Kîle yâ nûhu-hbit biselâmin minnâ veberakâtin ‘aleyke ve'alâ umemin mimmen me'ak(e)(c) veumemun senumetti'uhum śümme yemessuhum minnâ ‘ażâbun elîm(un)
Ona denildi ki: "Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak."
"Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacaknice ümmetler olacaktır."
Hûd Suresi 48. ayet, Nuh tufanı sonrası ilahi bir emri ve gelecekteki akıbetleri bildiren önemli kavramlar içermektedir. Ayet, 'inme', 'selamet', 'bereket', 'ümmetler' ve 'azap' gibi temel terimler aracılığıyla ilahi lütfu, sorumluluğu ve nihai yargıyı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hubût' kelimesinin yüksek bir yerden alçak bir yere iniş olduğunu belirtir. Ayetteki 'ihbit' emri, Nuh'un ve beraberindekilerin gemiden güvenli bir şekilde karaya, yani yeni bir başlangıca inişini ifade eder. Bu, ilahi bir emrin yerine getirilmesiyle gerçekleşen bir geçişi simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihbit' kelimesinin mecazi olarak bir yerden ayrılıp başka bir yere yerleşme anlamında kullanılabileceğini ima eder. Burada Nuh'un gemiden inmesi, tufan sonrası yeni bir hayatın başlangıcı ve ilahi bir vaadin gerçekleşmesi olarak yorumlanabilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'iniş' (hubût) kavramının sadece fiziksel bir hareketi değil, aynı zamanda bir statü veya durum değişikliğini de ifade edebileceğini belirtir. Nuh'un inişi, tufan öncesi durumdan kurtuluş ve yeni bir ilahi düzenin başlangıcı olarak dini bir anlam taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selam' kelimesinin zahiri ve batıni afetlerden kurtuluş olduğunu açıklar. Ayetteki 'biselâmin minnâ' ifadesi, Nuh ve beraberindekilerin ilahi bir lütuf ve koruma altında, her türlü tehlikeden emin olarak inişini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'selam'ın burada 'emniyet' ve 'esenlik' anlamında olduğunu belirtir. Nuh'a verilen bu selam, tufanın yıkımından sonra yeni bir başlangıçta ilahi güvenceyi ve huzuru ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'selam' kavramının Kur'an'da sadece bir dilek değil, aynı zamanda Allah'ın bir sıfatı ve O'ndan gelen bir lütuf olduğunu vurgular. Nuh'a verilen 'selam', Allah'ın kullarına bahşettiği bir esenlik ve güvenlik halidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bereket' kelimesinin 'hayrın ilahi bir şekilde artması ve devam etmesi' anlamına geldiğini belirtir. Nuh'a ve beraberindekilere vaat edilen bereketler, onların nesillerinin çoğalması, rızıklarının bollaşması ve ilahi lütfun üzerlerinde daim olması demektir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'bereket'in 'Allah'tan gelen hayrın sabit ve sürekli olması' olduğunu açıklar. Ayetteki 'berekat' ifadesi, Nuh'un soyundan gelecek ümmetler için hem maddi hem de manevi anlamda ilahi lütfun ve çoğalmanın bir müjdesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, bereketin Kur'an'da genellikle ilahi kaynaklı, artan ve sürekli olan hayır ve nimetleri ifade ettiğini belirtir. Nuh'a verilen bereket, tufan sonrası yeni bir başlangıçta ilahi desteğin ve verimliliğin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ümmet' kelimesinin 'bir araya gelmiş, aynı hedefi veya zamanı paylaşan topluluk' anlamına geldiğini ifade eder. Ayette geçen 'ümmetler', Nuh'un soyundan türeyecek olan ve farklı kaderlere sahip olacak insan topluluklarını kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ümmet'in 'bir peygambere tabi olan topluluk' veya 'belirli bir zaman diliminde yaşayan insanlar' gibi çeşitli anlamlara geldiğini belirtir. Burada Nuh'un soyundan gelen, hem ilahi lütfa mazhar olacak hem