Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe faḣtulife fîh(i)(c) velevlâ kelimetun sebekat min rabbike lekudiye beynehum(c) ve-innehum lefî şekkin minhu murîb(un)
Andolsun, biz Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da (müşrikler de) o Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Andolsun ki, Musa'ya kitabı verdik, yine de onda ihtilafa düşüldü. Eğer Rabbinden daha önce verilmiş bir karar olmasa idi, elbette haklarında hüküm verilmiş bitmişti. Muhakkak ki onlar, bundan kuşkulu bir şüphe içindedirler.
Hûd Suresi 110. ayet, Musa'ya verilen Kitap etrafında oluşan ihtilafı, ilahi takdirin bu ihtilafı ertelemedeki rolünü ve insanların Kitap hakkındaki derin şüphelerini ele almaktadır. Ayet, vahyin insan toplumu üzerindeki etkilerini ve bu etkilere karşı gösterilen tepkileri dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'îtâ'' kelimesinin 'vermek' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle Allah'ın lütuf ve ihsanı olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'â-teynâ' ifadesi, Allah'ın Musa'ya Kitap'ı bir lütuf olarak verdiğini, bu verişin bir karşılık beklemeksizin olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îtâ'' kelimesinin 'ulaştırmak' ve 'vermek' anlamlarını taşıdığını, ancak Kur'an bağlamında 'Allah'tan gelen bir ihsan' olarak öne çıktığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Kitap'ın ilahi bir kaynak tarafından insanlığa sunulduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-Kitâb' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'yazılı metin' veya 'ilahi vahiy' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise Musa'ya verilen Tevrat'ı kastettiğini, bu kitabın Allah'ın kelamını içerdiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kitâb' kelimesinin 'yazmak' kökünden geldiğini ve 'yazılı olan şey' anlamına geldiğini ifade eder. Kur'an'da ise 'Allah'ın vahyettiği metin' anlamında kullanıldığını, bu metnin hükümler ve bilgiler içerdiğini belirtir. Ayetteki 'el-Kitâb', ilahi bir rehber olarak sunulan Tevrat'ı temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Kitâb' kavramının Kur'an'da sadece bir metin olmaktan öte, ilahi bir iradeyi ve düzeni temsil ettiğini açıklar. Musa'ya verilen 'Kitâb', Allah'ın insanlara yol göstermek için gönderdiği, değişmez ve kesin hükümler içeren bir rehberdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihtilaf' kelimesinin 'bir konuda farklı görüşlere sahip olmak' veya 'anlaşmazlığa düşmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fahtulife fîhi' ifadesi, Musa'ya verilen Kitap'ın içeriği veya hükümlerine dair insanlar arasında ciddi ayrılıkların yaşandığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ihtilaf'ın 'bir şey hakkında zıt görüşler beyan etmek' olduğunu ve genellikle bir konuda uzlaşmaya varılamamasını ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Kitap'ın ilahi kaynağına veya yorumuna dair derin bir bölünmenin varlığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kelime' kelimesinin 'söz' veya 'vaat' anlamına geldiğini ve Kur'an'da bazen Allah'ın kesinleşmiş hükmünü ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kelimetun sebakat min Rabbike' ifadesi, Allah'ın daha önce takdir ettiği bir hükmün, ihtilafın hemen sonuçlanmasını engellediğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kelime'nin 'Allah'ın emri, hükmü veya vaadi' anlamlarına gelebileceğini açıklar. Bu ayetteki 'kelime', Allah'ın kullarına mühlet verme veya kıyamete kadar hükmü erteleme yönündeki ezelî takdirini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kadâ'' fiilinin 'bir işi bitirmek, hüküm vermek, karar kılmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'le-kudıye