Veyâ kavmi men yensurunî mina(A)llâhi in taradtuhum(c) efelâ teżekkerûn(e)
"Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?"
"Ey kavmim, ben onları etrafımdan kovacak olursam, Allah'dan beni kim kurtarabilir? Siz hiç düşünmez misiniz?"
Hûd Suresi 30. ayet, Hz. Nuh'un kavmine yönelik uyarısını ve onların taleplerine karşı duruşunu dilbilimsel bir derinlikle sunar. Ayet, 'kovmak', 'yardım etmek' ve 'düşünmek' gibi temel fiiller üzerinden ilahi adalet, peygamberlik görevi ve akletme sorumluluğu arasındaki ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر) kelimesi, birine yardım etmek, destek olmak ve düşmanına karşı galip gelmesini sağlamak anlamındadır. Ayetteki 'men yensurunî' ifadesi, Hz. Nuh'un, kavmini kovması durumunda Allah'ın azabına karşı kendisini kimin koruyacağını, kimin yardım edeceğini sorgulamasını ifade eder. Bu, ilahi desteğin önemine ve peygamberin dahi Allah'ın iradesi dışında bir güce sığınamayacağına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nasr (نصر), birine karşı galip gelmesine yardımcı olmak ve onu desteklemek demektir. Burada Hz. Nuh, kavmini kovarsa Allah'ın gazabına karşı kendisini kimin savunacağını, kimin ona yardım edeceğini mecazi bir dille sormaktadır. Bu, Allah'ın emrine karşı gelmenin sonuçlarının ağırlığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nasr kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın müminlere veya peygamberlere düşmanlarına karşı verdiği ilahi yardımı ifade eder. Bu ayette ise Hz. Nuh, kavmini kovması durumunda Allah'ın kendisinden desteğini çekeceği ve bu durumda kimsenin ona yardım edemeyeceği endişesini dile getirir. Bu, Allah'ın desteğinin koşullu olduğunu ve peygamberin dahi ilahi emirlere uymak zorunda olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tard (طرد), birini bir yerden uzaklaştırmak, kovmak demektir. Ayetteki 'in taradtuhum' ifadesi, Hz. Nuh'un, kavminin ileri gelenlerinin talebi üzerine fakir ve zayıf müminleri yanından uzaklaştırması durumunu varsayar. Bu, peygamberin, kavminin sosyal statüye dayalı ayrımcılık taleplerini reddettiğini ve ilahi adaletin herkes için geçerli olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tard (طرد), bir şeyi itmek, uzaklaştırmak ve kovmaktır. Hz. Nuh'un 'onları kovarsam' sözü, kavminin ileri gelenlerinin, iman eden fakirleri yanından uzaklaştırması yönündeki taleplerine karşı bir ret cevabı niteliğindedir. Bu, peygamberin, Allah katında insanların eşit olduğu ilkesine bağlılığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tard fiili, Kur'an'da genellikle Allah'ın rahmetinden veya bir yerden uzaklaştırma anlamında kullanılır. Bu ayette ise Hz. Nuh'un, kavminin isteği üzerine müminleri kendinden uzaklaştırması, yani onları kovması durumunu ifade eder. Bu, peygamberin, sosyal statüye dayalı ayrımcılığı reddederek ilahi adaleti savunduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), bir şeyi zihinde tutmak, hatırlamak ve düşünmek demektir. Tezekkür (تذكر) ise, bir şeyi tekrar tekrar düşünerek idrak etmeye çalışmaktır. Ayetteki 'efelâ tezekkerûn' ifadesi, Hz. Nuh'un kavmini, bu durumun sonuçları hakkında derinlemesine düşünmeye, akıllarını kullanmaya ve ibret almaya davet ettiğini gösterir. Bu, ilahi mesajın akıl ve tefekkür yoluyla anlaşılması gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tezekkür (تذكر), unutulan bir şeyi hatırlamak veya bir şeyi zihinde canlandırarak üzerinde düşünmektir. Hz. Nuh'un bu sorusu, kavminin, peygamberin uyarısının ciddiyetini ve kendi taleplerinin yanlışlığını idrak etmeleri için bir çağrıdır. Bu, Allah'ın ayetleri üzerinde düşünmenin ve doğru yolu bulmanın önemini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zikr ve tezekkür kavramları Kur'an'da genellikle Allah'ın ayetleri, geçmiş ümmetlerin kıssaları ve evrendeki işaretler üzerinde düşünmeyi, ibret almayı ifade eder. Bu ayette 'düşünmez misiniz?' sorusu, kavmin, peygamberin sözlerinin ardındaki ilahi gerçeği ve kendi eylemlerinin sonuçlarını akıllarıyla kavramaları için bir teşviktir. Bu, Kur'an'ın insanı sürekli tefekküre çağıran yapısını yansıtır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
11.30 - Ve yâ kavmi mey yensurunî minallâhi in taradtuhum, efelâ tezekkerûn.
