Kâle yâkavmi eraeytum in kuntu ‘alâ beyyinetin min rabbî veâtânî rahmeten min ‘indihi fe'ummiyet ‘aleykum enulzimukumûhâ veentum lehâ kârihûn(e)
Nuh dedi ki: "Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şayet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz halde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?"
Nuh dedi ki; "Ey kavmim! Peki şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O, bana kendi tarafından bir rahmet bahşetmişse, size de onu görecek göz verilmemişse biz, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?"
Bu ayet, Nuh (a.s.)'ın kavmine hitabını ve tebliğindeki temel argümanlarını dilbilimsel bir derinlikle sunmaktadır. Özellikle 'beyyine', 'rahmet' ve 'ummiyet' kelimeleri, peygamberliğin ispatı, ilahi lütuf ve kavmin körlüğü arasındaki ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyyine, bir şeyin açıklığını ve vuzuhunu sağlayan delil demektir. Ayetteki kullanımı, Nuh'un peygamberliğinin doğruluğunu gösteren, şüpheye yer bırakmayan ilahi bir kanıtı ifade eder. Bu, sadece bir iddia değil, aynı zamanda kavmi ikna etmeye yönelik somut bir ispattır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beyyine, 'hüccet' ve 'burhan' anlamındadır. Nuh (a.s.)'ın 'Rabbimden bir beyyine üzereyim' ifadesi, onun peygamberliğinin Allah tarafından verilen açık bir delile dayandığını, dolayısıyla kavminin onu yalanlamasının temelsiz olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Beyyine, Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği mucizeler, açık deliller ve ilahi mesajın kendisi için kullanılan merkezi bir kavramdır. Nuh'un bu kelimeyi kullanması, kendi tebliğinin ilahi bir kaynağa ve açık bir hakikate dayandığını vurgular, bu da kavminin inkârını daha da anlamsız kılar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, Allah'tan geldiğinde ihsan ve nimeti ifade eder. Ayetteki 'rahmeten min indihî' ifadesi, Nuh'a verilen peygamberlik görevinin ve hidayet lütfunun Allah katından bir ihsan olduğunu, bu lütfun kavmi için de bir kurtuluş vesilesi olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahmet, Allah'ın kullarına yönelik şefkat ve merhametinin bir tezahürüdür. Nuh'a verilen rahmet, onun peygamber seçilmesi ve kavmini doğru yola çağırma yetkisidir. Bu, aslında kavmi için de bir rahmettir, zira doğru yolu gösteren bir elçiye sahip olmaları büyük bir nimettir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rahmet kelimesi, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın Nuh'a özel bir lütfu ve ihsanı olarak peygamberliği ve hidayeti ifade eder. Bu rahmet, aynı zamanda kavmin kurtuluşu için bir fırsat sunar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Umy (عمي) kökünden türeyen 'ummiyet', gözlerin kör olması veya bir şeyin gizlenmesi, anlaşılmaz hale gelmesi anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Nuh'un getirdiği açık delillerin ve ilahi rahmetin, kavmin inkârı ve inadı yüzünden onlar için görünmez ve idrak edilemez hale geldiğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fiilin meçhul sigada gelmesi, bu gizlenmenin kavmin kendi iradesiyle veya Allah'ın onların kalplerini mühürlemesiyle gerçekleştiğini düşündürür. Nuh (a.s.)'ın 'sizden gizlenmiş olsa' ifadesi, aslında delillerin açık olduğunu ancak kavmin onu görmezden geldiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Umy, hem fiziksel körlüğü hem de basiret körlüğünü ifade edebilir. Bu ayetteki 'ummiyet', kavmin manevi körlüğünü, yani hakikati idrak edememe durumunu anlatır. Nuh'un getirdiği apaçık delillerin ve rahmetin, onların kalplerindeki inat ve kibir perdesi yüzünden kendilerine kapalı kalmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İlzam, bir şeyi birine zorla kabul ettirmek, mecbur kılmak demektir. Nuh (a.s.)'ın bu sorusu, peygamberlerin görevinin tebliğ etmek olduğunu, ancak insanları zorla imana getirmek olmadığını vurgular. 'Hoşlanmadığınız halde sizi buna mecbur mu ederiz?' ifadesi, dinin zorlama olmadığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlzam, bir şeyi birine gerekli kılmak, ondan ayrılmaz hale getirmek anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Nuh'un kavmine, hakikati kabul etmeleri için zorlama veya baskı uygulamasının söz konusu olmadığını, imanın gönüllü bir kabul olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zorlama' (ikrah) kavramı, dinin temel prensiplerine aykırı görülür. Nuh'un bu sorusu, peygamberlik misyonunun ikna ve tebliğ üzerine kurulu olduğunu, zorla kabul ettirme olmadığını açıkça ortaya koyar. Bu, Kur'an'ın genel din özgürlüğü ilkesiyle de uyumludur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kerh (كره), bir şeyden nefret etmek, onu istememek ve ondan hoşlanmamak demektir. Ayetteki 've entüm lehâ kârihûn' ifadesi, kavmin Nuh'un getirdiği hakikate karşı içsel bir isteksizlik, hatta düşmanlık beslediğini gösterir. Bu durum, onların imana gelmelerini engelleyen temel faktörlerden biridir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kerh, kalbin bir şeyi kabul etmemesi, ondan tiksinmesi halidir. Nuh'un kavminin 'kârihûn' olması, onların sadece inanmamakla kalmayıp, aynı zamanda Nuh'un mesajından ve getirdiği dinden nefret ettiklerini, bu yüzden de zorla imana getirilemeyeceklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kerahat, bir şeye karşı duyulan olumsuz hissi, tiksintiyi ve hoşnutsuzluğu ifade eder. Nuh'un kavminin bu hali, onların hakikati idrak etmelerini engelleyen psikolojik bir bariyer oluşturur ve peygamberin tebliğ çabalarını boşa çıkarır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.28~
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖى وَاٰتٰینٖى رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهٖ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ
~ ~ ~
11.28 - Gâle yâ gavmi eraeytum in kuntu alâ beyyinetim mir rabbî ve âtânî rahmetem min ındihî feummiyet aleykum, enulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûn.
Diyanet Meali:
11.28- Nuh dedi ki: "Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şayet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?"
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.28- Ey kavmim! dedi: söyleyin bakayım reyiniz nedir? Eğer ben Rab’ımdan (bir beyyine) açık bir burhan üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet bahşetmiş de size onu görecek göz verilmemiş ise biz size onu istemediğiniz halde ilzam mı edeceğiz?
Nuh as’ın söylemek istediği şu idi:
“Nübüvvet makamının gerektirdiği yol ve yöntemler bizim aklımızın kullandığı gibi maddi değildir. Gizlidir.” Ama ilhamı kavramak, algılamak istiyorsak nefislerimizi tezkiye etmelidir. Yoksa dünya hayatının görünen yüzüyle iktifa ederek yaşar gideriz.
Sufiler delilden delilliye giderken ürün kaynağına benzer (bir şeyden kendine zıt bir şey çıkmaz) ilkesinden hareket eder.
Nuh as Rabbinden açık bir delil üzerine olduğunu söyledi. Bu da tebliğinin karşılığında onlardan hiçbir talebi olmamasıdır! Zaten bu sonraki ayette gelecektir… N.M.
----------------------
rtfSndPly*11.29*
11- Hud Suresi- Ayet 29