Vele-in eżeknâ-l-insâne minnâ rahmeten śümme neza'nâhâ minhu innehu leyeûsun kefûr(un)
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.
Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse olur.
Hûd Suresi 9. ayet, insanın nankörlüğünü ve umutsuzluğa düşme eğilimini, Allah'ın rahmetini tattırıp sonra geri alması durumunda ortaya çıkan tepkileri dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'tatma', 'çekip alma', 'umutsuzluk' ve 'nankörlük' gibi temel kavramlar üzerinden insan fıtratının zayıf yönlerine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zevk' (ذوق) kelimesinin aslen bir şeyi ağızla tatmak olduğunu, ancak mecazi olarak bir şeyin etkisini hissetmek, tecrübe etmek anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ezeknâ' (أَذَقْنَا) ifadesi, Allah'ın rahmetini insana 'tattırması', yani ona bu nimeti deneyimletmesi ve hissettirmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, rahmetin geçici bir deneyim olabileceğine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tatma' fiilinin Kur'an'da sadece somut tatlar için değil, aynı zamanda soyut durumlar ve duygular için de mecazi olarak kullanıldığını ifade eder. Burada 'rahmet'in tattırılması, insana Allah'ın lütfunu ve iyiliğini yaşatması, hissettirmesi demektir. Bu, rahmetin bir lütuf olarak sunulduğunu ve insanın bunu deneyimlediğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesinin, başkasına iyilik yapmayı gerektiren bir incelik ve şefkat hali olduğunu belirtir. Allah'tan gelen rahmet ise, O'nun lütfu ve ihsanıdır. Ayetteki 'rahmeten' (رَحْمَةً) ifadesi, Allah'ın insana verdiği nimetleri, iyilikleri ve lütufları kapsar. Bu, insanın sahip olduğu her türlü olumlu durumun Allah'ın merhametinden kaynaklandığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'rahmet' kavramının Allah'ın temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat, merhamet ve lütfu ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'rahmeten' (رَحْمَةً), Allah'ın insana bahşettiği geçici dünya nimetlerini ve iyiliklerini temsil eder. Bu, insanın bu nimetlere sahip olmasının Allah'ın lütfu olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nez' (نزع) fiilinin bir şeyi yerinden söküp almak, ayırmak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'neza'nâhâ' (نَزَعْنَاهَا) ifadesi, Allah'ın insana verdiği rahmeti ondan geri alması, yani nimetleri elinden çekip çıkarması demektir. Bu, Allah'ın verdiği nimetleri geri alma kudretine sahip olduğunu ve bu durumun insan üzerinde büyük bir etki yarattığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nez' (نزع) kelimesinin bir şeyi zorla veya şiddetle yerinden ayırmak anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın rahmeti insandan 'çekip alması', bu nimetlerin insandan ayrılmasının bir zorluk ve kayıp hissi yaratacağını ima eder. Bu, nimetlerin geri alınmasının insan için ne kadar sarsıcı olabileceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ye's' (يأس) kelimesinin bir şeyden ümidini kesmek, beklentiyi yitirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'le-ye'ûs' (لَيَـُٔوسٌ) ifadesi, 'çok umutsuz' veya 'tamamen ümitsiz' anlamında mübalağa ifade eder. Bu, insanın nimetler elinden alındığında kolayca ümitsizliğe kapılabileceğini ve bu durumun onun fıtratında var olan bir zayıflık olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ye's' (يأس) kelimesinin bir şeyin gerçekleşmesinden ümidi kesmek olduğunu ve bu durumun kalpteki bir hal olduğunu açıklar. Ayetteki 'le-ye'ûs' (لَيَـُٔوسٌ) ifadesi, insanın Allah'ın rahmetini kaybettikten sonra derin bir ümitsizliğe düşeceğini, hatta bu ümitsizliğin onun karakterinin bir parçası haline geleceğini vurgular. 