanlıktan uzaklığını ifade eder. Ayette, 'Allah çocuk edindi' iddiasına karşı bir tepki olarak kullanılması, bu iddianın Allah'ın yüceliğine ve kemaline aykırı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ğanî' kelimesinin 'ihtiyaçsız olmak, zengin olmak' kökünden geldiğini ve Allah için kullanıldığında, O'nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını, her şeyden müstağni olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayette, Allah'a çocuk isnat etme iddiasının ardından 'O müstağnidir' denilmesi, çocuk edinme ihtiyacının Allah için söz konusu olamayacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ğanî' isminin Allah'ın sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun zatı itibarıyla zengin, mutlak yeterli ve hiçbir şeye bağımlı olmadığını ifade ettiğini açıklar. Bu bağlamda, çocuk edinme ihtiyacı, ancak eksik ve muhtaç varlıklar için geçerli olabileceğinden, Allah'ın 'ğanî' oluşu, bu tür iddiaları kökten çürütür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ğanî' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, Allah'ın mutlak bağımsızlığını ve yaratılmışlara olan üstünlüğünü vurguladığını belirtir. Allah'ın 'ğanî' olması, O'nun bir çocuğa veya herhangi bir şeye ihtiyaç duymadığı anlamına gelir; bu da O'nun yaratıcı ve rızık verici sıfatlarının doğal bir sonucudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sultân' kelimesinin 'güç, yetki, delil' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'in indekum min sultânin bihâzâ' ifadesi, bu iddiayı destekleyecek hiçbir 'delil' veya 'kanıt' bulunmadığını vurgular. Bu, Kur'an'ın inanç konularında delile ve bilgiye verdiği önemi gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sultân' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'hüccet, burhan' yani kesin delil anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'a çocuk isnat edenlerin bu iddialarını temellendirecek hiçbir 'sultân'a, yani akli veya nakli bir delile sahip olmadıkları ifade edilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sultân' kelimesinin Kur'an'da sadece 'güç' veya 'otorite' değil, aynı zamanda 'ikna edici delil' anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayette, Allah'a çocuk isnat edenlerin bu iddialarının temelsiz olduğunu, çünkü ellerinde bu iddiayı destekleyecek hiçbir 'sultân'ın, yani ikna edici bir kanıtın olmadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' kökünün bir şeyi olduğu gibi idrak etmek, hakikatini kavramak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ lâ ta'lemûn' (bilmediğiniz şey) ifadesi, Allah hakkında bilgiye dayanmayan, zan ve tahmine dayalı iddialarda bulunmanın yanlışlığını vurgular. Bu, inanç konularında bilginin ve kesin delilin önemini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilm' kavramının, özellikle dinî ve metafizik konularda kesin ve doğru bilgiye atıfta bulunduğunu açıklar. Ayette, Allah hakkında 'bilinmeyen' bir şeyi söylemek, sadece bilgisizlik değil, aynı zamanda Allah'a karşı bir iftira olarak değerlendirilir. Bu, Kur'an'ın bilgiye dayalı bir inancı teşvik ettiğini gösterir.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? (10/68)
“Tanrı’nın oğlu, kızı” gibi sözlerle Allah’a çocuk isnat etmek şirk içeren dinlerde yaygın bir anlayıştır. Putperest Araplar’da da meleklerin Allah’ın kızları olduğu inancı vardı (en-Nahl 16/57). Onların bazıları melekleri, dişi cinlerin seçkinleri olarak kabul eder, bazıları da cinlere taparlardı.[56]
İhlas sûresinde bunun doğru olmadığı belirtilmiştir.
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ
(112-3-Lem yelid ve lem yûled)
“O, doğurmadı ve doğurulmadı”
Bu âyeti kerîmeyi ilk anda beşeri olarak fiziksel mertebede bir doğum olarak anlıyoruz. Yukarıdaki âyeti kerîmelerde Cenâb-ı Hakk (c.c) zati oluşumlarından bahsederken burada ef’al mertebesinde ki, oluşumlardan bahsediyor. Demek ki bu anlatımlardan bizim anlamamız gereken pek çok hususlar bulunmaktadır.
Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın zat âleminden sıfat âlemine, sıfat âleminden esma âlemine, esma âlemindende ef’al âlemine tenezzül etmesidir. Bu tenezzül aşamaları aynı zaman çıkış yâni uruc aşamalarıdırda. Bu oluşan hadise bütün âlem şumul oluşmaktadır yâni bir mertebeden bir mertebeye değildir yoksa aksi halde Cenâb-ı Hakk (c.c)’ı mekan ve mertebeler ile sınırlamış oluruz.
Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın kendi varlığının kendi varlığında kendisiyle bu şekilde zuhura çıktığının bizlere basit olarak anlatılabilmesi için doğmamıştır ve doğurulmamıştır ifadeleri kullanılmıştır. Doğmak ve doğurulmak için iki varlığa ihtiyaç vardır ki Hakk’ın zâtında böyle bir şey mümkün değildir. O halde görülen kesret-çokluk iki varlıktan meydana gelen ikinci bir oluşum değil, tekin kendi içinde zahir batın iki gibi görünüşünden ibarettir.[57]
قُلْ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ {يونس/69}
“Kul inne-llezîne yefterûne ala(A)llâhi-lkeżibe lâ yuflihûn(e)“