Ḣâlidîne fîhâ mâ dâmeti-ssemâvâtu vel-ardu illâ mâ şâe rabbuk(e)(c) inne rabbeke fa''âlun limâ yurîd(u)
Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedi olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır.
Onlar orada gökler ve yer durdukça duracaklar. Ancak Rabb'inin diledikleri başka. Çünkü Rabbin dilediğini yapandır.
Bu ayet, ahiret hayatındaki kalıcılığı ve Allah'ın mutlak iradesini vurgulamaktadır. 'Hulûd' kavramı ile ebediyetin süresi, 'semâvât ve arz' ile bilinen âlemin sınırları ve 'şâe' ile 'yurîd' kavramları ile de Allah'ın dileme ve yapma kudreti ele alınmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûd (خلود), bir şeyin bozulmadan ve değişmeden kalmasıdır. Kur'an'da ise genellikle ahiret yurdunda kalıcılığı ifade eder. Bu ayette 'hâlidîn' kelimesi, gökler ve yer durdukça sürecek olan bir kalıcılığı, yani ebediyeti anlatır, ancak Allah'ın dilemesi bu durumun istisnası olarak belirtilmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hulûd (خلود), Arap dilinde bir şeyin uzun süre kalması anlamına gelir. Kur'an'da ise bu kelime, ahiret bağlamında kullanıldığında, sonu olmayan bir kalıcılığı, yani ebediyeti ifade eder. Ayetteki 'hâlidîn' ifadesi, cennet veya cehennem ehlinin orada kalışının süresizliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hulûd' kavramı, genellikle ahiret hayatının temel bir özelliği olarak karşımıza çıkar. Bu, sadece uzun bir süre kalmak değil, aynı zamanda bir sonu olmaksızın devam eden bir varoluş halidir. Ayetteki 'hâlidîn' kelimesi, Allah'ın iradesi dışında, bu kalıcılığın mutlak ve kesintisiz olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Semâvât (سموات), semâ (سماء) kelimesinin çoğuludur ve yeryüzünün üzerindeki her şeyi ifade eder. Bu ayette 'mâ dâmeti'l-semâvât' ifadesi, bilinen âlemin varlığını ve süresini belirtmek için bir zaman zarfı olarak kullanılmıştır. Bu, bir şeyin çok uzun bir süre devam edeceğini mecazi olarak anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ (سماء), yukarıda olan her şeydir. Kur'an'da hem maddi gökyüzünü hem de mecazi olarak yüce makamları ifade eder. Ayetteki 'semâvât' kelimesi, 'arz' ile birlikte, evrenin bilinen tüm unsurlarını kapsayan bir ifade olup, kalıcılığın süresini belirten bir ölçüt olarak kullanılmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Arz (أرض), yeryüzü demektir. Kur'an'da genellikle 'semâvât' ile birlikte zikredilerek tüm kâinatı ifade eder. Bu ayette 'semâvât ve arz' ifadesi, bilinen evrenin varlığını ve süresini temsil eder ve ahiret hayatındaki kalıcılığın bu evrenin varlığına bağlı olduğu, ancak Allah'ın iradesinin bunun üzerinde olduğu vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Arz (أرض), yeryüzü, kara parçasıdır. Kur'an'da 'semâvât ve arz' terkibi, genellikle Allah'ın yaratma kudretinin ve mülkiyetinin kapsamını belirtmek için kullanılır. Bu ayette ise, 'mâ dâmeti'l-semâvât ve'l-arz' ifadesi, bir şeyin süresinin uzunluğunu ve devamlılığını anlatmak için kullanılan bir deyimdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şey' (شيء) kökünden gelen 'şâe' (شاء), Allah'ın bir şeyi irade etmesi, dilemesi anlamına gelir. Bu ayette 'illâ mâ şâe rabbuke' ifadesi, ahiret hayatındaki kalıcılığın mutlak olmadığını, Allah'ın dilemesiyle değişebileceğini, yani Allah'ın iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Meşîet (مشيئة), Allah'ın iradesidir. 