de azaba uğrayacak farklı insan gruplarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ümmet' kavramının Kur'an'da genellikle dini bir topluluğu ifade ettiğini, ancak bazen daha geniş anlamda 'nesil' veya 'millet' olarak da kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Nuh'un soyundan gelen ve farklı akıbetlere sahip olacak olan insan gruplarını kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azap' kelimesinin 'bir şeyi tatlılıktan ve lezzetten mahrum bırakmak' kökünden geldiğini ve 'acı veren ceza' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'azâbün elîm', ilahi emirlere uymayan ümmetlere verilecek olan şiddetli ve elem verici bir cezayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'azap'ın 'şiddetli ceza' ve 'eziyet' anlamlarına geldiğini vurgular. Ayetteki 'azâbün elîm' ifadesi, Allah'ın vaat ettiği bu cezanın sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da acı verici olacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da 'azap' kavramının genellikle Allah'ın gazabının bir sonucu olarak ortaya çıkan, hem dünyevi hem de uhrevi cezaları ifade ettiğini belirtir. Burada, Nuh'un soyundan gelecek bazı ümmetlerin işledikleri günahlar nedeniyle karşılaşacakları ilahi bir karşılıktır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.48~
قٖيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلٖيمٌ
~ ~ ~
11.48 - Kîle yâ nûhuhbit biselâmim minnâ ve berakâtin aleyke ve alâ umemim mimmem meak, ve umemun senumettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîm.
Diyanet Meali:
11.48- Ona denildi ki: "Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.48- Ya Nuh! denildi: in bizden bir selâm ve birçok bereket ile sana ve beraberindeki kimselerden birçok ümmetlere, daha birçok ümmetler; ileride onları da müstefit edeceğiz, sonra onlara bizden bir elim azab dokunacak
“Ey Nuh! Cem mahallinden tafsil makamına in. Selametle, bizden bir selamla ve bereketle gemiden in! Seninle beraber olanlardan dünyaya gelenlerle birçok ümmetler çıkaracağız. Onları dünya hayatında faydalandıra-cağız.
Fakat onlar da dünyanın süsü ile perdelenecekleri için bizden kendilerine azap dokunacak! Onları küfürlerinden dolayı helak edeceğiz! Yaptıklarının eserlerinden oluşan ateşle yakacağız.” Bu hadiseyi kendimize uyarlamak istesek gemi; ilim ve amelimizden olan bedenimizdir. Geminin kaptanı olan Nuh ise ruhumuzdur. Gemi birçok tefsirlerde geçtiği üzre buharla çalışıyordu. Kazanı vardı. Kur’an’da geçen “Tennur” suyun toplandığı kazandır.
Beden gemi ise buhar, bedendeki rutubettir. İçimizdeki karışımlar buhar olup kaynamaya, çıkmaya başlayınca ruh gemidedir artık. Allah’ın ismiyle yürür…
Ayrıca bu ifadeler Hz. İbrahim’in soyu için de kullanılmıştır. Kafirler Allah’ın selam ve bereketinin dışında tutulmuştur.
Ayet bizlere Hak Teala’nın her durumda aleme müdahale ettiğinin ispatıdır. Ve alem kurallar üzerine bina edilmiştir. Allah’ın nizamı üzerine yürümektedir. İnsanlar da bu düzen dahilinde yaşamakla yükümlüdür.
Müslümanlar C. Hakkın yapılan haksızlık ve kötülükler nedeniyle dünya ve ahirette cezalandırılacağına inanır. İnsanın başına gelenler ile kendi fiilleri arasında kurduğu irtibat da bu inanca dayanır.
Hadiseler Haktan vasıfsız olarak çıkar. Bizim onlara yüklediğimiz anlam sonucunda tavrımız belli olur. Sevap ve günah burada ortaya çıkar.
Ez cümle: Kıyamete kadar bu karşıtlık sürecektir!
Salikin çatışması da aynı minval üzre gider. Bedenin istekleri ve ruhun ihtiyaçları farklıdır. Bu çatışma ruhun lehine çıkarsa istikamet üzerinde olduğunu gösterir. N.M.
----------------------- rtfSndPly*11.49*
11- Hud Suresi- Ayet 49