Vele-in eḣḣarnâ ‘anhumu-l'ażâbe ilâ ummetin ma'dûdetin leyekûlunne mâ yahbisuh(u)(k) elâ yevme ye/tîhim leyse masrûfen ‘anhum vehâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)
Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka "Onu ne alıkoyuyor?" derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.
Ve eğer bunlardan bir kısmının göreceği azabı belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, o zaman da "onu engelleyen nedir ki?" diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara geldiği gün kendilerinden geri çevrilecek değildir. Ve o alay ettikleri şey kendilerini kuşatmış olacaktır.
Bu ayet, Allah'ın azabı ertelemesinin insanlardaki tepkisini ve azabın kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, erteleme, azap, sayılı süre ve alay etme fiilleri üzerinden ilahi takdirin ve insan davranışlarının sonuçlarının dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أَخَّرَ' fiilini bir şeyi vaktinden sonraya bırakmak, geciktirmek olarak açıklar. Ayetteki 'أَخَّرْنَا' (erteledik) ifadesi, Allah'ın azabı hemen indirmeyip belirli bir zamana kadar tehir etmesini, yani mühlet vermesini ifade eder. Bu, ilahi sabrın ve imtihanın bir parçasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أَخَّرْنَا' fiilinin mecazi olarak bir şeyi geri bırakmak, sonraya ertelemek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, azabın hemen gelmeyip belirli bir süreye kadar ertelenmesi, insanların bu ertelemeyi yanlış yorumlamalarına yol açtığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'العذاب' kelimesini 'eziyet veren şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'العذاب' ifadesi, Allah'ın inkarcılara ve alay edenlere vaat ettiği dünyevi veya uhrevi cezayı, yani acı veren sıkıntıyı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'العذاب' kelimesinin kökenini 'tatlı sudan mahrum kalmak' (عذب الماء) ile ilişkilendirerek, azabın 'hoş olmayan, acı veren' bir durum olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ertelediği ancak kaçınılmaz olan ilahi cezayı vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'azap' kavramının sadece fiziksel acıyı değil, aynı zamanda psikolojik ve manevi sıkıntıyı da kapsayan geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'العذاب', alay edenlerin karşılaşacağı hem dünyevi hem de ahiretteki cezayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أُمَّة' kelimesinin 'bir araya gelmiş topluluk' anlamının yanı sıra, 'belirli bir zaman dilimi' anlamına da geldiğini belirtir. Ayetteki 'إِلَىٰٓ أُمَّةٍ مَّعْدُودَةٍ' (sayılı bir süreye kadar) ifadesi, azabın ertelendiği belirli ve sınırlı bir zaman dilimini kasteder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'أُمَّة' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayette ise 'vakit' veya 'müddet' anlamına geldiğini ifade eder. 'Sayılı bir süre' tabiri, bu sürenin Allah katında belli ve sınırlı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'حَبَسَ' fiilini 'bir şeyi yerinde tutmak, hareketini engellemek' olarak açıklar. Ayetteki 'مَا يَحْبِسُهُۥٓ' (Onu alıkoyan nedir?) ifadesi, insanların azabın gecikmesini, onu engelleyen bir şeyin varlığına yormalarını, yani Allah'ın kudretini sorgulamalarını yansıtır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'حَبَسَ' fiilinin 'men etmek, engellemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki soru, inkarcıların azabın gecikmesini bir zayıflık veya engel olarak algılamalarını, oysa bunun ilahi bir hikmet olduğunu anlamadıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'هَزَأَ' fiilini 'birini hafife almak, küçümsemek ve alay etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'يَسْتَهْزِءُونَ' (alay ediyorlardı) ifadesi, inkarcıların Allah'ın ayetleriyle ve peygamberin uyarılarıyla alay etmelerini, bu davranışın ise kendilerine dönecek bir azaba yol açacağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'هَزَأَ' fiilinin 'bir şeyi küçümseyerek gülmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, alay etme fiili, inkarcıların ciddiyetsizliğini ve ilahi tehditlere karşı gösterdikleri umursamazlığı vurgular, bu da azabın kaçınılmazlığını pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istihza' (يَسْتَهْزِءُونَ'nin masdarı) kavramının Kur'an'da genellikle ilahi mesajı ve peygamberleri küçümseme, hafife alma anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de, alay edenlerin bu davranışlarının sonucunda kendilerini bekleyen azapla yüzleşecekleri vurgulanır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.8~
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ اَلَا يَوْمَ يَاْتٖيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِٶُنَ
~ ~ ~
11.8 - Ve lein ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetim mağdûdetil leyegûlunne mâ yahbisuh, elâ yevme yeé'tîhim leyse masrûfen anhum ve hâga bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Diyanet Meali:
11.8- Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka "Onu ne alıkoyuyor?" derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.8- Ve eğer ilerideki sayılı bir müddete kadar kendilerinden azabı tehir edersek o vakit da mutlak şöyle derler: onu ne men ‘ediyor? O, onlara geleceği gün kendilerinden çevrilecek değildir ve o istihza ettikleri şey, kendilerini sarmış bulunacaktır.
Ayetteki “ümmet” kelimesine “süre” olarak meal verilmiştir. Peygamberimiz “Allah’a şirk koşmanın cezası ahirette yani öldükten sonra diriltilecekleri zaman verileceğini” haber vermiştir. Müşrikler “niçin o kadar geciktiriliyor? Hemen azab gelse! Onu ne men ediyor” diyerek istihzada bulunmuşlardı. Ayet onlara cevap olarak gelmiştir.
Burada göze çarpan “İnsan, hayra dua eder gibi şerre dua eder, insan çok acelecidir” İsra suresi, 11. Ayetinin cevap niteliğinde olmasıdır. (Ayetin sebeb-i nüzulü başkadır! Bir de azabın çabuk gelmesini temenni eden kafir kimse hakkında da olması caizdir, der, müfessirler.) Bir de günlük tecrübelerimizde sabittir ki bir iş yapılırken hep bir gecikme, aksilik yaşanırsa o iş bırakılır. Bir müddet unutulmalıdır. Hatamızı görmemiz açısından mühlet verilir. Arıza giderildiğinde daha kolay olur. Hayırlı işler hemen meydana gelir. N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.9*
11- Hud Suresi- Ayet 9