Veeni-staġfirû rabbekum śümme tûbû ileyhi yumetti'kum metâ'en hasenen ilâ ecelin musemmen veyu/ti kulle żî fadlin fadleh(u)(s) ve-in tevellev fe-innî eḣâfu ‘aleykum ‘ażâbe yevmin kebîr(in)
Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.
Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin, sonra ona tevbe edin ki sizi, belli bir süreye kadar güzel güzel yaşatsın. Ve her fazilet sahibine layık olduğu ihsanı versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
Hûd Suresi 3. ayet, tevhid, istiğfar ve tevbenin önemini vurgulayarak, bu eylemlerin dünya ve ahiret hayatındaki olumlu sonuçlarını ve yüz çevirmenin getireceği azabı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, ilahi rahmetin ve adaletin temel kavramlar üzerinden nasıl işlediğini göstermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstiğfar, günahın izini silmek ve onu örtmek anlamına gelir. Ayetteki 'istiğfirû' emri, Allah'tan günahların bağışlanmasını talep etmeyi ve bu talebin samimiyetle yapılmasını ifade eder. Bu, sadece sözlü bir talep değil, aynı zamanda günahı terk etme ve bir daha işlememe niyetini de içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstiğfar, kulun Allah'tan günahlarının örtülmesini ve affedilmesini istemesidir. Bu ayetteki kullanımı, tevbe ile birlikte zikredilerek, hem geçmiş günahların affını dilemeyi hem de gelecekte günahlardan sakınma azmini pekiştirmeyi amaçlar. Bu, ilahi rahmete yönelişin ilk adımıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe, günahtan dönmek ve Allah'a yönelmektir. Ayetteki 'tûbû ileyhi' ifadesi, sadece günahı bırakmakla kalmayıp, aynı zamanda kalben Allah'a yönelme ve O'nun rızasını kazanma çabasını vurgular. Bu, istiğfarın ardından gelen, eyleme dökülmüş bir pişmanlık halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tevbe, Kur'an'da 'geri dönmek' anlamında kullanılır ve özellikle Allah'a geri dönmek, O'nun yoluna rücu etmek demektir. Bu ayetteki tevbe emri, kişinin günahkâr halinden vazgeçip Allah'ın belirlediği doğru yola dönmesini, yani bir tür 'varoluşsal dönüşümü' ifade eder. Bu dönüşüm, Allah ile kul arasındaki ilişkinin yeniden tesisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Metâ', faydalanılan şey demektir. 'Yumetti'kum' ifadesi, Allah'ın kullarına dünya hayatında faydalanacakları nimetleri, güzel bir yaşamı ve geçimi bahşetmesini mecazi olarak anlatır. Bu, istiğfar ve tevbenin dünyevi karşılığı olarak sunulur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Metâ', kişinin kendisiyle faydalandığı her şeydir. Ayetteki 'yumetti'kum metâ'an hasenen' ifadesi, Allah'ın müminlere dünya hayatında helal ve hoş rızıklar, huzurlu bir yaşam ve bereketli bir ömür bahşedeceğini vaat eder. Bu, sadece maddi değil, aynı zamanda manevi bir tatmini de içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fadl, bir şeyin diğerinden fazla olması veya bir şeye eklenen fazlalık anlamına gelir. Ayetteki 'külli zî fadlin fadlehû' ifadesi, Allah'ın her fazilet sahibine, yani iyilik yapan, salih amel işleyen ve üstün ahlaka sahip olan kişiye, kendi faziletinin karşılığını, mükafatını vereceğini belirtir. Bu, ilahi adaletin ve lütfun bir tecellisidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fadl, ihsan ve lütuf demektir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın kullarına bahşettiği üstünlükleri ve onların bu üstünlükler sayesinde yaptıkları güzel amellerin karşılığını eksiksiz bir şekilde ödeyeceğini ifade eder. Bu, hem dünyevi hem de uhrevi mükafatları kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tevellâ, bir şeyden yüz çevirmek ve ondan uzaklaşmak demektir. Ayetteki 'in tevellev' ifadesi, insanların Allah'ın davetinden, istiğfar ve tevbe emrinden yüz çevirmeleri, yani iman ve itaatten sapmaları durumunu anlatır. Bu, ilahi uyarıya karşı gösterilen olumsuz bir tepkidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): V-l-y kökü, genellikle yakınlık ve dostluk anlamlarına gelirken, 'tevellâ' babında kullanıldığında 'yüz çevirmek, sırt dönmek' gibi zıt bir anlam kazanır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın çağrısına ve peygamberin uyarılarına karşı kayıtsız kalmayı, onlardan uzaklaşmayı ve dolayısıyla ilahi rahmetten mahrum kalmayı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Azap, acı veren şey demektir. Ayetteki 'azâbe yevmin kebîr' ifadesi, kıyamet gününün büyük azabını, yani Allah'ın emirlerine karşı gelenlere verilecek olan şiddetli cezayı ifade eder. Bu, yüz çevirmenin ve itaatsizliğin nihai sonucudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Azap, bir şeyi engellemek ve ondan mahrum bırakmak anlamında da kullanılır. Burada 'azâbe yevmin kebîr', kıyamet gününde yaşanacak olan büyük sıkıntıları, cezaları ve ilahi rahmetten mahrum kalmayı mecazi olarak anlatır. Bu, insanları uyarmak ve doğru yola sevk etmek için kullanılan güçlü bir ifadedir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
11.3 - Ve enistağfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumettiğkum metâan hasenen ilâ ecelim musemmev ve yué'ti kulle zî fadlin fadleh, ve in tevellev feinnî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr.
