Vemâ min dâbbetin fî-l-ardi illâ ‘ala(A)llâhi rizkuhâ veya'lemu mustekarrahâ vemustevde'ahâ(c) kullun fî kitâbin mubîn(in)
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır.
Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.
Hûd Suresi'nin 6. ayeti, Allah'ın tüm canlıların rızkını üstlendiğini ve onların varoluş süreçlerinin her aşamasını bildiğini vurgulayan temel bir inanç ilkesini dilbilimsel bir derinlikle sunar. Ayet, rızık, canlılık, yerleşme ve emanet gibi kavramlar üzerinden Allah'ın mutlak ilmini ve kudretini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dâbbe' kelimesinin 'debîb' kökünden geldiğini ve yavaş yavaş yürümek, hareket etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda ise yeryüzünde hareket eden, canlı olan her şeyi kapsar ve Allah'ın rızıklandırdığı varlıkların genişliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'dâbbe' kelimesini 'yürüyen, hareket eden' olarak açıklar ve Kur'an'da bu kelimenin genellikle hayvanlar için kullanıldığını, ancak bu ayetteki gibi genel bir ifadeyle tüm canlıları kapsayabileceğini ima eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın rızık garantisinin evrenselliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk' kelimesini 'Allah'ın kullarına verdiği, onlarla geçimlerini sağladıkları şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'rızkuhâ' ifadesi, Allah'ın her canlıya özel olarak rızkını takdir ettiğini ve bu rızkın sadece maddi değil, manevi boyutları da olabileceğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rızk'ın hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri kapsadığını, Allah'ın kullarına ihsan ettiği her şey olduğunu belirtir. Ayetteki 'alallâhi rızkuhâ' ifadesi, rızkın teminatının doğrudan Allah'a ait olduğunu ve bu konuda hiçbir şüpheye yer olmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rızk' kavramının Kur'an'da sadece maddi geçim kaynağı olarak değil, aynı zamanda Allah'ın lütfu ve ihsanı olarak da kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'rızk'ın, Allah'ın tüm canlılara yönelik mutlak bir taahhüdü olduğunu ve bu taahhüdün O'nun kudret ve merhametinin bir göstergesi olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'müstakarr' kelimesini 'karar kılınan yer' olarak açıklar. Bu ayetteki bağlamda, canlının babanın sulbünde veya yeryüzünde yaşamını sürdürdüğü, sabitlendiği yeri ifade eder. Allah'ın bu yerleşme hallerini bildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karar' kökünden türeyen 'müstakarr'ın, bir şeyin sabitlendiği, durduğu yer veya zaman olduğunu belirtir. Ayetteki 'müstakarr'ın, canlının yaratılışının ilk aşaması olan babanın sulbündeki halini veya yeryüzündeki yaşam alanını kapsadığını, Allah'ın bu hallerin her birini bildiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'müstakarr'ın Kur'an'da hem mekânsal hem de zamansal bir sabitlenmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, canlının varoluş sürecindeki ilk ve son duraklarını, yani babanın sulbünden başlayıp yeryüzündeki yaşamına kadar olan tüm aşamalarını Allah'ın bildiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'müstevda'' kelimesini 'emanet bırakılan yer' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, canlının annenin rahminde geçici olarak bulunduğu, emanet edildiği hali ifade eder. Allah'ın bu geçici ikametgahı da bildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vedîa' kökünden türeyen 'müstevda''ın, bir şeyin emanet olarak bırakıldığı, geçici olarak durduğu yer olduğunu belirtir. Ayetteki 'müstevda''ın, canlının annenin rahmindeki geçici ikametgahını veya ölümden sonraki kabir halini kapsadığını, Allah'ın