Veneccinâ birahmetike mine-lkavmi-lkâfirîn(e)
Bizi rahmetinle o kafirler topluluğundan kurtar.
"Bizi rahmetinle o kâfir kavmin elinden kurtar!"
Yûnus Suresi 86. ayet, Hz. Musa ve kavminin Allah'a sığınışını ve O'ndan yardım talebini dile getirmektedir. Ayet, 'kurtuluş', 'rahmet' ve 'inkarcılar' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi lütuf ve inançsızlığın karşıtlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necât (نجاة) kelimesi, bir şeyden kurtulmak, selamet bulmak anlamına gelir. Ayetteki 'necina' fiili, Allah'tan, inançsızların şerrinden ve zulmünden kurtarılma, selamete erdirilme isteğini dile getirir. Bu, sadece fiziki bir kurtuluş değil, aynı zamanda manevi bir korunma talebidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Necâ (نجا) fiili, bir yerden ayrılıp kurtulmak, uzaklaşmak manasına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretiyle inananların, kafirlerin zulmünden ve baskısından uzaklaştırılması, onlardan korunması anlamındadır. Bu, mecazi olarak bir tür 'ayrıştırma' ve 'koruma' eylemini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Necâ kökünden türeyen fiiller, genellikle bir tehlikeden, zorluktan veya kötü bir durumdan kurtulmayı ifade eder. 'Necina' ifadesi, müminlerin Allah'a olan güvenlerini ve O'ndan, kendilerini kuşatan inançsız topluluğun olumsuz etkilerinden ve zulmünden kurtarmasını talep etmelerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رحمة), Allah'ın kullarına yönelik lütfu, ihsanı ve merhametidir. Ayetteki 'birahmetike' ifadesi, kurtuluşun Allah'ın kendi iradesi ve engin merhametiyle gerçekleşeceğini, kulun kendi gücünden ziyade ilahi lütfa muhtaç olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biridir ve O'nun yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat, lütuf ve bağışlayıcılığı ifade eder. Bu ayette, müminlerin kurtuluş taleplerini Allah'ın rahmetine dayandırmaları, O'nun mutlak iyiliğine ve yardımseverliğine olan inançlarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik halidir. Allah için kullanıldığında, O'nun kullarına yönelik lütfu, bağışlaması ve nimet vermesi anlamına gelir. Ayetteki 'birahmetike' ifadesi, kurtuluşun ancak Allah'ın bu engin lütfu ve merhametiyle mümkün olacağını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavm (قوم), bir araya gelmiş, belirli bir amaç veya inanç etrafında toplanmış insan topluluğudur. Ayetteki 'el-kavmi' ifadesi, Hz. Musa ve inananlara karşı duran, onları zulme uğratan inançsız Firavun kavmini işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kavm, genellikle erkeklerden oluşan bir topluluk için kullanılır, ancak Kur'an'da geniş anlamda bir millet veya halkı da ifade edebilir. Bu ayette, 'el-kavmi' ile kastedilen, inançsızlıkları ve zulümleriyle bilinen, müminlere düşmanlık eden topluluktur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kavm kelimesi, Kur'an'da sıklıkla belirli bir peygambere karşı çıkan veya onunla birlikte olan toplulukları ifade etmek için kullanılır. Burada, 'el-kavmi' ifadesi, müminlerin kendilerinden kurtulmak istedikleri, inançsız ve zalim topluluğu net bir şekilde belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Dini terim olarak, Allah'ın nimetlerini inkar etmek, O'nun varlığını veya birliğini reddetmek demektir. 'Kafirîn' ise, bu inkarı açıkça ortaya koyan, gerçeği örten kimselerdir. Ayette, müminlerin kendilerinden kurtulmak istedikleri topluluğun temel vasfını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kafir kavramı, Kur'an'da sadece Allah'ı inkar edenleri değil, aynı zamanda O'nun ayetlerini, peygamberlerini ve ahiret gününü reddedenleri de kapsar. Bu ayetteki 'kafirîn' ifadesi, Hz. Musa'nın tebliğine karşı çıkan, Allah'ın birliğini ve O'nun gönderdiği mesajı kabul etmeyen Firavun ve kavmini tanımlar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Küfr, imanın zıddıdır ve hakikati örtmek, gizlemek demektir. 'Kafirîn' kelimesi, Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberlerin getirdiği hakikatleri bile bile reddeden, nankörlük eden kimseleri ifade eder. Ayette, bu vasfa sahip topluluktan kurtuluş talebi dile getirilir.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Veneccinâ birahmetike mine-lkavmi-lkâfirîn(e)” Bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar. (10/86)
Geçmiş sayfalarfa Yunus/73 âyet yorumunda “necat”ın mertebelerş topluca yazılmıştı.
Bu mertebenin necâtı;
Musâ (a.s.) kavmini Mısır’dan çıkarıp Kızıl denizden geçirerek Tûr-i Sîna da Tevrât-ı şerifi alması o mertebede ki (İsriyyet) “Hakk-a yürüyüş” ün necat-ı dır.
Ve Bakara sûresinde necât’ın daha önce nasıl verildiği;
(Bakara-2/49) (Ve iz necceynaküm)
O vakti hatırla ki; biz size kurtuluş verdik, demek ki zamanlarımız arasında bazı zamanlar var ki Cenâb-ı Hakk o zaman içerisinde bize kurtuluş necat veriyor, işte biz hep Hakk istikametinde olduğumuz zaman o necat bize hangi saatlerde gelmiş ise, o saati yakalayabiliriz, ama Hakk yolunda olmazsak, herhangi bir zamanda necat-ı İlâhiyye kurtuluş vesilesi bize gelir ise de, biz orada olmadığımız için bizi bulamaz gider ve o rahmette başkasının olur, ama biz kendimizde olduğumuz sürece, kendi evimizde olduğumuz sürece, evimize birisi gelse kapıyı çalsa içerde olduğumuzdan o misafiri hemen içeriye alırız o necat’ı kullanırız.
Burada Cenâb-ı Hakk, sizi Biz kurtardık diyor, zaman ve mekân ötesinde olan bir Allah bu kelimeyi konuşur mu hiç! Peki bu fir’âvn ve âilesi ne yapıyorlardı, size kötülüklerle azab ediyorlardı, yani nefsi emmâre senin veled-i kalp olan gönül evlâdına azab ediyordu, onu rahat bırakmıyordu, sizin erkek evlâtlarınızı kesiyordu ve kız çocuklarınızı bırakıyordu, bakın ne kadar açık bir ifade, erkek çocukları fir’âvn’un kesmesi, yani nefsi emmârenin kesmesi ne demek? Kişide meydana gelen veled-i kâlb olan erkek evlâdı yani İlâh-î ilimleri kesiyordu ve kendinden meydana gelen hayal ve vehim kızlarını bırakıyordu, işte bu erkek evlâtları nefsi emmâre tarafından kesildiği sürece kişinin erkek bir evlâda sahip olup onu kendisine vâris etmesi mümkün değil, kızlar çoğaldıkça hayal ve vehmi artmış oluyor insânın, işte erkekten kasıt İlâh-î hakikatleri idrak etmek, kızdan kasıtta, hayal ve vehmi anlamak, bizdeki nefsi emmâre de Hakk’la ilgili olan şeyleri keser, gerçek irfaniyyet sohbetini dinletmez uykuyu getirir keser, gaflet getirir mâni olur yani ama dünyevi şeylerin yolunu açar, daha çok onu dinletmeye çalışır. İşte bu o mertebe sahipleri için Rab’binden azîm bir belâydı bu.[67]