İçeriğe atla
Yûnus 75Cüz 11 · Sayfa 217

Yûnus Sûresi 75. Âyet

يونس

Sohbete sor

Śumme be'aśnâ min ba'dihim mûsâ vehârûne ilâ fir'avne vemele-ihi bi-âyâtinâ festekberû vekânû kavmen mucrimîn(e)

Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Musa ve Harun'u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Summe be’asnâ min ba’dihim mûsâ vehârûne ilâ fir’avne vemele-ihi bi-âyâtinâ festekberû vekânû kavmen mucrimîn(e)” Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Mûsâ ve Hârûn’u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular. (10/75)


Firavun Nefsi emmare temsilcisi mudill esmâsı üzerine, Mûsâ a.s. esmâ-i ilahiyye-risalet mertebesi temsilcisi hadi esmâsı üzerine ve harun a.s. yardımcı olarak imamiyye hikmeti ile o kavmin sihirde ileri olmasından dolayı sihir ilmi ilmi ile gönderilmiştir.


فَلَمَّا جَاءهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِندِنَا قَالُواْ إِنَّ هَذَا لَسِحْرٌ مُّبِينٌ {يونس/76}

“Felemmâ câehumu-lhakku min indinâ kâlû inne hâzâ lesihrun mubîn(un)” Katımızdan kendilerine hak (mucize) gelince, “Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler.


Tâ-hâ sûresinde sihibazların mucizeyi sihir kabul etmeleri hakkında;

قَالَ أَجِئتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا

مُوسَىٰ

(Kâle e ci’tenâ li tuhricenâ min ardınâ bi sihrike yâ mûsâ.)

(Tâ-Hâ-20/57) “Sen bizi, sihrin ile yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin ya Mûsâ?” dedi.”


Zâhiren Mısır arzına-yurduna yuva kurmuş olan Fir’âvn ve âvanesi, bâtınen ise, beden Mısrına yuva kurmuş olan nefs Fir’âvn’u kendisine gönderilen akıl Mûsâsı’na ki, aslı hakikat-i Muhammediyyenin Mûseviyyet mertebesi İnsân-ı Kâmilidir. Onlara geldiği zaman, kendisinde bulunan ulûmu diniyye yi ve zâhiri ahkâm-ı İlâhiyyeyi ve kendisinde bulunan bu hakikatlerin tezahürünü gösterince, onlar bunların kendilerinde bulunan hayal ve vehim kıyasları ile değerlendirmeye çalıştıklarından kendi nefislerinde bulunan vehmi kurgular ile bunları kendi yaptıkları gibi sihir zannettiler. Ve bu sihirler ile kendilerini Mısır yurdundan ve Mısır beden arzından çıkarmak istediklerini zannettiler. Ve bunun için mi geldin? Ya Mûsâ. Dediler.


فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ

مَوْعِدًا لَّا تُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنتَ مَكَانًا سُوًى

(Fe le ne’tiyenneke bi sıhrin mislihî fec’al beynenâ ve beyneke mev’ıden lâ nuhlifuhu nahnu ve lâ ente mekânen suvâ.)

(Tâ-Hâ-20/58) “Öyleyse biz de sana mutlaka onun gibi bir sihir getireceğiz. Şimdi (sen), seninle bizim aramızda bir zaman (buluşma zamanı) (ve) bizim ve senin, ihtilâf etmeyeceğimiz uygun bir yer tayin et.”


Onlar, bu İlâh-î hakikatlerin “zâtî siryan” “zât-î tesir” ile olduğunu bilmediklerinden kendi bilgilerine kıyasen bunları da öyle hayal kurgu zannettikleri için mücadeleye girmeye meydan okumaya kalktılar. Ve bizde bunları gösteririz diye iki taraf içinde uygun bir zaman tespiti istediler. (buluşma zamanı) nefsin ve Rûh’un en uygun buluşma yerini ve zamanını tayin et, demeleri kendilerine olan nefsân-i benliklerinin hayali ve vehmi güvenine dayanarak seçimi Mûsâ’ya, yani akla bırakmışlardır.[60]


قَالَ مُوسَى أَتقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءكُمْ أَسِحْرٌ هَذَا وَلاَ يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ {يونس/77}

“Kâle mûsâ etekûlûne lilhakki lemmâ câekum(s) esihrun hâzâ velâ yuflihu-ssâhirûn(e)” Mûsâ: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi.


Yine Tâ-hâ sûresi ile yolumuza devam edelim.

قَالَ لَهُمْ مُوسَى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللَّه

كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى

(Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû alallâhi keziben fe yushıtekum bi azâbin, ve kad hâbe menifterâ.)

(Tâ-Hâ-20/61) “Mûsâ onlara şöyle dedi: “Size yazıklar olsun! Allah'a yalanla iftira etmeyin yoksa sizi azâbla yok eder ve (O'na) iftira eden(ler) hebâ olmuştur.


Göstereceğiniz görüntüler asl olmayıp uydurma ve yanıltma olacağından, böylece halkı aldatmış ve güya bunlar Hakk’ın kuvvetiyle oluyormuş gibi olacağından “Allah’a iftira” etmeyin yani onun gücü ile oluyormuş gibi göstermeyin. Eğer nefs-i emmâre’den korkup böyle davra-anıyorsanız ahirette hebâ olmuş olursunuz.[61]