Vemâ kâne rabbuke liyuhlike-lkurâ bizulmin veehluhâ muslihûn(e)
Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.
Senin Rabbin, halkları iyi ve ıslahatçı iken, o memleketleri haksız yere helak edecek değildir.
Bu ayet, Allah'ın adaletini ve kullarına karşı muamelesini vurgulamaktadır. Temel olarak, Rabbinin bir topluluğu haksız yere helak etmeyeceğini, bilakis onların ıslah edici olmaları durumunda helak edilmeyeceklerini ifade eder. Ayet, ilahi adalet, helak ve ıslah kavramları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen 'terbiye etmek, bir şeyi kemale erdirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, Allah'ın kullarını gözetip terbiye eden, onlara hükmeden ve onları helak etme yetkisine sahip olan yüce varlık olduğunu vurgular. Bu bağlamda, Rabbin adaletle hükmettiği ve haksız yere helak etmeyeceği anlaşılır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, mürebbi, mutasarrıf' gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kainatın ve özellikle de şehirlerin halkının mutlak sahibi ve yöneticisi olduğunu, dolayısıyla onların akıbetleri hakkında adil bir karar vereceğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'helak' kelimesinin 'yok olmak, mahvolmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'li-yühlike' (helak etmesi için) ifadesi, Allah'ın bir şehri veya topluluğu, onların işledikleri zulümler sebebiyle tamamen ortadan kaldırması eylemini anlatır. Ancak ayet, bu helakın 'zulüm' olmaksızın gerçekleşmeyeceğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'helak' kelimesinin Kur'an'da bazen 'azapla yok etmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın bir topluluğu haksız yere, yani onların ıslah edici olmalarına rağmen helak etmeyeceği, dolayısıyla helakın ancak bir sebep (zulüm) ile vuku bulacağı mecazını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'helak' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi bir ceza olarak, toplumsal düzenin bozulması ve Allah'ın emirlerine karşı gelme sonucunda ortaya çıkan bir yok oluşu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'li-yühlike' fiili, bu ilahi cezanın ancak belirli şartlar altında (zulümle) gerçekleşeceğini, aksi takdirde Allah'ın adaletinin buna müsaade etmeyeceğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'karye' kelimesinin 'toplanma yeri, şehir' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki çoğul formu olan 'el-kurâ', genel olarak yerleşim yerlerini, şehirleri ve kasabaları ifade eder. Bu bağlamda, Allah'ın helak etmeyeceği varlıkların sadece bireyler değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın merkezi olan şehirler ve onların halkları olduğu vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'karye' kelimesinin 'insanların toplandığı yer' olarak tanımlandığını ifade eder. Ayetteki 'el-kurâ' ifadesi, Allah'ın adaletinin sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de tecelli ettiğini, bir şehrin halkının genel durumunun helak kararı üzerinde etkili olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesinin 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' veya 'hakkı çiğnemek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi-zulmin' ifadesi, Allah'ın bir topluluğu haksız yere, yani onların herhangi bir zulmü olmaksızın helak etmeyeceğini, dolayısıyla helakın ancak bir zulüm karşılığında gerçekleşebileceğini vurgular. Bu, Allah'ın adaletinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulüm' kavramının Kur'an'da hem Allah'a karşı işlenen günahları (şirk gibi) hem de insanlar arası haksızlıkları kapsayan geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu açıklar. Ayetteki 'bi-zulmin' ifadesi, Allah'ın helak etme eyleminin asla keyfi olmadığını, aksine helakın ancak toplumsal veya bireysel düzeyde işlenen büyük haksızlıklar ve günahlar sonucunda vuku bulabileceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ıslah' kelimesinin 'fesadın zıddı' olduğunu ve 'bir şeyi düzeltmek, iyi hale getirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'muslihûn' (ıslah ediciler) ifadesi, şehir halkının kendi aralarında ve Allah ile ilişkilerinde doğru ve yapıcı bir tutum içinde olmalarını, bozgunculuk yapmamalarını ifade eder. Bu durum, onların helak edilmemelerinin temel şartıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ıslah' kavramının Kur'an'da hem bireysel hem de toplumsal düzeyde iyileşmeyi, düzeltmeyi ve barışı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'muslihûn' kelimesi, şehir halkının sadece kendileri için değil, toplum için de faydalı, yapıcı ve adil bireyler olmaları durumunda Allah'ın onları helak etmeyeceğini vurgular. Bu, ilahi rahmet ve adaletin bir yansımasıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ıslah' kelimesinin 'bozukluğu gidermek, düzeltmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'muslihûn' kelimesi, şehir halkının fesat ve bozgunculuktan uzak durarak, iyiliği emredip kötülükten sakındıran, toplumsal düzeni koruyan bir yapıda olmalarını anlatır. Bu nitelik, onların ilahi azaptan korunmalarının bir sebebidir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
11.117- Rabbin de o memleketleri ahalisi muslihler iken zulüm ile helâk edecek değildi ya
Helak: bu söz Kur’an’da sekiz ayette geçer. Manaları şunlardır: bir şeyi şekil değişikliğine uğratarak yok etmek, bir şeyin varlığının ortadan kalkması, ölmek ya da öldürmek. Kısaca C. Hakkın yeryüzüne müdahalesidir.
Kişi ya da toplumlar isyankâr bir tutum izlemeleri, dolayısıyla ahlaki bir değişim geçirmeleri ve çevreye de zarar verme durumunda helak edilme gündeme gelir. Bozulan dengenin yeniden düzeltilmesidir.
Kötülük kişisel ise helak da kişiyle alakalıdır. Ama umumi ise hüküm de umumi olur.
Kötüler kötülüklerini yaymaya başladıkları zaman iyiler de karşı durumda mücadele etmek zorundadırlar. Yoksa “aman sende”cilikle herkes kabuğuna çekilirse cemiyet gittikçe bozulur. Geçmişte yaşanan ve kıssalar yoluyla anlatılanlar iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, tevhit ile şirkin mücadelesidir. Madde dünyası zıtlıktır ve ikiliktir. Tekliğe geçmek zordur. Zihnin, kalbin eğitilmesi şarttır.
Allah, insanoğlundan yaratılış-zuhur, esnasında yalnız kendisini Rab olarak tanıyacağı ve yalnız kendisine ibadet edeceği konusunda söz almıştır. Bu dünya hayatında insanlar, yaratılış-zuhur, esnasında verdikleri bu sözü ne zaman unutmuşlar ve kâinattaki iman delillerini görmezden gelmişlerse o zaman Allah Teâlâ, onlara unuttukları bu hakikati hatırlatacak uyarıcılar göndermiştir.
Allah Teâlâ hiçbir toplumu, onlara doğru ile yanlışın neler olduğunu haber vermeden asla cezalandırmamıştır. Çünkü bu Allah’ın adaletine aykırıdır. Peygamber bulunmayan toplumlar da isyankârlıkta aşırıya gidip artık cezalandırılmayı hak edince, öncelikle büyük helakin habercisi niteliğinde bazı küçük cezalarla uyarılırlar. Bu cezalar öncelikle “yoksulluk ve darlık” sıkıntılarından oluşur. Bundan gerekli mesajı almayıp isyankârlığa devam edenler, helâke adım adım yaklaştırılırlar. Bu sefer tam tersi bolluk içerisinde bir hayata kavuşturularak, bir süre bununla oyalandırılırlar. Ve sonrasında ise ansızın Allah’ın helâkına yakalanarak işleri bitirilir. N.M.
rtfSndPly*11.118*
----------------------
11- Hud Suresi- Ayet 118