'Şâe' fiili, Allah'ın mutlak kudretini ve dileme yetkisini ifade eder. Ayetteki istisna cümlesi, Allah'ın dilemesinin her türlü kuralın ve sürenin üzerinde olduğunu, O'nun iradesinin sınırsız olduğunu açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'şâe' fiili, Allah'ın mutlak ve sınırsız iradesini ifade eder. Bu, O'nun bir şeyi yaratma, değiştirme veya sona erdirme gücünü gösterir. Ayetteki 'illâ mâ şâe rabbuke' ifadesi, cennet ve cehennemdeki kalıcılığın bile Allah'ın iradesine bağlı olduğunu, O'nun dilemesiyle her şeyin mümkün olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İrâde (إرادة), bir şeyi istemek, murad etmektir. 'Yurîd' (يريد) fiili, Allah'ın bir şeyi yapmaya karar vermesini ve onu gerçekleştirmesini ifade eder. Ayetteki 'innâ rabbeke fe'âlün limâ yurîd' ifadesi, Allah'ın dilediği her şeyi yapmaya muktedir olduğunu, O'nun iradesinin fiile dönüştüğünü ve hiçbir engelle karşılaşmadığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İrâde (إرادة), bir şeyi talep etmek ve ona yönelmektir. Allah hakkında kullanıldığında, O'nun bir şeyi yaratma veya gerçekleştirme isteğini ifade eder. Ayetteki 'limâ yurîd' ifadesi, Allah'ın iradesinin mutlak olduğunu ve O'nun dilediği her şeyi gerçekleştirecek güce sahip olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'irâde' kavramı, Allah'ın aktif ve yaratıcı gücünü ifade eder. 'Yurîd' fiili, Allah'ın sadece dilemekle kalmayıp, dilediği şeyi fiilen gerçekleştirdiğini gösterir. Bu ayette, Allah'ın 'her istediğini yapan' olması, O'nun mutlak egemenliğini ve kudretini pekiştirir, hiçbir şeyin O'nun iradesinin dışında kalamayacağını belirtir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
11.107 - Hâlidîne fîhâ mâdâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuk, inne rabbeke fağ'âlul limâ yurîd.
Diyanet Meali:
11.107- Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedî olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.107- Onlar, orada Semavât ve Arz durdukça muhalled olacaklar ancak rabbinin dilediği müddet başka, çünkü rabbin dilediğini yapandır
Ayetteki gökler ve yerler, bu dünya ve bu gökler değildir. "O gün yeryüzü, başka yeryüzüne çevrilir, gökler de başkalaşır." (İbrahim, 14/48) Ahiret hayatının da kendine göre gökleri ve yeri olacaktır. Bu ise dünyadaki gibi sayılı bir eceli olmayıp, devamı da ahiret hayatının devamı gibi sonsuz olduğundan, gerçek anlamda bir ebediyet ifade ettiğinde şüphe yoktur.
Kur'an-ı Kerim'in cennet nimetleri ve cehennem azabıyla ilgili ayetlerine baktığımızda, inananların cennette inkarcıların da cehennemde ebedi kalacağı birçok ayette açıkça ifade edilmektedir.
Ayetlerde geçen "Rabbin dilemesi" ifadeleri şöyle anlaşılabilir:
a. Allah dilediğini yapmaya gücü yetendir. Bu konuda kendisini sınırlayacak hiçbir kimse yoktur. O'nun için hiçbir engel de söz konusu değildir; ancak müşrik ve inkarcıları affetmeyeceğini, bunların ebedî olarak cehennemde kalacağını açıkça bildirmiştir.
b. Günahkâr Müslümanlar ise belli bir süre cehennemde kaldıktan sonra, yüce Allah bunları oradan çıkartıp cennete yerleştirecektir. Bir hadisi Şerif’e göre, cehennemin günahkâr müminlere mahsus olan bir tabakası, bir zaman gelip boşalacaktır.
c. Cennetlikler, gökler ve yer daim oldukça, (yani sonsuza kadar) hepsi orada kalacaklar. Ancak Rabb ‘inin dilediği başka. Yani cennetin devamı ve ebediliği, Allah'ın vücub-i zatisi gibi kendinden değildir, Allah'ın dilemesine bağlıdır. Allah dilerse böyle olmayabilir. Ancak Allah Teala müminler için ebedi cennet dilemiştir. Onlar hakkındaki hüküm de böyledir. N.M.
rtfSndPly*11.108*
11- Hud Suresi- Ayet 108