Veemmâ-lleżîne su'idû fefî-lcenneti ḣâlidîne fîhâ mâ dâmeti-ssemâvâtu vel-ardu illâ mâ şâe rabbuk(e)(s) ‘atâen ġayra mecżûż(in)
Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedi kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir.
Mutlu olanlar ise cennettedirler. Orada gökler ve yer durdukça duracaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu) ardı arası kesilmeyen bir ihsan olacak.
Hûd Suresi 108. ayet, ahiret saadetini ve cennet ehlinin ebedi ikametini tasvir etmektedir. Ayet, 'saadet', 'cennet', 'ebediyet' ve 'kesintisiz lütuf' gibi temel kavramlar üzerinden, Allah'ın rahmetinin sürekliliğini ve müminlere bahşettiği nimetin sonsuzluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sa'd' (سعد) kökünü, 'hayrın ve iyiliğin gerçekleşmesi' olarak açıklar. 'Su'idû' (سعدوا) kelimesi ise, Allah tarafından kendilerine saadet bahşedilen, bahtiyar kılınan kimseleri ifade eder. Ayetteki kullanımı, ahirette cennete nail olanların ilahi bir lütuf ile mutlu edildiklerini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'saadet'i (سعادة) 'hayatın iyi bir şekilde sona ermesi' veya 'insanın arzu ettiği şeye ulaşması' olarak tanımlar. Ayetteki 'su'idû' ifadesi, dünya hayatında iman ve salih amellerle Allah'ın rızasını kazanmış ve ahirette cennetle mükafatlandırılmış kişilerin nihai mutluluğunu ve bahtiyarlığını dile getirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cennet' (جنة) kelimesinin 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'cenn' (جن) kökünden geldiğini belirtir. Yoğun ağaçları ve bitki örtüsüyle yeri örttüğü için bu isim verilmiştir. Ayetteki 'el-Cennet' ise, müminlerin ahiretteki mükafat yeri olan, güzellikleri ve nimetleri gözlerden gizlenmiş olan bahçeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cennet' kelimesinin mecazi olarak 'bahçe' anlamında kullanıldığını ve Kur'an'da bu kelimenin genellikle ahiret yurdundaki mükafat mekanını ifade ettiğini belirtir. Hûd 108'deki kullanımı, mesud olanların varacağı nihai ve ebedi saadet yurdunu işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cennet' kavramının Kur'an'da sadece bir bahçe olmanın ötesinde, 'mutluluk, huzur ve ilahi lütuf' ile eş anlamlı hale geldiğini vurgular. Cennet, müminler için Allah'ın rızasına ulaşmanın ve O'nun nimetleriyle kuşatılmanın sembolüdür. Ayetteki bağlamda, bu, Allah'ın lütfuna mazhar olanların erişeceği nihai ve en yüksek mertebedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd' (خلود) kelimesini 'bir şeyin bozulmadan ve değişmeden uzun süre kalması' olarak açıklar. Ahiret bağlamında ise 'ebediyet' ve 'sonsuzluk' anlamına gelir. Ayetteki 'hâlidîne' ifadesi, cennet ehlinin cennetteki ikametlerinin kesintisiz ve sonsuz olacağını, hiçbir zaman oradan çıkarılmayacaklarını kesin bir dille belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hulûd'un 'beka' (kalıcılık) ve 'devam' (süreklilik) anlamlarını taşıdığını ifade eder. Cennet ehli için kullanılan 'hâlidîne' kelimesi, onların cennetteki varlıklarının ve nimetlerinin son bulmayacağını, ebediyen devam edeceğini vurgular. Bu, Allah'ın onlara bahşettiği lütfun en önemli boyutlarından biridir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'atâ' (عطاء) kelimesini 'vermek, bahşetmek' anlamındaki 'atâ' (أعطى) fiilinden türemiş bir masdar olarak açıklar. Ayetteki 'atâen' ifadesi, cennet nimetlerinin ve ebedi ikametin, Allah tarafından müminlere karşılıksız bir lütuf ve ihsan olarak verildiğini, onların bunu hak etmiş olsalar bile