Velâ yehuddu ‘alâ ta'âmi-lmiskîn(i)
(2-3) İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
Namaz Sûreleri (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Miskîn, sükûn halinde olup kendine aît hiç bir şeyi olmayandır.
Evvela miskîn hükmünü “yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete” yani “Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette sâkin olun.” (Bakara, 2/35) âyeti kerîmesi ile Âdem a.s’da görmekteyiz, daha sonra sekine olarak Tâlut ve Câlut hâdisesinde görmekteyiz bundan sonra Bedir savaşında “kalplerine sekineyi indirdik” hükmü ile görmekteyiz.
Hakk’ın kendilerinde en çok zuhura geldiği mahâller
bu miskînlerdir, kendi varlıklarından kendilerinde hiçbir şey kalmamıştır bütün varlıkları Hakk’ın varlığı olmuştur. Ve Hakk’ta sakin-miskin olmuşlardır.
Bu kimselerin doyurulması hakîkati Muhammedi nin orada daha da güçlenmesi demek olacağından onları doyurmazlar. Bahsi geçen miskin, halk arsındaki anlaşılan değersiz varlık anlamında değil Hakk indindeki gerçek sakinlik halleridir.
فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّٖينَ
(107-4) Fe veylun lil musallîn.
“İşte o namaz kılanlara yazıklar olsun.”
اَلَّذٖينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ
(107-5) Ellezîne hum an salâtihim sâhûn.
“Onlar ki, namazlarından gâfil olanlardır.”