Diyanet Meali:
11.3- Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.3- Hem Rabbınızın mağfiretini isteyin sonra ona tevbe edin ki sizi bir müsemma ecele kadar güzel bir surette yaşatsın ve her fadl sahibine fadlını versin ve eğer yüz çevirirseniz haberiniz olsun ki ben size büyük bir günün azabından korkarım
İslam’da reenkarnasyon yoktur. Ama bize verilmiş belirlenmiş süre (ecel-i müsemma) içinde tövbe ve bağışlanma yoluyla temiz olarak devam edebiliriz. Yüz bin kere tövbemizi bozmuş olsak da hep bir yenilenme ve af kapısı hep açıktır.
Seyri sülukta her ders istiğfarla başlar. Ve bir sonraki dersin istiğfarı ise önceki eksik anlayışlarımızdan dolayıdır.
Tövbeden sonra Hak Teâlâ’nın vaadi güzel bir yaşayıştır. Şeriat ve tarikatın üstünde bir anlayıştır. Kişi cennetini yer yüzünde bulur. Hakikat ve marifet dünyalık istek ve arzuların ötesinde idraki sağlar. Yeter ki “Rabbi Zidni İlma” diyelim.
Fazilet: Fazl kelimesi; artmak, fazlalaşmak, üstün olmaktır. Fazlın ileri derecesine fazilet denir. Eksikliği rezilettir. Kısaca adalet, hoşgörü, tövbe, barış... gibi güzel davranışların hepsine denir. Mesela; “Bollukta da darlıkta da mallarını Allah için harcarlar. Öfkelerine hâkim olurlar. İnsanları bağışlarlar. Kötülükte ısrar etmezler. İnsana has değerli huylardır.
Diğer yandan dünyaya ait tutkuları, istekleri öldürmek de fazilet sayılır.
Hakikatin fazileti bütün duygu ve davranışlarda itidali sağlamaktır. İfrat ve tefrit dengesi. Aşırılık ve eksiklik rezilettir. İnsan tabiatı ne faziletli ne de kötü ahlaklıdır. Hangi fiilleri uzun süre yaparsak alışkanlık olur. İnsan kendisi için istediğini başkası için istemedikçe hareketlerinde fazileti yakalayamaz. İslam düşüncesinde dört temel faziletten söz edilir: hikmet, şecaat, iffet ve adalettir. Bunlara göz attığımızda ifrat ve tefritin orta noktasına işaret ederler.
Demek ki fazilet bir tane her iki yanı çokluk barındırmak-tadır.
Düşünce gücümüz yüksek gayeye yönünü çevirirse dengeyi bulmuştur. Ayette Fazl sahibine fazlını vermekle müjde, yüz çevirenler için ise uyarı verilmiştir.
Ayet önce tövbeden bahseder. Sonra güzel davranışlara yönelmek ve güzel bir yaşam vaadi. Uyulmazsa büyük günün azabı ile ikaz ediliyor. Allah’ın vaad ve vaidinden(ceza) dönmesi söz konusu değildir. Aksini düşünmek İlahi adalete dolayısıyla tevhide aykırıdır. Hud suresinde bu ayetin ne demek istediğini ilerleyen ayetlerde göreceğiz. N.M.
rtfSndPly*11.4*
11- Hud Suresi- Ayet 4