İçeriğe atla
Hûd 5Cüz 11 · Sayfa 221

Hûd Sûresi 5. Âyet

هود

Sohbete sor

Elâ innehum yeśnûne sudûrahum liyestaḣfû minh(u)(c) elâ hîne yestaġşûne śiyâbehum ya'lemu mâ yusirrûne vemâ yu'linûn(e)(c) innehu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)

İyi bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

Hûd Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

~ ~ ~
11.5 -
Elâ innehum yesnûne sudûrahum liyestahfû minh, elâ hîne yestağşûne siyâbehum yağlemu mâ yusirrûne ve mâ yuğlinûn, innehû alîmum bizâtis sudûr.

Diyanet Meali:

11.5- İyi bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.5- Bak amma onlar ondan gizlenmek için göğüslerini büküyorlar, evet amma onlar ondan örtülerine bürünürlerken o onların neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını bilir çünkü o, bütün sinelerin künhünü bilir


Müşriklerin sırtlarını dönmesi, örtülerine başlarına çekip bürünmesi mecazdır. Yaptıkları Peygamberimizin tebliğine kulak vermemektir. Gizledikleri ile gösterdikleri farklıdır.

Tevhid ehli sırtını dünyaya çevirerek oturur. Onların dünyaya gözleri kör, kulakları sağır ve dilsizdirler. Onlar için dünya zahir kısımdır. Batınları Allah iledir. Kendi vücud mülklerinin Allah’a ait olduğunu bilirler. Bu yüzden insan için kendine en yakın Allah olur. Hak ile halk, C. Hakk’ın iki durumudur. Parçalılık söz konusu değildir. Zuhur edene halk, gizli kalana Hak denmiştir. Zahir -Batın.

Tevhid ehli olmayan için zahir ile batın arasında kalın bir perde vardır. Batını Rabb’idir. Kendini tanıdığında Rabb’lerini bilirler. Ben ve diğerleri olarak kabul ettikleri bir dünyada tevhidin-birliğin anlamına vakıf olamazlar. Her şeyin gizli kaldığını zannederler. Bu yüzden düşmanlıklarını gizleyerek sadece kendilerini kandırmış olurlar.

Burada SADR kavramı geçer. Göğüs, kalp olarak tercüme edilir. Taha suresi, 25. Ayette Hz. Musa Firavun’a giderken “Rabbim sadrımı genişlet” diye dua etmiştir. Bu bir bakıma “bu görev için beni hazırla!” Demektir.

Eğer peygamber olarak değil de kişi Musa olarak gitse mutlaka hesap sorması gerekirdi. Oysa bu vazife tebliğ idi. Bu yüzden yumuşak ve geçmiş psikolojisinden sıyrılmış olmalıydı. Ki Allah duasını kabul etti. Sadrını genişledi ve geçmişin iz düşümleri arkada kaldı.

Müşriklerin sadr’ının tarif edecek olursak: duyularıyla algıladıkları dünyada tecrübeyle edindikleri bilgilerin saklandığı hafızalarıdır. Çünkü insan hangi toplumda, çevrede yaşıyorsa tecrübesi, dili, zihni ona göre şekillenir. Düşünmesi de ona göre olur. Bu da sadrın belli bir alanda daralmasını getirir. Konuştuğu dil de belli kalıplara hapsedilir.

Sadr genişlerse kalp adını alır. Kalp ise her türlü kısıtlamalardan çıkmış idrakin mahallidir. O zaman insan önünü daha rahat görür. Ve ön yargılarından uzaklaşıp olayı, olguyu tarafsız değerlendirebilir!

Peygamberimizin dualarına baktığımızda:” Allah’ım! Kalbime büyük bir nur ver, gözüme nur ver, kulağıma bir nur ver, sağıma bir nur, soluma bir nur…” Diye devam eder. ÂMİN.

Bir de Peygamberimize “elem neşrah leke sadrek” “Biz senin göğsünü açmadık mı?” buyrulduğunu unutmayalım. N.M.


11- Hud Suresi- Ayet 6