Felemmâ câe-sseharatu kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn(e)
Sihirbazlar gelince Musa onlara, "Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)" dedi.
Sihirbazlar gelince, Musa onlara: "Ortaya ne atacaksanız atın!" dedi.
Yunus Suresi 80. ayet, Hz. Musa ile sihirbazlar arasındaki karşılaşmanın kritik anını tasvir eder. Ayet, sihirbazların gelmesi ve Hz. Musa'nın onlara meydan okuyarak 'atacaklarını atmalarını' söylemesi üzerine odaklanır. Bu diyalog, hak ile batıl mücadelesinin başlangıcını ve ilahi kudretin tecellisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'câe' (جاء) fiilini 'bir yerden bir yere intikal etmek' veya 'bir şeyin meydana gelmesi' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, sihirbazların Firavun'un emriyle toplanıp Hz. Musa'nın karşısına gelmelerini, yani fiziksel olarak bir yere varmalarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'câe' fiilinin bazen 'oldu, vuku buldu' anlamında da kullanılabileceğini belirtir. Bu ayette ise sihirbazların fiziksel olarak gelip Musa'nın huzuruna çıkmaları, yani olayın başlangıcı anlamında kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihr' (سحر) kelimesinin 'göz boyama, gerçeği olduğundan farklı gösterme' anlamlarına geldiğini belirtir. 'es-Saharatu' (السحرة) ise bu işi yapan kişilerdir ve ayette, Firavun'un Musa'nın mucizesini sihir olarak niteleyip ona karşı getirdiği uzmanları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihr'i 'gizli ve ince yollarla yapılan, gerçeği değiştiren veya öyle gösteren eylem' olarak tanımlar. 'Saharatu' ise bu tür eylemleri meslek edinmiş, halkı etkileme gücüne sahip kimselerdir ve ayetteki bağlamda Hz. Musa'nın mucizesine karşı duran büyücüler grubunu temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'sihr' kavramının genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını ve ilahi kudretin karşısında insan eliyle yapılan aldatıcı eylemleri ifade ettiğini belirtir. 'Saharatu' ise bu aldatıcı eylemlerin icracılarıdır ve ayette, ilahi vahye karşı duran dünyevi gücün temsilcileri olarak konumlandırılırlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kavl' (قول) kelimesinin 'söz, ifade' anlamına geldiğini ve 'kâle' (قال) fiilinin de 'söz söylemek, beyanda bulunmak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Hz. Musa'nın sihirbazlara doğrudan bir emir ve meydan okuma içeren sözünü ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavl'in sadece sözlü ifadeyi değil, aynı zamanda bir düşünceyi veya niyeti de kapsayabileceğini belirtir. Ancak bu ayette 'kâle', Hz. Musa'nın sihirbazlara yönelik açık ve net bir sözlü talimatını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilkâ' (إلقاء) kelimesini 'bir şeyi bir yere atmak, bırakmak' olarak açıklar. Ayetteki 'elku' (ألقوا) emri, sihirbazların ellerindeki değnekleri veya ipleri yere atmalarını, yani sihirlerini sergilemelerini talep eden bir meydan okumadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ilkâ' fiilinin 'bir şeyi ortaya koymak, meydana çıkarmak' anlamında da kullanılabileceğini belirtir. Bu bağlamda, Hz. Musa'nın sihirbazlara 'sihirlerinizi ortaya koyun, gösterin' emrini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mülkî' (ملقي) kelimesinin 'atan, bırakan' anlamında ism-i fail olduğunu belirtir. Ayetteki 'mülkûne' (ملقون) ise sihirbazların atmaya hazırlandıkları, yani sihirlerini icra etmek üzere yere bırakacakları nesneleri (değnekler, ipler) ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, ism-i failin eylemi gerçekleştiren kişiyi veya eylemin sonucunu ifade ettiğini belirtir. 'Mülkûne' kelimesi, sihirbazların 'atacakları şey' anlamında kullanılarak, onların sihirlerini ortaya koyma eylemini ve bu eylemin nesnesini kapsar.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Felemmâ câe-sseharatu kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn(e)” Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara, “Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)” dedi. (10/80)
Yine yolumuza Tâ-hâ sûresi ile devam edelim;
قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَنْ تُلْقِيَ وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ
أَوَّلَ مَنْ أَلْقَىٰ
(Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkıye ve immâ en nekûne evvele men elkâ.)
(Tâ-Hâ-20/65) “Ya Mûsâ, (asânı) sen mi atarsın yoksa önce atan biz mi olalım?” dediler.”
Ya Mûsâ (asânı-aklını) senmi? Atarsın yoksa! Bizlermi atalım? Dediler.
قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ
إِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى
(Kâle bel elkû, fe izâ hıbâluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim ennehâ tes’â.)
(Tâ-Hâ-20/66) “(Mûsâ (a.s.)): “Hayır, (siz) atın!” dedi. Böylece (onları attıkları) zaman onların ipleri ve asâları, kendisine, onların sihirlerinden dolayı “hızla hareket ediyor” gibi göründü.”
O gün madenlerinden civa gibi madenler ile çeşitli sihirbazlık örnekleri göstermişler. Cıva sıcaklığın tesiri ile genişlediğinden, dışarıdan bakanlar hareket ediyor zannettiler. Bilindiği üzere her peygamber kendi döneminde hangi ilim ileri düzeyde ise o ilmin en kemâlli hali ile ortaya çıkmaktadır ki o mevcut ilmin beşer ilmi olduğunu, idrâk ettirerek o ilmin üzerinde, ilâh-î bir ilim olduğunu ortaya koymaktadırlar. Mûsâ (a.s.) döneminde sihirbazlık en ileri düzeyde imiş.
فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُوسَىٰ
(Fe evcese fî nefsihî hîfeten mûsâ.)
(Tâ-Hâ-20/67) “Bu sebeple Mûsâ , kendinde bir korku hissetti.”
Düşmanını küçük görme, denir, işte Mûsâ (a.s.)’da karşısında bu kadar çok rakip görünce bir an bu şekilde hissetti. Kendisinde bulunan az da olsa vehim duygusu harekete geçmişti. Bu yüzden biraz tereddüt geçirdi.
قُلْنَا لا تَخَفْ إِنَّكَ أَنْتَ الأَعْلَى
(Kulnâ lâ tehaf inneke entel a’lâ.)
(Tâ-Hâ-20/68) “Korkma! Muhakkak ki sen, sen üstünsün.” dedik.
İşte bu yüzden o anda “bizde” orada olduğumuzdan kelâm sıfatı ile “Korkma! Senin hakikatin bizim hakikatimiz olduğundan “sen, üstünsün.” dedik.
وَالْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا
صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى
(Ve elkı mâ fî yemînike telkaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâhırin, ve lâ yuflihus sâhıru haysu etâ.)
(Tâ-Hâ-20/69) “Ve sağ elindekini (asânı) at, onların yaptığı şeyleri yutacak. Onların yaptıkları sadece sihirbaz hilesidir ve sihirbazlar, nereden gelirse gelsin ler, felâha (kurtuluşa) eremezler.”
Daha evvelce yere attığın gibi gene asânı yere at, Akıl Mûsâsının nûr-u ile onların yaptıkları hayali gösterileri bitki asıllı olan asân, Hakikatinde “Hay” ismini taşıyan bir kemâle erişerek onların nefs-i emmâreleri ile ürettikleri hayallerini gene aynı yoldan ortadan kaldıracaktır. Hangi kaynaktan gelirlerse gelsinler, hilelerle ürettikleri o oyunları ile “felâha-kurtuluşa” eremezler.[64]