Kul inne-lleżîne yefterûne ‘ala(A)llâhi-lkeżibe lâ yuflihûn(e)
De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler."
De ki: Allah'a iftira edenler elbette felah bulmazlar.
Bu ayet, Allah'a karşı yalan isnat etmenin vahim sonuçlarını vurgulamaktadır. Temel olarak 'iftira' ve 'felah' kavramları üzerinden, ilahi hakikati çarpıtanların ahiretteki akıbetine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İftira (الافتراء), bir şeyi asılsız yere uydurmak ve ona isnat etmektir. Bu ayetteki 'yefterûne' ifadesi, Allah'a ortak koşma, O'na çocuk isnat etme veya O'nun hakkında yalan söyleme gibi büyük günahları kapsar. İsfehânî'ye göre bu, bir şeyi olmayan bir şeye bağlamaktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yefterûne' kelimesini 'yuhdisûne' (uyduruyorlar, ortaya çıkarıyorlar) olarak açıklar. Ayetteki bağlamda bu, Allah'a karşı, O'nun söylemediği veya emretmediği şeyleri O'na atfetmek, yani O'nun adına yalan söylemek anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iftira' kavramını Kur'an'da genellikle Allah'a ortak koşma (şirk) veya peygamberlere yalan isnat etme bağlamında ele alır. Bu ayetteki 'Allah'a karşı yalan uydurma', O'nun birliğini reddetme veya O'nun sıfatlarını yanlış yorumlama gibi temel inanç sapmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-kezib'i 'el-bâtıl' (batıl, asılsız) olarak açıklar. Ayetteki 'Allah'a karşı yalan' ifadesi, O'nun varlığı, birliği, sıfatları veya hükümleri hakkında uydurulan her türlü asılsız iddiayı kapsar. Bu, hakikatin tam zıddıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kezib'i 'haberun lâ yutâbiku'l-vâkı'' (gerçeğe uymayan haber) olarak tanımlar. Allah'a karşı yalan uydurmak, O'nun şanına yakışmayan, O'nun bildirdiği hakikatlerle çelişen her türlü söz ve eylemi ifade eder. Bu, en büyük günahlardan biridir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezib'in Kur'an'da sadece sözlü yalanı değil, aynı zamanda fiili yalanı ve gerçeği çarpıtmayı da ifade ettiğini belirtir. Allah'a karşı yalan, O'nun ayetlerini inkâr etmek, peygamberlerini yalanlamak veya O'na ortak koşmak gibi eylemleri de içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Felâh (الفلاح), hayra ulaşmak ve şerden kurtulmaktır. Dünya ve ahiret felahı olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ayetteki 'lâ yüflihûne' (kurtuluşa erişemezler) ifadesi, Allah'a yalan isnat edenlerin ahiretteki azaptan kurtulamayacaklarını ve cennete giremeyeceklerini vurgular. Bu, nihai başarısızlığı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'felâh'ı 'el-fevz' (zafer, başarı) ve 'el-bekâ' (kalıcılık, ebediyet) ile ilişkilendirir. Allah'a yalan uyduranların kurtuluşa erememesi, onların dünya ve ahirette gerçek bir başarıya ulaşamayacakları, aksine hüsrana uğrayacakları anlamına gelir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'felâh'ı 'el-husrân' (hüsran) kelimesinin zıddı olarak ele alır. 'Lâ yüflihûne' ifadesi, Allah'a yalan isnat edenlerin, ahiretteki en büyük hüsranı yaşayacaklarını, yani ebedi azaba duçar olacaklarını ve ilahi rızadan mahrum kalacaklarını belirtir.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.” (10/69)
Allah, uluhiyet mertebesi her mertebenin hakkını yerli yerince verendir. İftira ve uyduranlar asla iflah olmazlar.