Diyanet Meali:
11.30- "Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?" Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.30- Hem ey kavmim! Ben onları kovarsam Allahtan beni kim kurtaracak? Artık bir düşünmez misiniz?
Kavmin ileri gelenleri fakir müminlerle aynı mecliste olmayı içlerine sindiremiyorlardı. Baş başa konuşmak için Hz. Nuh’tan onları kovmasını istediler. “Onları kovarsam beni Allah’a karşı kim koruyabilir?” sorusu Nuh as’ın bunu kabul etmediğini gösterir.
Tasavvufta iki terim çok önemlidir. İ’tisam ve firar. Sufi bu iki durumdan biri olur.
İ’tisam, bir şeye yapışmak, tutunmak, dört elle sarılmaktır.
Firar ise kaçıştır. Din içinde kullanımı “Ya Allah’a kaçış ya da Allah’tan” kaçıştır.
Her iki durumda insanların mutlaka gerekçeleri olur. Allah’tan kaçmak için bahane arayan mutlaka bulur. Nuh’un kavmi de kendilerinden bir şey (ücret) istemeyen peygambere her davetinde başka gerekçeler sunmuşlardır. Bu defa ki fakirleri istememek gibi.
Sadece Nuh çağında değil bugün de zenginlik, makam, mevki ayrıştırıcı özelliktir. Bırakalım meclislerde fakirlerin kabul edilmediğini, mağazalar, okullar, tatil yerleri vs her şey ayrıştırlmış durumda. Zenginliğin akıl ve bilgi getireceği kabul edilmiş hüküm (kaziyye i müselleme) olmuş. Dünya zenginliğinin farklı bir bakış açısı getirdiğini görmekteyiz. Allah katında üstünlük takva iledir!
Sufi nefsini, özünü madde ile tanımaz ve tanıtmaz. Atarak gider. Tecerrüd etmek dünya ilgilerinden yeteri kadar faydalanmak demek. Yoksa perde üstüne perde oluşur.
Firarın çeşitleri vardır.
Avamın firarı: Allah’a hizmetlerin edeplerini bilmek onlarla amel etmeye kaçmak. “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar.” (Ayet) Hasların firarı: Haberden şuhuda, resim ve görüntüden asıla ve hazlardan tecride kaçıştır. Havas ehli Allah’tan başka hiçbir şeyin kendilerine yetmediği, O’nun dışında hiçbir şeyle mutlu olamayan insanlardır.
Havass ’ül havasın firarı: Hakk’ın dışındaki her şeyden Hakk’a firar etmektir. Sonra bu firarı müşahede etmekten Hakk’a firara etmek sonra da bu firardan da Hakk’a firar etmektir. Yani en son “terki terk” etmektir.
Allah’ın ipine yapışmayla başlayan hayat, Kur’an ve sünnet eşliğinde doğrudan Allah’a olur… N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.31*
11- Hud Suresi- Ayet 31