Żâlike min enbâ-i-lkurâ nekussuhu ‘aleyk(e)(s) minhâ kâ-imun vehasîd(un)
(Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.
İşte bu helâk olmuş memleketlerin önemli haberlerindendir. Sana onu kıssa olarak anlatıyoruz. Onlardan yerinde duranlar da var, biçilenler (yok olup gidenler) de.
Hûd Suresi 100. ayet, geçmiş ümmetlerin ve kasabaların akıbetini anlatarak ibret alınmasını vurgular. Ayet, 'kısas' ve 'kıyam' gibi kavramlar üzerinden zamanın ve ilahi adaletin döngüselliğini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نَبَأ), büyük ve faydalı habere denir. Bu ayetteki 'enbâ' (أَنۢبَآءِ) kelimesi, geçmiş ümmetlerin helakine dair önemli ve ibret verici haberleri ifade eder. Sıradan bir haberden ziyade, ders çıkarılması gereken büyük olayları kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Enbâ' (أَنۢبَآءِ), geçmiş kavimlerin kıssaları ve başlarına gelen olaylardır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın peygamberine bildirdiği, ibret alınması gereken geçmiş hadiseleri mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nebe' (نَبَأ) kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi vahiy kaynaklı, kesin ve önemli haberleri ifade eder. Bu ayetteki 'enbâ' (أَنۢبَآءِ), geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin kıssaları aracılığıyla Allah'ın mesajının doğruluğunu ve ilahi adaleti pekiştiren haberlerdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Karye (قَرْيَة), insanların toplandığı ve yerleştiği yerdir. Bu ayetteki 'el-kurâ' (ٱلْقُرَىٰ) kelimesi, helak olan geçmiş ümmetlerin yaşadığı yerleşim birimlerini ifade eder. Bu, sadece coğrafi bir mekan değil, aynı zamanda o mekanda yaşayan topluluğu ve onların akıbetini de içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karye (قَرْيَة), aslında 'cem' (toplamak) kökünden gelir ve insanların toplandığı yer anlamına gelir. Ayetteki 'el-kurâ' (ٱلْقُرَىٰ), helak edilmiş toplulukların yaşadığı şehirleri ve kasabaları ifade ederek, onların başına gelen felaketlerin mekanla olan ilişkisini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Karye (قَرْيَة) kelimesi Kur'an'da genellikle, Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve bu yüzden helak olan toplulukların yaşadığı yerleşim yerleri için kullanılır. Hûd 100'deki 'el-kurâ' (ٱلْقُرَىٰ), bu bağlamda, geçmişin ibretlik derslerini barındıran, ilahi azaba uğramış kasabaları temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kass (قَصّ), bir şeyin izini takip etmek veya bir haberi adım adım anlatmaktır. Ayetteki 'nakussuhu' (نَقُصُّهُۥ) fiili, Allah'ın geçmiş kavimlerin haberlerini peygamberine, ibret alınacak şekilde, tüm detaylarıyla ve sırasıyla anlattığını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kass (قَصّ), bir şeyi diğerinin ardına eklemek, yani bir olayı baştan sona anlatmaktır. 'Nakussuhu' (نَقُصُّهُۥ) ifadesi, bu haberlerin kesintisiz ve eksiksiz bir şekilde aktarıldığını, böylece muhatabın tam bir bilgiye sahip olmasını sağladığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kass (قَصّ), bir olayı veya haberi, başlangıcından sonuna kadar, aralıksız ve düzenli bir şekilde aktarmaktır. Ayetteki 'nakussuhu' (نَقُصُّهُۥ), bu haberlerin sadece birer bilgi değil, aynı zamanda birer ders ve ibret kaynağı olarak sunulduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kıyam (قِيَام), ayakta durmak, sabit olmak anlamına gelir. Ayetteki 'kâimun' (قَآئِمٌ), helak olan kasabalardan bazılarının kalıntılarının hala ayakta olduğunu, varlığını sürdürdüğünü ve geçmişin birer şahidi olarak durduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kâim (قَآئِمٌ), 'kıyam' kökünden türemiş olup, bir şeyin varlığını devam ettirmesi, ayakta kalması demektir. Bu ayette, geçmiş kavimlerin şehirlerinden bazılarının harabelerinin veya izlerinin hala görülebilir olduğunu, böylece ibret alınacak birer delil olarak kaldığını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hasîd (حَصِيدٌ), biçilmiş ekin gibidir, yani tamamen yok olmuş, izi kalmamış demektir. Ayetteki 'hasîdun' (وَحَصِيدٌ), geçmiş kasabalardan bazılarının tamamen ortadan kalktığını, sanki biçilmiş bir ekin gibi yok olduğunu ve geride hiçbir iz bırakmadığını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasad (حَصْد), ekinin biçilmesi demektir. 'Hasîd' (حَصِيدٌ) ise biçilmiş ekin gibidir. Bu ayette, geçmiş ümmetlerin helakinin tam ve kesin olduğunu, sanki bir ekinin biçilip yok olması gibi, onların da tamamen ortadan kalktığını mecazi bir dille ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hasîd (حَصِيدٌ), kökünden sökülüp atılmış, tamamen yok edilmiş demektir. Ayetteki 'hasîdun' (وَحَصِيدٌ), geçmiş kavimlerin bazı şehirlerinin, ilahi azapla tamamen yok edildiğini, geride hiçbir yaşam belirtisi veya kalıntı bırakmadığını vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.100~
ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَائِمٌ وَحَصٖيدٌ
~ ~ ~
11.100 - Zâlike min embâil kurâ nekussuhû aleyke minhâ kâimuv ve hasîd.
Diyanet Meali:
11.100- (Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.100- İşte bu, medeniyetlerin mühim haberlerinden, sana onu kıssa olarak naklediyoruz: Onlardan duran var, biçilen var
Bir mürid Kur’an’da geçen kıssaları kendi haline uyarlamak isterse buradaki durumları tahayyül ederek dersler çıkartmalıdır.
İnsan kendi bedenini şehir kabul ederse, nefsin gelgitlerini kıssalar vasıtasıyla görebilir. Dış alemde (afakta) zuhur eden her şeyin benzeri iç alemde (nefiste) vardır.
Aynı zamanda kıssalar gayb haberlerindendir. Akıl sahipleri için uyarılar vardır.
Kıssalardaki ayakta duran memleketler, içinde güzel yaşanmışlıklar ve medeniyeti olan toplumlardır. İnsanlığa kattıkları değerlerle halen yaşamaktadırlar. Zulüm ile abad olanlar ise geride korkuyla ibret alınacak hadiseler bırakmışlardır.
Kendimize çevirdiğimizde, güzel huylar ve davranışlar beden üzerinde rahatlık ve sıhhat verir. Edebi bazen edepsizden öğrenmek zorunda kaldığımız zamanlar da olur. Bu geçmişin acı veren tablolarına benzer.
Kur’an’ı Kerim makro yani milletler bazında örnekler verirken bazen de mikro yani kişiler bünyesinde olayları anlatır. Bunları tersine çevirerek anlamaya çalışmak düşüncemizi geliştirir. Mesela Hz. Yusuf kıssasının bize anlattığı sadece kardeşlerinin kıskançlığı ile kuyuya atılması değildir. Kardeşleri, babası, Yusuf cenahından anlaşılacak çok şey vardır.
Bakışlarımızı bu yönlerde eğitirsek idrakimiz açılır! N.M.
11- Hud Suresi- Ayet 101