İçeriğe atla
Hûd 72Cüz 12 · Sayfa 230

Hûd Sûresi 72. Âyet

هود

Sohbete sor

Kâlet yâ veyletâ eelidu veenâ ‘acûzun vehâżâ ba'lî şeyḣâ(an)(s) inne hâżâ leşey-un ‘acîb(un)

Karısı, "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!" dedi.

Hûd Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

~~11.72~
قَالَتْ يَا وَيْلَتٰى ءَاَلِدُ وَاَنَا عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْلٖى شَيْخًا اِنَّ هٰذَا لَشَیْءٌ عَجٖيبٌ
~ ~ ~

11.72 - Kâlet yâ veyletâ eelidu ve ene acûzuv ve hâzâ bağlî şeyhâ, inne hâzâ leşey'un acîb.

Diyanet Meali:

11.72- Karısı, "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.72- Vay, dedi, doğuracak mıyım? Ben bir acuz, kocam da bu bir pir iken, her halde bu çok acîb bir şey


Bu sözler mucizeler karşısında şaşkınlık sözleridir. Arapça da “yırtan” manasına gelen “harik” kelimesidir. Adet ise alışılmış şeydir. Harik’ulade ise “alışılmışlığı bozan” anlamına gelir.

Meleklerin verdiği müjde tam da harikulade bir olaydır.

“İlahi tasarruflar sebeplerin varlığına bağlı değildir. Sebep dediğimiz şeyler Hakk’ın vücudunun bağıntı ve izafetleridir. Bağıntılar ise yokluksal işlerdendir. Halkedilmişlerin vücudu dediğimizde, alem görünme yerlerinin tamamı, izafi vücuddan ibaret olunca, o arızi ve yokluksal olan şeylere kabiliyet nereden gelir?

Belki onların kabiliyetlerinin şartı zati lütuftan ileri gelir. Eğer Hakkın fiilinin zuhura gelmesi için kabiliyet şart olsaydı, Ahadiyet zatında gizli olan ilahi bağıntı ve işlerin hiçbirisi vücuda gelmezdi. Çünkü Hakk'ın isimlerinin işleri ile açığa çıkması zatının gereğidir ve bu açığa çıkma için kabiliyet şart değildir. Çünkü kabiliyet sebeptir;

Ve Hakk'ın mutlak vücudu ve onda mevcut olan bağıntılar hiçbir sebeb altında mevcut olmuş değildir. Mesnevi Şerh: Yâni Hak Teâlâ Hazretleri, bu his ve şehadet âleminde, lütuf talibi olanlara, bir âdet ve sebepler ve yol koydu ki, ilâhî lütuf taliplere bu şehadet âleminin âdeti üzere birtakım sebepler vâsıtasıyla ona mahsus bir yoldan gelir. Meselâ bir kimse elindeki kayısı çekirdeğinden kayısı yemeyi istese, ilk önce onu toprağa gömmeli, daha sonra sulamalı, sonra da senelerin geçmesini beklemelidir. Çünkü dünyanın âdeti budur.

Ve bu lütuf, zatî lütuf değil, isimlerin lütfudur. Ve ilâhî lütuf birtakım isimlerin hizmetkârının hizmetiyle olur. Ve âlem suretlerinden her bir suret bir ismin görünme yeridir. Ve bir işin görülmesine bu suretlerden birinin veya birkaçının hizmeti, onların görünme yeri oldukları isimlerin hizmeti olur. İşte dünyanın halleri genellikle böyle âdet üzerine geçerlidir. Fakat bazen Hakk’ın kudreti bu âdeti yırtıverir.

Meselâ buzun vücudu için su, suyun vücudu için buhar, buharın vücudu için de hava lâzımdır. Bunlar mertebelerine göre bir diğerinin vücuduna sebeptir. Ve hava bu değişmeleri geçirdikten sonra buz olur. Tabii olan âdet budur. Hak, buzun vücudu için bu yolu koydu. Fakat bir Nebiyy-i Zişan mucize ve onun vârisi olan bir kâmil veli, keramet olmak üzere, mübarek elini havanın içine uzatıp bir buz parçası oluşturabilir. Çünkü onlar beşerî sıfatlarından fâni olup Hak'la bâkî olmuş olduklarından, onların kudret ve fiilleri, Hakk'ın kudreti ve fiilidir ve Hakk’ın kudreti bazen âdeti yırtar; böyle harikulade haller açığa çıkar. Hak Teâlâ âdeti, latif ve karışık birtakım sebepler üzerine koymuştur. Daha sonra bu sebepler âleminin ötesinde, başka âlemler mevcut olduğunu göstermek için nebilerin mucizelerini, âdeti yırtıcı kılmıştır.

Bu dünyada izzet ve nimet dahi bize âdet yolu üzere birtakım sebepler vâsıtasıyla gelir. Fakat görünüşte izzet ve nimete vâsıta olabilecek sebeplerin geçici olduğunu müşahede edersen, sebebin azledilmiş olduğu gibi, ilâhî kudretin de azledilmiş olduğunu zannetme! Mademki sebepleri koyan azledilmiş değildir, onun diğer isimleri eliyle sana ilâhî lütuf gelir. O sebepleri koyan ezelde her neyi kaza ve takdir etmiş ise, meydanda sebep görünmese bile, mutlak kudret o sebepleri açığa çıkarır. Ve örneğin belâ sebepleri mevcut iken o sebepleri yırtıp, onun yerine nimet sebeplerini hazır kılar.” N.M.

(Fusus’ul Hikem, sh.238)

---------------------- rtfSndPly*11.73*


11- Hud Suresi- Ayet 73

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)