nihayetinde ilahi bir bağış olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'atâ' kelimesinin 'verilen şey' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına bahşettiği nimetler için kullanıldığını belirtir. Hûd 108'deki 'atâen gayra meczûz' ifadesi, cennet nimetlerinin sadece bir lütuf olmakla kalmayıp, aynı zamanda kesintisiz ve tükenmez bir lütuf olduğunu pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cezz' (جذ) kökünün 'kesmek, koparmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Meczûz' (مجذوذ) ise 'kesilmiş, bitirilmiş' demektir. Ayetteki 'gayra meczûz' (غير مجذوذ) ifadesi, cennet ehlinin alacağı lütfun ve nimetlerin asla kesilmeyeceğini, tükenmeyeceğini ve son bulmayacağını vurgular. Bu, cennetin ebedi ve kesintisiz nimetlerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cezz' kelimesini 'bir şeyi kökünden kesmek' olarak açıklar. 'Gayra meczûz' ifadesi, cennet nimetlerinin ve saadetinin, dünya nimetleri gibi geçici ve sonlu olmadığını, aksine sonsuz ve kesintisiz bir akış içinde devam edeceğini anlatır. Bu, Allah'ın lütfunun büyüklüğünü ve sürekliliğini gösterir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.108~
وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِى الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ عَطَاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
~ ~ ~
11.108 - Ve emmellezîne suıdû fefil cenneti hâlidîne fîhâ mâdâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuk, atâen ğayra meczûz.
Diyanet Meali:
11.108- Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedî kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.108- Amma mesut olanlar Cennettedirler, rabbinin dilediği müddetten başka Semavât ve Arz durdukça onlar onda muhalled kalacaklar, bir atâ ki kesilmesi yok
“Zıtlar âleminin felaketlerinden, oluş ve bozuluş âleminin arazlarından, zamanların ve maddenin hallerinin değişiminden emin olarak girin cennete” denmek istenmiştir.
“Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık…” ayeti kinin ne menem bir perde olduğunu gösterir. Ancak bundan sonra ilim ve yakinlik gelir. Sırf aşk, sevgi olan bu alemin kin, öfke, nefret gibi duygularla nuru gider.
Cennet ehlinin arasında çelişme ve zıtlaşma bulunmaz. Köşklerde, yüksek mertebelerde karşı karşıya otururlar. Makamları ebedi, zamandan beri olacaklardır.
“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara…altından ırmaklar akan cennetler…vaat etti.” Bunlar nefis cennetleridir. “…güzel meskenler…” fiil cennetlerinde tevekkül erbabının makamlarını vaat etti. Bunun delili de hemen sonrasında yer alan “Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür.” ifadesidir. Çünkü “rıza” sıfat cennetlerinde bulunan bir nimettir. “İşte…budur.” Yani rıza “büyük kurtuluştur.” Bunun nedeni rıza ehlinin Allah katında büyük bir saygınlığa sahip ve O’na çok yakın olmalarıdır.rtfSndPly*11.109*
Eğer rezilliklerden ve günahlardan sakındıysa ona kalp cennetini ve fiil tecellileri huzuru verilir.
Şayet kalp makamında sıfatlarından sakındı ise ona sıfat cennetleri verilir.
Eğer Allah’ta fena bulmak suretiyle kendi zatından ve varlığından sakındı ise ona da zat cenneti verilir.
Tevhid süluku yolunda nefsini öldürüp ve fani kılan, hevasından ölerek uzaklaşan kimselere “ölüler, demeyin” “Aciz miskinler” demeyin. “Bilakis…” onlar “diridirler…” Rableri katında gerçek bir hayatla, Allah’ın sonsuz, ebedi hayatıyla, zati huzurda Allah’ı müşahede etmekte ve buna güç yetirmektedirler. N.M.
11- Hud Suresi- Ayet 109