İllâ men rahime rabbuk(e)(c) veliżâlike ḣalekahum(k) vetemmet kelimetu rabbike leemleenne cehenneme mine-lcinneti ve-nnâsi ecme'în(e)
(118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin "Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu.
Bu ayet, Allah'ın rahmetinin ve yaratılış amacının yanı sıra, cehennemin cinler ve insanlarla doldurulacağına dair ilahi sözün kesinliğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, ilahi rahmetin istisnai doğasını, yaratılışın hikmetini ve Allah'ın vaadinin gerçekleşmesini dilbilimsel ve semantik derinliğiyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir duygudur. Allah'a nisbet edildiğinde ise, O'nun lütuf ve ihsanıdır, kullarına acıması ve onlara iyilik etmesidir. Ayetteki 'mân raḥime rabbuke' ifadesi, Allah'ın özel rahmetine mazhar olanların ayrılıktan kurtulacağını, bu rahmetin ilahi bir seçimi ifade ettiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biridir ve O'nun yaratılmışlara karşı olan şefkatini, merhametini ve bağışlayıcılığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın rahmetinin, insanların ayrılığa düşmesinden bir istisna teşkil ettiğini, bu rahmetin ilahi iradeyle belirli kullara yöneldiğini ve onları doğru yola ilettiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Halk (yaratma), bir şeyi yoktan var etmek veya bir şeyi belirli bir ölçü ve düzene göre meydana getirmektir. Ayetteki 've li-zâlike halaqahum' ifadesi, Allah'ın insanları, ayrılığa düşmelerine rağmen, bu ayrılığın bir hikmeti olarak veya rahmetine mazhar olanları ayırmak için yarattığını, yani yaratılışın bir amacının olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Halk, bir şeyi takdir etmek, ölçmek ve sonra onu icat etmektir. Allah'ın yaratması, O'nun ilim ve kudretinin bir tezahürüdür. Ayetteki 'li-zâlike halaqahum' ifadesi, yaratılışın rastgele olmadığını, aksine ilahi bir plan ve hikmetle, belki de insanların imtihan edilmesi ve rahmete layık olanların ayrılması gibi bir amaçla gerçekleştiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Temâm, bir şeyin noksansız olarak sona ermesi ve kemale ermesidir. Ayetteki 've temmet kelimetu rabbike' ifadesi, Allah'ın cehennemi dolduracağına dair sözünün kesinleştiğini, bu vaadin geri dönülmez bir şekilde gerçekleşeceğini ve hiçbir şüpheye yer bırakmadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Temâm, bir şeyin son haddine ulaşması ve eksiklikten arınmasıdır. Allah'ın kelimesinin tamamlanması, O'nun vaadinin mutlak surette gerçekleşeceği anlamına gelir. Bu ayette, cehennemin doldurulacağına dair ilahi sözün, Allah'ın kudret ve iradesiyle kesinleştiğini ve kaçınılmaz olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kelime, genellikle anlam ifade eden tek bir lafızdır. Ancak Kur'an'da Allah'a nisbet edildiğinde, O'nun hükmünü, vaadini, emrini veya yaratma buyruğunu ifade eder. Ayetteki 'kelimetu rabbike', Allah'ın cehennemi dolduracağına dair kesin ve değişmez vaadini, yani ilahi hükmünü belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kelime, Kur'an'da sadece sözcük anlamında değil, aynı zamanda ilahi iradeyi, hükmü ve takdiri ifade eden geniş bir anlama sahiptir. 'Kelimetu rabbike' ifadesi, Allah'ın mutlak ve değişmez iradesinin bir tecellisi olarak, cehennemin cinler ve insanlarla doldurulacağına dair kesin hükmünü ve vaadini temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cehennem, ahiretteki azap yurdunun adıdır. Arapça'da derin çukur anlamına gelen 'cehennem' kelimesi, Kur'an'da kafirlerin ve isyancıların ebedi azap göreceği yer olarak kullanılır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın vaadinin, bu azap yurdunun belirli bir amaçla doldurulacağını kesinleştirdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cehennem, Kur'an'da zikredilen azap mekanlarından biridir ve genellikle en şiddetli azabın yeri olarak tasvir edilir. Ayetteki 'lâemle'anne cehenneme' ifadesi, Allah'ın bu azap yurdunu, belirli bir sayıya ulaşacak olan cin ve insanlarla doldurma iradesinin kesinliğini ve bu vaadin gerçekleşeceğini vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.119~
اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَپَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعٖينَ
~ ~ ~
11.119 - İllâ mer rahime rabbuk, ve lizâlike halekahum, ve temmet kelimetu rabbike leemleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmeîn.
Diyanet Meali:
11.119- (118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.119- Ancak rabbinin rahmetiyle yarlıgadığı kimseler müstesna ve onun içindir ki onları halk etti ve rabbinin şu kelimesi tamam oldu, ahdim olsun Cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım.
Çünkü cehennem varlık mertebelerinden biridir. Bu bakımdan cehennemi iptal etmek, tatil etmek, mümkün olmasına rağmen yokluğun belirsizliğinde bırakılması hikmete uygun değildir.
C. Hak elbette herkese hidayetini verirdi. Bu ise hikmete aykırıdır. Çünkü tek bir tabiat üzere kalınırdı. Mertebeler zuhur etmezdi. Alemdeki mertebelerin çoğunun erbabı kalmazdı. Alemde ihtiyaç duyulan düşük dereceli işler yürümezdi. Her şey birbirinin varlığına muhtaçtır. İstidatlar güçlü-zayıf- saf-bulanık olarak farklı olmaları gerekmiştir.
“Cinler arza ait nefislerdir. Latif bedenleri vardır. Unsûri bedenlere bürünmelerinden, dolayısıyla bu anlamda insanlara benzemelerinden dolayı insanlarla birlikte “sakaleyn” (iki ağırlıklı topluluk- nefis cinleri ve beden insanları) diye isimlendirilmiştir. Bu yüzden insanların Kur’an’la hidayete ermeleri mümkün olduğu gibi cinlerin de mümkündür” (Tevilat, 2. Cilt, sh.392)
“Cinler bedensel aletlerden yoksun olmakla birlikte lezzetlere ve şehvetlere yönelik güçlü eğilimleri ve istekleri vardır. Onların müslüman olmaları sadece azaba uğramalarını engeller. Bu da gösterir ki bu bedensel kuvvetlerin akli külli anlamlardan, nurani heyetlerden ve kutsi lezzetlerden nasipleri yoktur. Ancak, boyun eğmeleri ve sırra bağlanmaları bunların maddi elemlerinden ve isteklerinden kurtulmalarını sağlar. Bazı müfessirler -şayet sahihse- “Cinler için sevap yoktur!” demişlerdir.”
(Tevilat, 2. Cilt, sh. 394)
rtfSndPly*11.120*
11- Hud Suresi- Ayet 120