İçeriğe atla
Yûnus 93Cüz 11 · Sayfa 219

Yûnus Sûresi 93. Âyet

يونس

Sohbete sor

Velekad bevve/nâ benî isrâ-île mubevvee sidkin verazeknâhum mine-ttayyibâti femâ-ḣtelefû hattâ câehumu-l'ilm(u)(c) inne rabbeke yakdî beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûn(e)

Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Velekad bevve/nâ benî isrâ-île mubevvee sidkin verazeknâhum mine-ttayyibâti femâ-htelefû hattâ câehumu-l’ilm(u) inne rabbeke yakdî beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(e)” Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. (10/93)


Bu âyet-i Kerime yorumu için İz-Terzi Baba 2024 Kurban bayramı sohbeti ilgili âyetlerine kulak verelim…

Bakara (2/57) mealen Diyanet meali, Elmalı’lı Hamdi Yazır meali iki muteber mealde de veriyor.

“Bulutu üstünüze gölge yaptık.” Zâti âyet bak Cenâb-ı Hakk biz yaptık, diyor. Bir başkası tarafından bulut üstüne gölge yapıldı. Diye bakıldığında bir başkası anlatıyor. Âyeti kerimede ki ifade edildiği ama burada bulutu üstünüze biz gölge yaptık diyor, zâti âyet…

“Size kudret helvası ile bıldırcın indirdik verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yeyin dedik. Onlar verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle bize zulm etmediler. Fakat kendilerine zulm ediyorlardı.” Elmalı’lı Hamdi Yazır “Ve üstünüze o bulutu gölgelik çektik ve size kısmet ettiğimiz hoş rızıklardan yeyin diye üzerinize hem kudret helvası hem bıldırcın indirdik. Zulmü bize etmediler. Lakin kendilerine ediyorlar.” Şimdi konunun ince tarafı bu âyette üzerinize hem kudret helvası hem bıldırcın indirdik nereden indirdik? Nereden indirdik? Nereden indirdik?

Dinleyici: Efendim gökten indirdik.

T.B: Kimse düşünmez, hiç düşünmeyiz.

Müfessir iki kelime oraya koyabilir. Kendi de kendine sorabilir. İyi de nereden indi. Nüzül… Ezberci, nüzül ezberci hep gökten indirildi. Tamam, gökten indirildi. İyi de göğün neresinden indirildi. Kardeşim neden demiyor dünyanın bir tarafından aldık da bu tarafa aktardık. Dünyanın başka bir yerinde de buldu. Eti var, helva da var. Köyün birinde helva yapıyorlar. Kendi alır oradan bir melek gönderir alır. O helvaları müsaade edin başka yerde ihtiyacı olanlar var. Ama gökten indirdik daha evvelki âlemlerde bulunan…

Dinleyici: Eee! Şeylerden bu tarafa mı aktarıldı.

T.B: Öyle mi? Değil mi? Bilmiyorum.

Düşünelim bakalım ne kadar üzerinize hem kudret helvası, irmik helvası, peynir helvası demiyor. Ve bıldırcın indirdik. Âyet-i kerimenin açık ifadesine göre indirilenlerin gökyüzünde bulunan dünya benzeri içinde başka bir insan topluluğu sülalesi olan yerden geldiği anlaşılmaktadır.

Bir daha okuyun gökyüzünün insanları efendi âyeti kerimenin açık ifadesine göre bak çok açık üzerinize hem kudret helvası bıldırcın eti indirdi. İndirdik, nüzul ettik, nazil oldu.

İbrâhîm'e a.s. gelen öyle âyetin yeri geldiği zaman göreceğiz onu da âyeti kerimenin açık ifadesine göre indirenler indirilenlerin gökyüzünde bulunan dünya benzeri içinde başka bir insan topluluğu sülalesi olan yerden geldiği anlaşılmaktadır.

Dinleyici: Efendim bu âyetler…

T.B: Bir Dakika… Biz bir insan topluluğu ve bir sülaleyiz. Arabı, beyazı kırmızısı neyse hepsi bir sülaledir.

Dinleyici: Efendi babacığım şimdi bu âyetler bâtıni yorumluyorlar ya, şimdi siz zâhirde böyle bir şey yorum…

T.B: İşte onu diyorum. Siz zâhir gerçektir, onu diyorsunuz ki bunu kendi bünyemize aldığımız zaman da kendi gönül âlemimiz bıldırcın eti bıldırcın nerenin hayvanı gökyüzü hayvanıdır. Evet, gönül âleminin uçucu kuşları, Evet ya Gönül âleminden haber getiren bıldırcın burada sadece dediğiniz gibi bâtını yorum zâhiri yorumları var. Evet, zâhir alıyor.

