Vekullen nekussu ‘aleyke min enbâ-i-rrusuli mâ nuśebbitu bihi fu-âdek(e)(c) vecâeke fî hâżihi-lhakku vemev'izatun veżikrâ lilmu/minîn(e)
(Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
Peygamberlere ait haberlerden kalbini yatıştıracak olanlardan her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da sana bir hakikat, müminlere de bir öğüt ve ibret gelmiştir.
Bu ayet, peygamber kıssalarının Hz. Muhammed'in kalbini pekiştirmedeki rolünü vurgularken, aynı zamanda bu kıssaların hakikati, öğüdü ve hatırlatmayı müminlere ulaştırdığını ifade etmektedir. Ayet, kıssaların işlevselliği ve Kur'an'ın rehberlik niteliği üzerine odaklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kasas (قصص) kelimesi, bir şeyin izini takip etmek anlamına gelir. Bir haberi anlatmak da, o haberin izini takip ederek onu aktarmak demektir. Ayetteki 'nakussu' (نقص) fiili, peygamberlerin haberlerini, onların izlerini takip ederek, yani doğru ve eksiksiz bir şekilde aktardığımızı ifade eder. Bu, kıssaların sadece birer hikaye değil, aynı zamanda gerçek olayların aktarımı olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kasas (قصص) kelimesi, 'bir şeyi bir şeye eklemek' anlamından gelir. Bir haberi anlatmak, o haberin parçalarını birbirine ekleyerek bir bütün oluşturmaktır. Ayetteki 'nakussu' (نقص) fiili, Allah'ın peygamber kıssalarını bir bütün halinde, birbirini tamamlayacak şekilde anlattığını ve bu anlatımın bir amacı olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kasas (قصص) fiili, Kur'an'da genellikle geçmiş olayların, peygamberlerin ve ümmetlerin haberlerinin aktarılması anlamında kullanılır. Bu aktarım, sadece bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda ibret ve öğüt içerir. Ayetteki 'nakussu' (نقص) fiili, bu kıssaların Hz. Peygamber'e özel bir amaçla, yani kalbini pekiştirmek için anlatıldığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebât (ثبات), bir şeyin yerinde sağlam durması, sarsılmaması demektir. 'Nusebbitu' (نثبت) fiili, Allah'ın peygamber kıssaları aracılığıyla Hz. Muhammed'in kalbini, yani imanını ve azmini güçlendirdiğini, onu zorluklar karşısında sarsılmaz kıldığını ifade eder. Bu, kıssaların psikolojik ve manevi bir destek işlevi gördüğünü gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sebât (ثبات), bir şeyin sağlam ve sabit olmasıdır. Ayetteki 'nusebbitu' (نثبت) fiili, peygamberlerin yaşadığı zorlukların ve onların sabırlarının anlatılmasının, Hz. Peygamber'in kendi tebliğ sürecinde karşılaşacağı sıkıntılara karşı direncini artırdığını ve kalbini mutmain kıldığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sebât' (ثبات) kavramı, genellikle iman ve kararlılıkla ilişkilendirilir. Bir müminin zor zamanlarda dahi inancında sebat etmesi, onun manevi gücünü gösterir. Ayetteki 'nusebbitu' (نثبت) fiili, peygamber kıssalarının, Hz. Muhammed'in peygamberlik görevini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu bu manevi sebatı sağladığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fuâd (فؤاد), kalbin iç kısmıdır ve genellikle duyguların, düşüncelerin ve idrakin merkezi olarak kabul edilir. Ayetteki 'fuâdeke' (فؤادك) kelimesi, peygamber kıssalarının Hz. Muhammed'in sadece zihnine değil, aynı zamanda duygusal ve ruhsal dünyasına da hitap ettiğini, onu derinden etkileyerek güçlendirdiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fuâd (فؤاد), kalbin en derin ve hassas kısmıdır. Kalp (قلب) genel anlamda kullanılırken, fuâd (فؤاد) daha çok idrak ve hislerin merkezi olarak öne çıkar. Ayette 'fuâdeke' (فؤادك) kelimesinin kullanılması, peygamber kıssalarının Hz. Peygamber'in iç dünyasında derin bir etki yaratarak onu manen güçlendirdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fuâd (فؤاد), kalbin ateşlenmiş, ısınmış hali olarak da açıklanır. Bu, duygusal yoğunluğu ve canlılığı ifade eder. Ayetteki 'fuâdeke' (فؤادك) kelimesi, peygamber kıssalarının Hz. Peygamber'in kalbinde bir canlılık, bir şevk ve bir azim uyandırdığını, onu tebliğ görevine daha güçlü bir şekilde bağladığını ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hak (حق), bir şeyin sabit ve doğru olması, gerçeğe uygun olmasıdır. Ayetteki 'el-hakku' (الحق) kelimesi, peygamber kıssaları ve Kur'an'ın getirdiği mesajın mutlak gerçek olduğunu, şüphe götürmez bir hakikat olduğunu ifade eder. Bu, kıssaların sadece anlatı değil, aynı zamanda ilahi bir gerçekliği taşıdığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hak (حق), varlığı sabit olan, doğru olan ve gerçeğe uygun düşen her şeydir. Ayetteki 'el-hakku' (الحق) kelimesi, peygamber kıssalarının ve bu ayetlerin, Allah katından gelen, değişmez ve şaşmaz bir hakikati temsil ettiğini vurgular. Bu hakikat, müminler için bir rehber ve dayanak noktasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hak' (حق) kavramı, genellikle Allah'ın varlığı, birliği, adaleti ve gönderdiği vahiylerin doğruluğu ile ilişkilendirilir. Ayetteki 'el-hakku' (الحق) kelimesi, peygamber kıssalarının ve Kur'an'ın, Allah'ın mutlak hakikatini yansıttığını ve bu hakikatin insanlara yol gösterici olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'z (وعظ), bir kimseye iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ve kalbini yumuşatacak sözler söylemektir. Ayetteki 'mev'izetun' (موعظة) kelimesi, peygamber kıssalarının müminler için sadece bilgi değil, aynı zamanda kalpleri etkileyen, onları doğru yola sevk eden ve hatalardan sakındıran birer öğüt olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Va'z (وعظ), bir şeyi hatırlatarak uyarmak ve nasihat etmektir. Ayetteki 'mev'izetun' (موعظة) kelimesi, peygamber kıssalarının, geçmiş ümmetlerin akıbetlerini hatırlatarak müminleri uyardığını ve onlara doğru davranışlar konusunda yol gösterdiğini belirtir. Bu, kıssaların pratik bir rehberlik işlevi gördüğünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), bir şeyi akılda tutmak, hatırlamak veya hatırlatmak demektir. Ayetteki 'zikrâ' (ذكرى) kelimesi, peygamber kıssalarının müminlere Allah'ın ayetlerini, geçmiş ümmetlerin durumlarını ve ahiret gerçeğini hatırlattığını ifade eder. Bu hatırlatma, gafletten uyanmayı ve doğru yola yönelmeyi sağlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zikrâ (ذكرى), bir şeyden ibret almak ve onu akılda tutmaktır. Ayetteki 'zikrâ' (ذكرى) kelimesi, peygamber kıssalarının, müminlerin geçmişten ders çıkarmalarını, hatalardan kaçınmalarını ve Allah'ın emirlerine uymalarını sağlayan birer ibret ve hatırlatma olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zikr (ذكر) kavramı, Kur'an'da hem hatırlama hem de anma anlamlarında kullanılır. 'Zikrâ' (ذكرى) ise daha çok bir uyarı ve ibret alma amacıyla yapılan hatırlatmayı ifade eder. Ayetteki 'zikrâ' (ذكرى) kelimesi, peygamber kıssalarının müminlerin kalplerinde Allah'ı ve ahireti canlı tutan, onları gafletten koruyan bir işlev gördüğünü vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.120~
وَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهٖ فُؤَادَكَ وَجَاءَكَ فٖى هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِنٖينَ
~ ~ ~
11.120 - Ve kullen nekussu aleyke min embâir rusuli mâ nusebbitu bihî fuâdek, ve câeke fî hâzihil haggu ve mev'ızatuv ve zikrâ lilmué'minîn.
Diyanet Meali:
11.120- (Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.120- Peygamberlerin haberlerinden kalbini tespit edeceğimiz her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz, bu sürede de sana hak ve mü'minlere bir mev'ıza ve tezkir geldi
Davet genel olsa da herkese faydalı olmaz. Faydalı olması için istidat sahibi olmalıdır. Yani kalbi yumuşak, fıtratı sağlam olan öğüdü alır. Etkilenir.
Rabbinden perdelenmiş, kalbi katı olanlar öğütten kaçar.
Cüz’i kabiliyet sahipleri için şeriat kuralları yeterlidir. Dairenin en dışı sayılan kurallara, ibadetlere gücü yeter. Nefis mertebelerinde öğüt ve nasihat geçerli olmaya başlar. Duygularına, gönlüne hitap eder. Ayetlerin gereği ile yaşamaya çalışır.
Mürid, irade eden demektir. Müritlik için sağlam irade şarttır. Kendini görmenin, tanımanın zorlukları vardır. Perdelerin açılması için kavi, kalbin halim olması gerekir. C. Hakkın öğüdünü, zikrini tutmak için gerçek bir idrak lazımdır.
11- Hud Suresi- Ayet 121