Veyâ kavmi lâ es-elukum ‘aleyhi mâlâ(en)(s) in ecriye illâ ‘ala(A)llâh(i)(c) vemâ enâ bitâridi-lleżîne âmenû(c) innehum mulâkû rabbihim velâkinnî erâkum kavmen techelûn(e)
"Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum."
"Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ve ben ona iman edenleri kovacak değilim. Onlar elbette Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
Hûd Suresi 29. ayet, Nuh peygamberin kavmine hitabını içermekte olup, tebliğ karşılığında dünyevi bir beklentisi olmadığını, müminleri dışlamayacağını ve kavminin cehaletini vurgulayan temel kavramlar etrafında şekillenmektedir. Ayet, peygamberlik görevinin ilahi bir sorumluluk olduğunu ve imanın ahiretle olan güçlü bağını dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mâl' kelimesini 'sahip olunan ve biriktirilen şey' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda Nuh (a.s.)'ın tebliğ karşılığında kavminden herhangi bir maddi beklentisi olmadığını, yani dünyevi bir karşılık talep etmediğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mâl' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'dünyalık, servet' anlamında kullanıldığını belirtir. Burada Nuh (a.s.)'ın, peygamberlik vazifesi için herhangi bir maddi çıkar peşinde olmadığını, yani bir ücret istemediğini mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecr'i 'bir işin karşılığı olan bedel' olarak açıklar. Ayette Nuh (a.s.)'ın tebliğ görevinin karşılığını sadece Allah'tan beklediğini, yani dünyevi bir ücret talep etmediğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ecr'in hem dünyevi hem de uhrevi karşılık için kullanılabileceğini belirtir. Bu ayette ise Nuh (a.s.)'ın 'ecr'inin sadece Allah katında olduğunu ifade ederek, uhrevi ve ilahi bir mükafat beklentisini dile getirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tard' kelimesini 'birini bulunduğu yerden uzaklaştırmak, kovmak' olarak açıklar. Ayette Nuh (a.s.)'ın, iman edenleri, yani zayıf ve fakir müminleri, kavminin isteği üzerine meclisinden kovmayacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tard'ın 'def etmek, uzaklaştırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Nuh (a.s.)'ın bu ifadesi, iman edenlere karşı ayrımcılık yapmayacağını, onları dışlamayacağını ve onlara sahip çıkacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lika'' kelimesini 'iki şeyin bir araya gelmesi' olarak tanımlar. Ayetteki 'mülâkû Rabbihim' ifadesi, müminlerin ahirette Rableriyle karşılaşacaklarını, yani O'nun huzuruna çıkacaklarını ve hesap vereceklerini mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'lika'' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'la karşılaşma' anlamında kullanıldığını ve bunun ahiret inancının merkezi bir unsuru olduğunu belirtir. Bu ayette, müminlerin Rableriyle karşılaşacakları vurgusu, onların ahiretteki durumlarının önemine işaret eder ve Nuh (a.s.)'ın onları kovmamasının gerekçelerinden birini oluşturur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cehl' kelimesini 'bilgisizlik, akılsızlık' olarak açıklar. Ayette Nuh (a.s.)'ın kavmini 'cahil' olarak nitelemesi, onların hakikati idrak edememelerini, peygamberin çağrısına karşı akılsızca davranmalarını ve iman edenlere karşı sergiledikleri tutumdaki basiretsizliklerini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cehl'in Kur'an'da sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda 'akılsızca ve sorumsuzca davranma' anlamında da kullanıldığını belirtir. Nuh (a.s.)'ın kavmine yönelik bu ifadesi, onların iman edenleri küçümsemeleri, peygamberin tebliğini reddetmeleri ve ahiret gerçeğini göz ardı etmelerindeki akılsızlığı ve basiretsizliği vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.29~
وَيَا قَوْمِ لَا اَسْپَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَا اَنَا بِطَارِدِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّٖى اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
~ ~ ~
11.29 - Ve yâ Kavmi lâ es'elukum aleyhi mâlâ, in ecriye illâ alallâhi ve mâ ene bitâridillezîne âmenû, innehum mulâgû rabbihim ve lâkinnî erâkum Kavmen techelûn.
Diyanet Meali:
11.29- "Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.29- Hem ey kavmim! Buna karşı ben sizden bir mal istemiyorum, benim ecrim ancak Allaha aittir ve ben o iman edenleri kovacak değilim, elbette onlar Rablarına kavuşacaklar ve lâkin ben sizi cahillik eder bir kavim görüyorum
rtfSndPly*11.30*
Nuh as mal, ücret yani karşılık istemediğini söylüyor. Ve kavmini cahillikle suçluyor. Nuh’un kavmi ilahlarını terk etmeme yönünde birbirlerini kışkırtmışlardır.
İbn’ül Arabi’ye göre Kavmin bu konuda düşüncesi Hz. Nuh’un “Putlarda Hakkın veçhini müşahededen men ettiği ve onları cem ayn’ında oldukları halde, farka davet etmesi” idi.
Yani zaten onlar doğru yolda idi. Çokluğa davet eden Nuh as idi!
Beyit:
“Kafirler, putların yüzüne secde ederler. Bütün yüzler senin tarafınadır, bütün yüzler senin tarafına…” Bu izah putperestliğin caiz olduğuna işaret etmez. Eğer bir kimse o görünme yerinin perde oluşuna ve put oluşuna ibadet etse kendi hayaline ve hevasına tapmış olur. Fakat bir kimse her mabudda ve her görünme yerinde sınırlama ve tayin olunmaksızın bir tek Ehad olan Allah Teâlâ’ya ibadet etse, o kimse arif ve keşf ehli olmuş olur. “
(Avni Konuk şerhi, Fusus’ul Hikem) İnsan şehadet kelimesini söylemekle yani dine adım atar. Allah’ın birliğine şahitlik eder. Dolayısıyla cahillikten bilmişliğe atlar.
Hakka arif olmayan kişi cahildir. Akıl hakikati görmekten perdelidir. Aklın hükmü ama (kör) olan birinin hükmüne benzer. A’manın yanında biri ses çıkarmadan otursa “Bu Hasan’dır ya da Hüseyin’dir” der. Gözü görseydi hakikat tek olduğundan “Hasan” dır diyecekti. N.M.
11- Hud Suresi- Ayet 30