bu hallerin her birini bildiğini ifade eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'müstevda''ın, bir şeyin belirli bir süre için bırakıldığı, sonra geri alınacağı yer olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, canlının annenin rahmindeki geçici varlığını ve Allah'ın bu emanet halini de tam olarak bildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kitâb-ı mübîn'i 'açıkça yazılmış kitap' olarak yorumlar ve bunun Allah'ın ilminin ve takdirinin bir ifadesi olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, tüm canlıların rızkı, varoluş aşamaları ve kaderlerinin bu kitapta kayıtlı olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitâb'ın 'yazılı şey', 'mübîn'in ise 'açık, belli' anlamına geldiğini belirtir. 'Kitâb-ı mübîn'in, Allah'ın ilminin ve takdirinin tecelli ettiği, hiçbir şeyin gizli kalmadığı levh-i mahfuz olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini ve düzenini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kitâb-ı mübîn' kavramının Kur'an'da Allah'ın evrensel yasalarını, takdirini ve ilmini içeren kozmik bir kayıt olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette, canlıların rızkı ve varoluş süreçlerinin bu ilahi kayıtta eksiksiz bir şekilde yer aldığını ve Allah'ın mutlak bilgisini temsil ettiğini vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.6~
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ
~ ~ ~
11.6 - Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alallâhi rizguhâ ve yağlemu mustegarrahâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbim mubîn.
Diyanet Meali:
11.6- Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.6- Yerde hiçbir debelenen de yoktur ki rızkı Allaha âid olmasın, o onun karar ettiği yeri de bilir, emanet bulunduğu yeri de hepsi açık bir kitaptadır
Kur’an’ı Kerim Dabbe’yi her türlü canlı için kullanır. Hayvan ile eş anlamlı da kullanır. Sürüngen, dört ve iki ayaklı her canlı Dabbe ’dir. Yerine göre hayvan yerine göre insan türünden de olabilir. Kelimenin anlamı “debelenen” canlıdır. İnsan olarak kullandığımızda sanki bedenen eksik olduğu anlaşılır. Ama beyniyle, aklıyla da debelenmektedir.
Hayvan olarak Sebe suresi, 14. Ayette şöyle geçer:” Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimizde, öldüğünü, ancak asasını kemiren ağaç kurdu-Dabbe göstermişti.
İnsan olarak ise Neml suresi, 82. Ayette şöyle denir:
“Söylenen (kıyamet) başlarına geldiği vakit, onlara yerden bir yaratık- Dabbe çıkarırız da insanların ayetlerimize kesin bir şekilde iman etmedikleri konusunda onlarla konuşur.” Hz. Ali “O, kuyruğu olan bir Dabbe değil, sakalı olan bir Dabbe dir.” Buyurmuştur.
“Yerler ve gökler O’nun içindir/O’na aittir.” Ayet. Her şeyin Maliki olan Allah canlıların rızkını da hazırlamıştır. Hatta ölmeden önce ve sonra da mekanlarını da. Ayrıca mekanetlerini de. Allah’ın ilminde yerini almıştır. Dünyadaki yerine: müstakar (karargâh), öldükten sonraki yerine: “müstevda” denir.
Açık bir kitap (Levh-i mahfuz): Dünya hayatında ve ahrette olacakların hepsini ezeli ilmi ile ihata etmesidir. Kur’an’ı Kerim’de Levh-i mahfuz tabiri geçmez. Bunun yerine Ümm’ül Kitap yani Ana Kitap, her şeyin detaylı tafsil edilip açıklanması anlamına gelen Kitab-un Mübin, korunan Kitap manasında ise Kitab-un Meknun isimleri geçer.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “C. Hakk’ın, kullarının işlerini Levh-i Mahfuz’a yazması, halk edilmişlerin işlerinin ezeli ilme uygun olarak meydana geldiğini bilmeleri içindir.” Der. Dolayısıyla hiçbir şey tesadüf, gayesiz ve Hak Teâlâ’dan bağımsız olmadığını ifade etmek içindir. N.M.
----------------------
rtfSndPly*11.7*
11- Hud Suresi- Ayet 7