Dinleyici: Zâhiri yorumları var ama ne kadar değişik bir yorum, eyvallah.

T.B: Tefsir yok görmedim tek insan türü tek insan tipi üzerine kurmuşlar bütün ulema bilgiler nasıl bu kadar dar kalmışlar. Anlamak mümkün değil.

Buyurun Hoş geldiniz. Maşallah, buyurun buyurun güzel güzel.

Misafir: Allah razı olsun…

T.B: Adanalı kardeşlerimiz.

Baştan okuyorum âyeti kerimenin açık ifadesine göre indirilenlerin gökyüzünde bulunan dünya benzeri içinde bir insan topluluğu sülalesi olan yerden geldiği anlaşılmaktadır. Çünkü helva insan yapısı bıldırcın ve bıldırcın dünya hayvanlarından uçucu ve eti yenilen dediğimiz hayvandır. Bunlar da bunlar da dünyamız benzeri üzerinde iskan olan gezegenlerin varlığını açık olarak göstermektedir.

Bakara (2/61) mealen okuyorum.

“Hani Ey! Musa biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayacağız. Yalvarda o bize yerden biten sebze kabak sarımsak mercimek soğan versin demiştiniz. O da size üstün olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz. Öyleyse inin şehre istedikleriniz orada var demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar Allah'ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi onların Allah'ın âyetlerini inkar ediyor peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. Elmalı’lı Hamdi Yazır yorumu.

“Ve bir vakit ya Musa bir türlü yemeğe kabil değil katlanamayacağız. Artık bizim için Rabbine dua et bize arzın yetiştirdiği şeylerden sebzesinden soğanından çıkarsın dediniz ya o hayırlı olanı o daha daha aşağı olan değişmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya inin o vakit size istediğiniz var dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet binası kuruldu. Ve nihayet Allah'tan bir gazaba değdiler.” Evet, öyle çünkü Allah'ın âyetlerine küfrediyor ve haksızlıkla peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle çünkü isyana daldılar ve aşırı gidiyorlardı. (2/61) âyetinde bahsedilen husus gökteki başka gezegenlerden gelen yiyecekleri değil kendi arzımızda olan bize arzın yetiştirdiği şeylerden sebzesinde kabağından sarımsağın mercimeğe soğanından çıkarsın dediniz ya o hayırlı olanı o daha aşağı olanla değişmek mi istiyorsunuz? İfadeleri bu konuda da oldukça manidardır.

Şimdi bir evvelki âyette gökyüzünden onu bıldırcın eti indirdik, diğeri neydi helva indirdik. Bunlar bir müddet beni İsrail'e geldi geldikçe bundan bıkmadı. Ve yarına da kalsın, belki yarın gelmez diye istiflediler. Ama bozuldu ertesi gün çürüdü. Şimdi Cenâb-ı Hakk yiyeceğiniz kadarı yiyin kalanını bırakın dedi. Onlara istif yapmayın dedi. Ama onlar yarın aç kalırız belki gelmez, diye onları toplamaya çalıştılar. Ve bir müddet sonra bıkmaya başladılar. Bize gökten değil yerden pırasa, Lahana, mercimek soğan getir dediler. Gökyüzü nimetini istemediler.

Yeryüzünden çıkanı işte nefsi emmare gök nimetleri gelse de yine dönebiliyor. Toprak nefsi emmare halini gösterebiliyor. Ortaya gökyüzü yiyeceklerinin yanında soğan, sarmısağın, mercimeğin ne hükmü olur? Ama onlar alışkın oldukları o yiyecekleri istiyorlar.

Dinleyici: Önce gökyüzünden geleni mi yiyorlardı?

T.B: Evet, onu yediler…

Tih, sahrasından geçerken çiftçilik yapamıyor, avcılık yapamıyor, bir şey yapamıyor nereden rızıklarını kazanacaklar. Cenâb-ı Hakk onlara onları gökyüzü gıdasında gıdalandırdı. Sonra Yahudi milleti bu bıktılar. İsyan ettiler bizi hep ondan yedirme, bize alışık olduğumuz arzdan toprak gıdaları yedir dediler.