Vekeżâlike aḣżu rabbike iżâ eḣaże-lkurâ vehiye zâlime(tun)(c) inne aḣżehu elîmun şedîd(un)
Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O'nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.
İşte Rabbin, zalim memleketleri cezalandırdığı zaman böyle cezalandırır. Çünkü O'nun cezası çok acı, çok çetindir.
Hûd Suresi 102. ayet, Allah'ın zalim toplulukları cezalandırmasının kaçınılmazlığını ve şiddetini vurgulamaktadır. Ayet, 'ahz' (yakalama/cezalandırma) fiilinin tekrarı ve 'zalime' (zalim) ile 'elim' (acı veren) ve 'şedid' (şiddetli) sıfatlarıyla bu ilahi müdahalenin niteliğini derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahz' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi ele geçirmek, tutmak olduğunu belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, Allah'ın kullarını cezalandırması, helak etmesi ve azap etmesi anlamında mecazi olarak sıkça kullanılır. Bu ayetteki 'ahz', Allah'ın zalim kasabaları helak etme ve cezalandırma eylemini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahz' kelimesinin Kur'an'da 'azap' ve 'helak' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'ahz' ifadesi, Allah'ın zalim kasabaları azapla yakalaması ve onları helak etmesi mecazını taşır. Bu, ilahi gazabın ve cezanın bir ifadesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahz' kavramının Kur'an'daki kullanımının, ilahi gücün ve otoritenin bir tezahürü olarak, Allah'ın insanları eylemlerinden dolayı sorumlu tutması ve cezalandırması bağlamında ele alındığını belirtir. Bu ayetteki 'ahz', Allah'ın zalimlerin zulmüne karşılık verdiği kesin ve kaçınılmaz ilahi müdahaleyi simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'karye' kelimesinin sadece binaları değil, aynı zamanda o yerleşim yerinde yaşayan insanları da ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'el-kura' ifadesi, zalim olan kasabaların kendisi değil, o kasabalarda yaşayan zalim halkı kastetmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karye' kelimesinin hem yerleşim yerini hem de orada yaşayan topluluğu ifade edebileceğini açıklar. Ayetteki 'el-kura', 'zalime' sıfatıyla nitelendirildiğinde, kasabaların kendisinden ziyade, o kasabalarda yaşayan ve zulmeden toplulukları işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'karye'nin bazen 'medine' (şehir) anlamında kullanıldığını ve Kur'an'da genellikle ahalisiyle birlikte anıldığını belirtir. Bu ayette 'el-kura', Allah'ın cezalandırdığı, zulüm işleyen toplulukları barındıran yerleşim yerlerini ve onların halkını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesinin bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak, haddi aşmak anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette 'zalime' sıfatı, kasabaların halkının Allah'ın emirlerine karşı gelerek, haksızlık ve günah işleyerek haddi aştığını, böylece ilahi cezayı hak ettiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zulüm'ün, bir şeyi olması gereken yerden başka bir yere koymak veya bir hakkı sahibine vermemek olduğunu açıklar. Ayetteki 'zalime' kelimesi, kasaba halkının Allah'a karşı gelerek, kendi nefislerine veya başkalarına haksızlık ederek zulmettiğini ve bu zulmün onların helakine sebep olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zulüm' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, Allah'a şirk koşmaktan insanlara haksızlık etmeye kadar birçok günahı kapsadığını belirtir. Bu ayette 'zalime', kasaba halkının işlediği çeşitli günahlar ve haksızlıklar nedeniyle ilahi cezayı hak eden durumunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elem' kelimesinin bedende veya ruhta hissedilen acı olduğunu belirtir. 'Elîm' ise bu acıyı veren şeydir. Ayetteki 'elîm', Allah'ın yakalamasının (cezalandırmasının) son derece acı verici, elem dolu ve dayanılmaz olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'elîm' kelimesinin Kur'an'da genellikle azap ve ceza ile birlikte kullanıldığını ve bu azabın şiddetini ve acı vericiliğini pekiştirdiğini ifade eder. Bu ayette 'elîm', Allah'ın cezasının sadece bir yakalama değil, aynı zamanda büyük bir acı ve ıstırap kaynağı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şiddet' kelimesinin bir şeyin kuvvetli ve sağlam olması anlamına geldiğini belirtir. 'Şedîd' ise bu kuvvet ve sağlamlığa sahip olandır. Ayetteki 'şedîd', Allah'ın yakalamasının (cezalandırmasının) sadece acı verici olmakla kalmayıp, aynı zamanda çok kuvvetli, çetin ve kaçınılmaz olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'şedîd' kelimesinin Kur'an'da genellikle azabın ve cezanın büyüklüğünü ve ağırlığını belirtmek için kullanıldığını açıklar. Bu ayette 'şedîd', Allah'ın cezasının hafif veya geçici olmadığını, aksine çok ağır ve yıkıcı bir niteliğe sahip olduğunu vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.102~
وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِىَ ظَالِمَةٌ اِنَّ اَخْذَهُ اَلٖيمٌ شَدٖيدٌ
~ ~ ~
11.102 - Ve kezâlike ahzu rabbike izâ ehazel gurâ ve hiye zâlimeh, inne ahzehû elîmun şedîd.
Diyanet Meali:
11.102- Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O'nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.102- Ve işte rabbin medeniyetleri zulmederlerken çarptığı vakit böyle çarpar, çünkü onun muahezesi çok elim, çok şiddetlidir
Dünya hayatında bir azab vardır. Ahiret azabı daha şiddetlidir. C. Hakkın adeti “Resul göndermedikçe azab etmeyeceğidir”
“Bir ülkeyi helak etmek istediğimizde…” (İsra suresi) Hiç kuşkusuz dünyadaki her şey için bir son, bir zeval vardır. Bir şeyin zeval bulması da içinde mevcut olup zevalini gerektiren istidat ile gerçekleşir. Nitekim bedenin zevali dengenin kaybolması ile olur. Zevalin gerçekleşmesinin bir nedeni de sapmanın meydana gelmesidir. Bu sapma onu vahdet gölgesinden uzaklaştırır ki vahdetin gölgesi her şeyin bekasının ve sebatının sebebidir.
Bir şehrin (ya da ülkenin) yıkılması, zeval bulması da böyledir. O da söz konusu şehirde (veya ülkede) doğru yoldan, yani Allah’ın yolundan, diğer bir ifadeyle düzeni koruyan şeriattan sapma olgusunun meydana gelmesiyle gerçekleşir. Bir ülkenin yok edilmesinin, yıkılmasının vakti geldiğinde, bu ülkenin helak edilmeyi hakketmiş olması zorunludur. Bu da fısktır, yoldan ayrılmadır, Allah’a itaatten çıkmadır.
Allah’ın iradesi, söz konusu ülkeyi helak etmeye taalluk edince, bundan önce zorunlu olarak o ülkenin varlık içinde şımaran, nimetler içinde yüzen ileri gelenleri yoldan çıkarlar, azarlar, taşkınlık ederler. Allah’ın bahşettiği nimetleri olmaması gereken yerlerde kullanırlar. Bu Allah’ın emri ve takdiri ile olan bir şeydir. Çünkü onların istidatlarından ayrılmayan bir bedbahtlık vardır. İşte o zaman helak olmaları kaçınılmaz olur. “(Tevilat, 1.cilt, sh. 658) N.M.
rtfSndPly*11.103*
----------------------
11- Hud Suresi- Ayet 103