'Lam' harfi ve 'fa'ûl' vezni bu durumu pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' (كفر) kelimesinin aslen bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına geldiğini ve nimetler bağlamında kullanıldığında nimeti gizlemek, yani nankörlük etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'kefûr' (كَفُورٌ) ifadesi, 'çok nankör' anlamında mübalağa ifade eder. Bu, insanın nimetler elinden alındığında, daha önce sahip olduğu nimetleri unutup Allah'a karşı nankörlük edebileceğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'küfr' (كفر) kelimesinin nimeti inkâr etmek ve sahibine karşı nankörlük etmek anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'kefûr' (كَفُورٌ) ifadesi, insanın Allah'ın kendisine bahşettiği rahmeti geri alındığında, bu rahmetin değerini bilmeyip, hatta Allah'ın kendisine hiç iyilik yapmadığı gibi bir tavır sergileyeceğini ifade eder. Bu, insanın fıtratındaki nankörlük eğilimini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'küfr' (كفر) kelimesinin genel olarak bir şeyi örtmek, gizlemek olduğunu ve bu bağlamda nimetleri örtmek, yani nankörlük etmek anlamına geldiğini belirtir. 'Kefûr' (كَفُورٌ) ise, bu nankörlüğü sürekli ve aşırı derecede yapan kişiyi tanımlar. Ayetteki kullanım, insanın zor durumda kaldığında Allah'ın önceki lütuflarını unutup, O'na karşı nankör bir tutum sergileyeceğini açıkça ortaya koyar.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.9~
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُ اِنَّهُ لَيَپُوسٌ كَفُورٌ
~ ~ ~
11.9 - Ve lein ezagnel insâne minnâ rahmeten summe nezağnâhâ minh, innehû leyeûsun kefûr.
Diyanet Meali:
11.9- Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.9- Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır sonra da onu ondan alıverirsek şüphesiz ki o çok meyustur, nankördür
Nimetten sonra nikmet zorludur.
Rahmetten sonra zahmet gelince insanda beliren sıfat ümitsizlik ve nankörlük olduğunu görüyoruz. Nankörün diğer anlamı şükürsüzlüktür.
Çünkü nankörlük, yapılan iyiliği takdir etmemek anlamına gelir. Şükür ise içinde bulunduğun durumu muhafaza eder, şımarıklığı önler.
Bakara suresi, 152. Ayette Hak Taala “…Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin” buyurmuştur.
“Allah’ın rahmetinden ancak kafirlerin ümit kesecekleri” Yusuf suresi, 87. Ayette belirtilmiştir.
Aslında ümitsizlik her insanda olur. Zorluklar karşısında çaresiz kalabilir. Ama kafirler bu hali sürekliliğe çevirdikleri için kınanmışlardır.
C.Hakk’ın halife olarak halk ettiği insanın bu yönünün anlatılması ile ne murad edilir?
İnsan yeryüzündeki konumunu tam anlamamışsa başına gelen güzellikler hep kendi kazandığıdır. Elinden gidince aklına C. Hak gelir. Aslında verenin ve alanın O olduğunu idrak ederse, gitmesindeki hikmeti kavrar. Allah’tan uzak yaşayışların getirdiği hallerden bahsedilmektedir.
Bu ve sonraki ayet darlıkta ve bolluktaki hallerimizi resmetmektedir. Darlık imtihanıdır, bolluk sorumluluğu…birine sabır diğerine şükür gerek! Sabrın tesiri kalpte hissedilir, şükrün tesiri hem kalpte hem yüzdedir…
İmdi, ayetlere başka bir veçheden bakalım:
İnsan Allah ile ilişkisini kriz anlarında gözden geçirir. Hayatın nirengi noktalarında neyi iddia ediyor ve imtihana tabi tutuluyorsa tartar. Bu arada hayata karşı ciddileşir, büyür, insan olur. Soruyu sorar ve cevabı kendi arar. Bu C. Hakla arasındaki bağlantıdır. Ve de Allah Taala mutlaka ona içinden verir. N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.10*
11- Hud Suresi- Ayet 10