Hattâ iżâ câe emrunâ vefâra-ttennûru kulnâ-hmil fîhâ min kullin zevceyni-śneyni veehleke illâ men sebeka ‘aleyhi-lkavlu vemen âmen(e)(c) vemâ âmene me'ahu illâ kalîl(un)
Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nuh'a dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki ailen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.
Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; "Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle". Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.
Bu ayet, Nuh tufanı öncesindeki ilahi emri ve gemiye alınacakları bildiren önemli bir kesiti sunmaktadır. Kelimelerin kök anlamları, ilahi iradenin tecellisi, felaketin başlangıcı ve kurtuluşun şartları gibi temel temaları vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-y-e kökü, bir şeyin bir yere ulaşması, gelmesi anlamına gelir. Ayetteki 'جَاءَ أَمْرُنَا' ifadesi, Allah'ın takdir ettiği hükmün, yani tufan emrinin vuku bulduğunu, gerçekleştiğini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir geliş değil, aynı zamanda ilahi bir kararın tecellisidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): C-y-e, bir şeyin meydana gelmesi, ortaya çıkmasıdır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın emrinin artık geri döndürülemez bir şekilde gerçekleştiğini, tufanın başlangıcının işaretini verdiğini gösterir. Bu, bir olayın başlangıcını ve kaçınılmazlığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): F-v-r kökü, suyun kaynaması, fışkırması ve taşması anlamına gelir. Ayetteki 'فَارَ ٱلتَّنُّورُ' ifadesi, tufanın başlangıcının bir alameti olarak, tandırdan suların şiddetle kaynamaya başladığını, yerin sularla dolmaya başladığını belirtir. Bu, olağanüstü bir olayın başlangıcını simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): F-v-r, bir şeyin aniden ve şiddetle ortaya çıkmasıdır. Tandırın kaynaması, mecazi olarak tufanın sularının yerden fışkırması ve her yeri kaplaması anlamında kullanılmıştır. Bu, felaketin ani ve şiddetli başlangıcını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): F-v-r, suyun kaynaması, coşması ve taşmasıdır. Ayetteki 'فَارَ ٱلتَّنُّورُ', Nuh tufanının başlangıcında yerin sularla dolmaya başladığını, tandırın bir su kaynağına dönüştüğünü ifade eder. Bu, ilahi bir mucize ve felaketin habercisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-m-l kökü, bir şeyi taşımak, yüklenmek anlamına gelir. Ayetteki 'ٱحْمِلْ' emri, Nuh'a gemiye belirli canlıları ve insanları alması talimatını verir. Bu, ilahi bir kurtuluş planının parçası olarak, canlıların ve inananların korunmasını amaçlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): H-m-l, bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek, taşımaktır. Ayetteki emir, Nuh'un gemiyi bir kurtuluş aracı olarak kullanmasını ve belirlenen varlıkları bu gemiye bindirmesini ifade eder. Bu, ilahi bir koruma ve kurtuluş eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Z-v-c kökü, eş, çift anlamına gelir. Ayetteki 'زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ' ifadesi, her türden erkekli ve dişili ikişer canlıyı gemiye almayı emreder. Bu, tufan sonrası canlı türlerinin neslinin devamını sağlamaya yönelik ilahi bir hikmettir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zevc kavramı, Kur'an'da genellikle eş, çift ve benzer anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve yeni bir başlangıç için her türden bir çiftin gemiye alınması emrini içerir. Bu, ilahi yaratılışın ve düzenin devamlılığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-m-n kökü, güvenmek, emin olmak ve inanmak anlamına gelir. Ayetteki 'وَمَنْ ءَامَنَ' ifadesi, Nuh'a iman edenlerin gemiye alınacağını ve böylece kurtuluşa ereceklerini belirtir. Bu, ilahi kurtuluşun iman şartına bağlı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): E-m-n kökünden türeyen iman, kalben tasdik ve dil ile ikrarı ifade eder. Ayetteki 'وَمَآ ءَامَنَ مَعَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلٌ' ifadesi, Nuh'a iman edenlerin sayısının azlığına dikkat çekerek, ilahi çağrıya icabet etmenin zorluğunu ve imanın değerini vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.40~
حَتّٰى اِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فٖيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَ وَمَا اٰمَنَ مَعَهُ اِلَّا قَلٖيلٌ
~ ~ ~
11.40 - Hattâ izâ câe emrunâ ve fârat tennûru gulnahmil fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebega aleyhil gavlu ve men âmen, ve mâ âmene meahû illâ galîl.
Diyanet Meali:
11.40- Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nuh’a dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki ailen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.40- Nihayet emrimiz geldiği ve Tennur feveran ettiği vakit dedik ki: yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm sepkenmiş olandan maada ehlini ve iman edenleri, mamafih pek azından maadası beraberinde iman etmemişti, dedi
“Tennur-tandır” kelimesi su veya sabahın aydınlanması anlamları taşır.
Suretlerimiz iki olma nedenidir. Yani suret Hakkın varlığını çift yapmıştır. Ve tek denilen biricik Zat çift içinde içkin oldu.
“Her şeyi çift halk ettik” (Ayet) Adeta ikinci doğuş yaşanıyordu. Ve de iman edenlerden oluşan bir yapılanmaydı. Bugün dünyaya baktığımızda her türden insanın olması düzenin mutlaka bozulabileceğine işarettir. Düzen hep aynı gitmez. İlk başa gidersek Âdem ve Havva cennetten inmişlerdi. Ama oğulları arasında çıkan kavga ve ayrılmalar düzenin aynı gitmeyeceğini gösterir…
Alemin suretlerinin standartı yoktur. Hakkın zati işleri olan isimlerinin sonu yoktur. Hak, ezelen ve ebeden tecelli eder. Önce var olur sonra bozulmaya gider. Bozulma da tecellidir.
11- Hud Suresi- Ayet 41