beynehum' ifadesi, eğer ilahi bir engel olmasaydı, Allah'ın ihtilaf edenler arasında derhal nihai hükmünü vereceğini ve bu ihtilafı sona erdireceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kadâ'' fiilinin Kur'an'da 'ilahi hüküm, takdir ve infaz' anlamlarında sıkça kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın adaletinin tecelli etmesi ve ihtilafın kesin bir kararla çözüme kavuşturulması anlamını taşır, ancak bu durum ilahi bir hikmetle ertelenmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şekk' kelimesinin 'bir şeyin doğruluğundan emin olmama, tereddüt etme' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fî şekkin minhu' ifadesi, insanların Musa'ya verilen Kitap'ın Allah katından olduğuna dair ciddi bir şüphe içinde olduklarını, bu şüphenin onları doğru yoldan alıkoyduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'şekk'in 'iki şey arasında tereddüt etmek, birini diğerine tercih edememek' olduğunu açıklar. Kur'an'da genellikle imanın zıddı olarak kullanılır. Bu ayetteki 'şekk', Kitap'ın hakikatine dair kesin bir inanç yerine, belirsizlik ve güvensizlik halini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şekk' kavramının Kur'an'da sadece bir bilgi eksikliği değil, aynı zamanda bir tür ahlaki körlük ve hakikati reddetme eğilimi olarak sunulduğunu belirtir. Ayetteki 'şekk', Kitap'ın ilahi mesajına karşı gösterilen direnci ve kalpteki imansızlığı yansıtır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.110~
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ فٖيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّهُمْ لَفٖى شَكٍّ مِنْهُ مُرٖيبٍ
~ ~ ~
11.110 - Ve lekad âteyna mûsel kitâbe fahtulife fîh, ve lev lâ kelimetun sebekat mir rabbike lekudıye beynehum, ve innehum lefî şekkim minhu murîb.
Diyanet Meali:
11.110- Andolsun, biz Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da (müşrikler de) o Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.110- Kasem olsun ki Musa’ya kitabı verdik de onda ihtilâf edildi, rabbinden bir kelime sebk etmiş olmasa idi elbette aralarında hüküm verilmiş bitmişti ve her halde onlar bundan kuşkulu bir şek içindedirler
---------------------
Hz. Mûsâ’nın Firavun ve adamlarına mucizelerle gönderilmiştir. Mûsâ Firavun’a karşı verdiği Tevhid mücadelesinden sonra İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkarıp Sina yarımadasındaki Tîh çölüne getirmeyi başardı. Burada Sina dağında kendisine Tevrat adındaki ilâhî kitap vahyedildi. İşte ayette Mûsâ’ya verildiği bildirilen kitap budur.
Ancak Hz. Mûsâ’nın ümmeti onun Firavun’a karşı verdiği mücadeleyi ve gösterdiği mucizeleri bilmelerine rağmen bu kutsal kitabı anlama ve uygulama hakkında ihtilâfa düştüler. Kitabın bazı hükümlerini gizleyenler, onu istedikleri yönde yorumlayanlar, kendi fikirlerini kutsal kitabın içine katarak bunun Allah tarafından gönderilmiş olduğunu ileri sürenler oldu.
“Daha önce verilmiş söz” den maksat, Allah’ın, kitap hakkında ihtilâfa düşenleri hemen cezalandırmayıp belirlenen zaman gelinceye kadar bekleyeceğine veya kıyamet gününe kadar onlara mühlet vereceğine dair sözüdür.
Bir başka görüşe göre “Allah’ın, peygamber gönderip hak din ile ilgili deliller göstermedikçe ve bunlar üzerinde düşünme imkânı vermedikçe kişiyi cezalandırmayacağına dair ezelî sözü” dür. İşte yüce Allah’ın önceden böyle bir sözü geçmemiş olsaydı suçluları hemen cezalandırır ve işlerini bitirirdi. Fakat O’nun isimlerinden biri de “çok sabırlı” anlamına gelen saburdur; acele etmez, ezelde takdir edilmiş olan zamanın gelmesini bekler, zamanı geldiğinde dilerse şiddetle cezalandırır ve suçluların işini bitirir. N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.111*
11- Hud Suresi- Ayet 111