Kâlû eta'cebîne min emri(A)llâh(i)(c) rahmetu(A)llâhi veberakâtuhu ‘aleykum ehle-lbeyt(i)(c) innehu hamîdun mecîd(un)
Melekler, "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye layıktır, şanı yücedir." dediler.
Dediler: "Sen Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, hamiddir (övülmeye lâyıktır), meciddir (cömertliği boldur)."
Hûd Suresi 73. ayet, Hz. İbrahim'in eşi Sare'nin meleklere verdiği cevabı ve meleklerin ona yönelik tesellisini dilbilimsel bir derinlikle sunar. Ayet, 'şaşma', 'rahmet', 'bereket', 'hamd' ve 'mecid' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudretin ve lütfun anlamlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'acb' kökünü, insanın alışık olmadığı bir şeyi görmesi veya duyması sonucu ortaya çıkan ruh hali olarak tanımlar. Ayetteki 'etacabîne' ifadesi, Sare'nin yaşlılığına rağmen çocuk müjdesine duyduğu şaşkınlığı, ilahi kudretin olağanüstülüğü karşısındaki hayretini yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'acb' kelimesini, bir şeyin güzelliği veya tuhaflığı karşısında duyulan hayranlık veya şaşkınlık olarak açıklar. Ayette, Sare'nin Allah'ın kudretine şaşırması, bu kudretin alışılagelmişin dışında bir tecellisi olarak ele alınır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rahmet'i, Allah'ın kullarına yönelik şefkati ve onlara ihsan ettiği nimetler olarak açıklar. Ayetteki 'rahmetullah' ifadesi, Sare'ye verilen çocuk müjdesinin ve evin üzerine inen ilahi lütfun bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'rahmet'i, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik arzusu olarak tanımlar. Allah'a nispet edildiğinde ise bu, sadece iyilik ve ihsan anlamını taşır. Ayette, Allah'ın Sare'ye ve ailesine yönelik özel lütfunu ve merhametini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı olan şefkatini, merhametini ve bağışlayıcılığını kapsadığını belirtir. Ayette, bu rahmetin somut bir tezahürü olarak çocuk müjdesi ve evin bereketi vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bereket'i, hayrın artması ve devamlılığı olarak açıklar. Ayetteki 'berekatuhu' ifadesi, Allah'ın o eve ve ailesine ihsan ettiği maddi ve manevi hayırların, nimetlerin çoğalmasını ve kalıcılığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'bereket'i, ilahi hayrın bir şeyde sabit kalması ve çoğalması olarak tanımlar. Ayette, Allah'ın rahmetiyle birlikte zikredilmesi, bu hayrın ve lütfun sürekliliğini ve artışını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hamîd' kelimesini, övülmeye değer olan, övgüye layık görülen olarak açıklar. Ayette, Allah'ın 'Hamîd' olması, O'nun tüm fiillerinin ve sıfatlarının mükemmelliğini, dolayısıyla her türlü övgüyü hak ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hamd'i, bir nimete karşılık yapılan övgü olarak tanımlar. 'Hamîd' ise, hem övülen hem de öven anlamlarına gelebilir. Ayette, Allah'ın 'Hamîd' olması, O'nun zatı itibarıyla övgüye layık olduğunu ve kullarının O'nu övmesinin vacip olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mecîd' kelimesini, şanı yüce, azamet sahibi ve cömert olarak açıklar. Ayette, Allah'ın 'Mecîd' olması, O'nun kudretinin, lütfunun ve şerefinin sınırsızlığını, dolayısıyla Sare'ye verilen müjdenin O'nun yüceliğinin bir tecellisi olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mecîd'i, şerefli, yüce ve cömert olarak tanımlar. Allah'a nispet edildiğinde ise bu, O'nun zatının ve sıfatlarının kemalini, azametini ve ihsanının genişliğini ifade eder. Ayette, 'Hamîd' sıfatıyla birlikte zikredilmesi, Allah'ın hem övgüye layık olduğunu hem de yüce ve cömert olduğunu pekiştirir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.73~
قَالُوا اَتَعْجَبٖينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَتُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِ اِنَّهُ حَمٖيدٌ مَجٖيدٌ
~ ~ ~
11.73 - Kâlû etağcebîne min emrillâhi rahmetullâhi ve berakâtuhû aleykum ehlel beyt, innehû hamîdum mecîd.
Diyanet Meali:
11.73- Melekler, "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye lâyıktır, şanı yücedir." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.73- Sen, dediler: Allah’ın emrinden taaccüp mü ediyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi var üzerinizde ey ehli Beyt! Şüphe yok ki o bir hamîddir mecîddir
Alemde kulların vasıtasıyla veya vasıta olmaksızın gerçekleşen ikramlar ve ilahi bağışlar vardır. İkramlar ya Zattan kaynaklanır ya da isimlerden kaynaklanır.
Başka bir tasnif daha yapacak olursak ikramların bir kısmı belirli bir dileğin karşılığında gerçekleşirken bir kısmı belirsiz bir dileğin karşısında ya da hiç dileğin olmadığı zaman meydana gelir.
Allah Teala Âdem as’a ilk olarak hibe ve ihsan ettiği şey Şis (Şit) as olmakla birlikte, Allah Teala o hibe ve lütfu, Adem’e yine Adem’den verdi. Çünkü hadis-i Şerif’te “Çocuk babasının sırrıdır” buyrulmuştur. O babasının vücudunda örtülü ve onda potansiyel olarak mevcuttur. Ezelde istidat lisanıyla Haktan talep ettiğidir. Ve insana kendi hakikati olan ayn-ı sabitesinin haricinden bir şey gelmez.
Bu mana akla uzaktır. Sırf akılla ve fen ilmi ile alemi insanı çözmeye çalışanlar vehimle örtülü oldukları için anlamazlar.
Hakkın lütfu için kabiliyet şart mıdır? Sorulacak olursa “değildir” cevabı verilir. Belki kabiliyetin şartı, O’nun lütfudur. “Ey nefislerini israf eden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin!” (Zümer/53) N.M.
---------------------
rtfSndPly*11.74*
11- Hud Suresi- Ayet 74