Veakimi-ssalâte tarafeyi-nnehâri vezulefen mine-lleyl(i)(c) inne-lhasenâti yużhibne-sseyyi-ât(i)(c) żâlike żikrâ liżżâkirîn(e)
(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.
Hûd Suresi 114. ayet, namazın vakitlerini ve iyiliklerin kötülükleri giderme prensibini vurgulayan temel bir ahlaki ve ibadi talimattır. Ayet, 'salât', 'hasenât' ve 'seyyiât' gibi anahtar kavramlar üzerinden dinî yaşamın özünü ve sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salât kelimesi, lügatte 'dua' anlamına gelir. Şeriatta ise, belirli rükünleri ve şartları olan, Allah'a yöneliş ve tazim ifade eden özel bir ibadettir. Ayetteki 'akimi' (ikame et) emriyle birlikte, bu ibadetin düzenli ve eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi kastedilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salât, Arapların dilinde 'dua' ve 'istiğfar' manasına gelir. Kur'an'da ise bu kelime, Allah'ın emrettiği, belirli hareket ve sözlerden oluşan ibadet için mecazen kullanılmıştır. Ayetteki kullanımı, bu ibadetin vakitlerine riayet ederek kılınması gerektiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Salât, Kur'an'da Allah ile kul arasındaki dikey ilişkinin en somut ifadesidir. Kelimenin kökenindeki 'eğilme, yönelme' anlamı, ibadetin özündeki teslimiyet ve huşu halini yansıtır. Hûd 114'teki bağlamda, bu ibadetin belirli zaman dilimlerine (gündüzün iki ucu, gecenin zülüfleri) tahsis edilmesi, onun ritüelistik ve düzenli karakterini pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Taraf kelimesi, bir şeyin kenarı, ucu demektir. 'Tarafeyi' tesniye (ikil) olarak gelmiş olup, gündüzün iki ucunu, yani sabah ve akşam vakitlerini ifade eder. Bu, sabah namazı ve akşam namazı veya öğle namazı ile ikindi namazı gibi farklı yorumlara açık olmakla birlikte, genel olarak günün başlangıcı ve sonunu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Taraf, bir şeyin kenarı ve nihayetidir. Ayetteki 'tarafeyi' ifadesi, gündüzün iki kenarını, yani güneşin doğuşundan sonraki ve batışından önceki vakitleri kapsar. Bu, namaz vakitlerinin günün belirli ve ayrılmış dilimlerine yerleştirildiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zülef, 'zülfe' kelimesinin çoğuludur ve 'yakınlık' anlamına gelir. Gecenin zülüfleri, gündüze yakın olan ilk saatleridir. Bu, akşam namazı ve yatsı namazı vakitlerini kapsar. Ayetteki kullanımı, namazın sadece gündüzün uçlarında değil, gecenin başlangıcında da kılınması gerektiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zülfe, 'yakınlık' demektir. 'Zülef' ise gecenin gündüze yakın olan kısımlarıdır. Bu ifade, gecenin ilk saatlerinde kılınan namazlara işaret eder. Bu, akşam ve yatsı namazlarının önemini vurgular ve namazın günün farklı zaman dilimlerine yayılmasını sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (güzellik), bir şeyin kemal derecesine ulaşmasıdır. Hasenât ise, şeriat ve akıl tarafından güzel kabul edilen, sevap kazandıran fiillerdir. Ayetteki 'hasenât', özellikle namaz gibi ibadetleri ve genel olarak tüm salih amelleri kapsar. Bu iyiliklerin kötülükleri gidermesi, onların manevi arındırıcı gücünü ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hasenât, Allah katında makbul olan, sevap ve ecir getiren her türlü fiil ve sözdür. Bu ayetteki bağlamda, özellikle namazın ve diğer ibadetlerin, işlenen günahları ve hataları silme gücüne sahip olduğu vurgulanır. Bu, amellerin karşılıklı etkileşimini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hasenât, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir ve sadece ibadetleri değil, aynı zamanda ahlaki erdemleri ve toplumsal faydaları da içerir. Hûd 114'teki kullanımı, özellikle namazın bir 'hasene' olarak günahları temizleyici rolünü öne çıkarır. Bu, ibadetlerin sadece birer ritüel olmaktan öte, ahlaki bir dönüşüm aracı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyiât, 'seyyie' kelimesinin çoğulu olup, şeriat ve akıl tarafından çirkin ve kötü kabul edilen, günah olan fiillerdir. Ayetteki 'yüzhibne' (giderirler) fiiliyle birlikte, iyiliklerin kötülüklerin izlerini silme, onları affettirme gücüne sahip olduğu belirtilir. Bu, Allah'ın rahmetinin ve affediciliğinin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Seyyiât, işlenen günahlar, hatalar ve kusurlardır. Bu ayetteki bağlamda, namaz gibi 'hasenât'ın, bu 'seyyiât'ı ortadan kaldırma, yani günahların affına vesile olma özelliği vurgulanır. Bu, ibadetlerin sadece sevap kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda günahları temizleyici bir fonksiyonu olduğunu da gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Seyyiât, Kur'an'da genellikle Allah'ın rızasına aykırı olan, ahlaki ve manevi açıdan olumsuz sonuçlar doğuran eylemleri ifade eder. Hûd 114'te 'hasenât' ile zıt kutupta yer alması, iyiliklerin kötülükleri dengeleme veya giderme prensibini ortaya koyar. Bu, Kur'an'ın ahlaki sisteminde amellerin karşılıklı etkileşimine verilen önemi gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zikra, 'zikr' kelimesinden türemiş olup, hatırlatma, öğüt ve ibret anlamına gelir. Ayetteki 'lizzâkirîn' (öğüt alanlar için) ifadesiyle birlikte, bu ayetteki hükümlerin ve vaatlerin, düşünen, öğüt alan ve Allah'ı anan kimseler için bir hatırlatma ve yol gösterici olduğu belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr, hem kalple hem de dille hatırlama ve anma anlamına gelir. Zikra ise, bir şeyi hatırlatan, öğüt veren şeydir. Bu ayetteki 'zikra', namazın vakitleri ve iyiliklerin kötülükleri gidermesi gibi önemli hakikatlerin, akıl sahipleri için bir uyarı ve rehber olduğunu ifade eder.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.114~
وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَیِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّپَاتِ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِرٖينَ
~ ~ ~
11.114 - Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefem minel leyl, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikrâ lizzâkirîn.
Diyanet Meali:
11.114- (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.114- Hem namaz kıl gündüzün taraflarından ikisinde ve gecenin gündüze yakın saatlerinde, çünkü hasenat, seyyiatı giderir, bu, idraki olanlara bir öğüttür
Gündüzün ve gecenin iki ucunda…namaz kıl.” Namaz insana her an taarruzda bulunan duyuların kapısını kapatmak için fırsat sunar. Kalbi meşgul edecek ve himmetini dağınıklıktan kurtaracak şeylerden birliği-cem halini sağlayacak vakitler olmalıdır. Namazın nuru karanlığı, bulanıklığı siler. “İyilikler kötülükleri giderir” bu demektir. Hatta beş vakit namaz, arada meydana gelebilecek küçük günahlara kefaret olur.
“Muhakkak ki, namaz, çirkin ve kötü şeylerden uzak tutar” Ankebut/45
İdraki olanlara öğüt verilir. “Din Nasihattir!” Hadis-i Şerif İdraki, yakin gözü açılmayanlar için deneme-yanılma söz konusudur. İçinde aldatma duygusu olmayan, halis kalpli kişilere nasih ya da Nasuh denir. İçten, samimi tövbelere ise “Nasuh tövbesi” denmiştir.
Namazı zikredilen vakitlerde kılmak yani gündüzün her iki tarafı ve gecenin saçaklarında kılınması. Ne demek?
İkisi gündüzün taraflarında, üçü gecenin etekleri, züleflerinde yani “gündüze yakın olan saatlerde kılın” denmek isteniyor.
Öğle ve ikindi namazlarına “tarafeyi’n nehar- gündüzün tarafları” denir. Sabah-akşam-yatsı ise “zülefen mine’l leyl- gecenin uçları-etekleri” denir. Yine de namazların böyle tasnif edilmesinde ihtilaf olsa da en çok kabul gören bu görüştür.
Güneş tam tepedeyken namaz emredilmez. Salat varlığı gerektirir. Bu halde kulun varlığı olmaz.
rtfSndPly*11.115*
11- Hud Suresi- Ayet 115