Bakiyyetu(A)llâhi ḣayrun lekum in kuntum mu/minîn(e)(c) vemâ enâ ‘aleykum bihafîz(in)
"Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helal kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim."
Eğer mümin iseniz, Allah'ın helâlinden size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim."
Hûd Suresi 86. ayet, helal kazancın ve Allah'a imanın önemini vurgularken, peygamberin görevinin tebliğle sınırlı olduğunu belirtir. Ayet, 'bakiyyetullah' kavramıyla ilahi bereketi ve helal rızkı öne çıkarır, 'hayr' ile bu durumun üstünlüğünü ifade eder ve 'mü'minîn' ile imanın şart koşulduğunu gösterir. Son olarak, 'hafîz' kelimesiyle peygamberin sorumluluk alanını netleştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bakiyye' kelimesini 'bir şeyden artan kısım' olarak tanımlar. Ayetteki 'bakiyyetullah' ifadesini ise 'Allah'ın helal kıldığı ve bereketlendirdiği rızık' veya 'Allah'ın size bıraktığı helal kazanç' şeklinde açıklar. Bu, Şeyb'in kavmine helal kazanca yönelme çağrısıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bakiyyetullah' ifadesini 'Allah'ın size bıraktığı helal kazanç' olarak yorumlar. Bu, Allah'ın helal kıldığı ve bereketlendirdiği malın, haram yollarla elde edilen çok sayıdaki maldan daha hayırlı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'bakiyye' gibi kelimelerin, ilahi lütuf ve bereketle ilişkilendirildiğini belirtir. 'Bakiyyetullah' ifadesi, Allah'ın müminlere bahşettiği ve onlar için hayırlı olan her türlü artığı, özellikle de helal kazancı ve bereketi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesini 'istenilen, beğenilen ve faydalı olan şey' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda 'bakiyyetullah'ın 'hayr' olması, Allah'ın helal kıldığı az bir kazancın, haram yollarla elde edilen çok sayıdaki maldan daha faziletli ve ahiret için daha faydalı olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hayr' kelimesinin zıddının 'şerr' olduğunu ve genellikle faydalı olanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın helal kıldığı kazancın hem dünyevi hem de uhrevi açıdan daha iyi ve bereketli olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayr' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'iyilik, fayda, üstünlük' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, 'bakiyyetullah'ın 'hayr' olması, müminler için hem maddi hem de manevi açıdan daha değerli ve tercih edilebilir olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân' kelimesini 'kalben tasdik etmek ve güvenmek' olarak açıklar. Ayetteki 'mü'minîn' ifadesi, Şeyb'in kavmine hitaben, eğer gerçekten Allah'a inanıyorlarsa, O'nun helal kıldığı kazancın kendileri için daha hayırlı olduğunu idrak edeceklerini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mü'min'i 'Allah'a, peygamberlerine ve indirdiklerine inanan kişi' olarak tanımlar. Ayetteki 'in kuntum mü'minîn' şartı, helal kazancın değerini ve bereketini ancak gerçek imana sahip olanların kavrayabileceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet eylemi olduğunu vurgular. Bu ayette 'mü'minîn' olmak, Allah'ın helal kıldığı rızka razı olmayı ve O'nun vaadine güvenmeyi gerektirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hafîz' kelimesini 'koruyucu, gözetleyici, denetleyici' olarak açıklar. Ayetteki 'mâ enâ aleykum bi-hafîz' ifadesi, peygamberin görevinin insanları zorla imana getirmek veya onların amellerini sürekli denetlemek olmadığını, sadece tebliğ etmekle yükümlü olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hafîz' kelimesinin 'gözetleyici, koruyucu' anlamında kullanıldığını ve bu ayette peygamberin, kavminin amellerinden sorumlu olmadığını, sadece uyarıcı olduğunu ifade ettiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hafîz' kelimesinin 'bir şeyi koruyan, muhafaza eden' anlamına geldiğini ve bu ayette Şeyb'in kavmine, kendisinin onların amellerini denetleyen veya onları zorla doğru yola sevk eden bir bekçi olmadığını, görevinin sadece tebliğ olduğunu bildirdiğini açıklar.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.86~
بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ وَمَا اَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفٖيظٍ
~ ~ ~
11.86 - Bekıyyetullâhi hayrul lekum in kuntum mué'minîn, ve mâ ene aleykum bihafîz.
Diyanet Meali:
11.86- "Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.86- Allah’ın helalinden bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır, eğer mü ‘min iseniz, mamafih ben sizin üzerinizde gözcü değilim
Helal insanı Allah’a ve ahlaka götürür, haram ise hakikatten uzaklaştırır. Helal, yapılması C. Hakkın iznine bağlanmış olan ve yapıldığında Rıza-i İlahi’ye ulaşma ihtimali olan davranışlardır. Sözlerdir.
Müslümanlar helal ve haram konusunda helali faydalı, haramı zararlı saymışlardır. Fakat mesele Hakkın iradesinin tecellisidir. Neye helal ve haram dediyse öyledir!
İbrahim-i Ethem’den:
“Bir genç dindarlığı ile dikkat çekmiş, sabahlara kadar namaz kılıyor, gündüzleri oruç tutuyor ve hep hayır işleriyle meşgul oluyormuş. İbrahim Ethem, bu genci duymuş hayret ve hayranlıkla kendisini görmek istemiş.
O gencin üç gün misafiri olmuş ve şaşkınlığı daha da artmış, çünkü bahsedilenden çok daha fazlasına şahit olmuş. Fakat insan olmak bakımından şeytanın hepimize bir yerden üfleyeceği ilkesi gereğince, İbrahim Ethem merak etmiş, bu gence nasıl üflüyor diye. Kendi evine davet etmiş, rızkından yedirmiş ve gençteki bütün bu hayra iştiyak yok olmuş, farzları bile zor yapar hale gelmiş.
Genç sen bana ne yaptın diye sormuş.
İbrahim Ethem fark etmiş ki, gencin rızkı helal değil.
Helal yedikten sonra hallerinde düzelme olması beklenirken, tam tersi oldu. Neden?
“Şeytan sana haram lokma ile geldi, sen davranışlarına odaklanıyordun ve asıl sorunu göremiyordun. Bu işin temelinin helal lokma olduğu öğrenmen içindi diye cevaplıyor.” Yani helal ve haramın farkını ancak ahlaki yaşantımızda buluruz. N.M.
rtfSndPly*11.87*
----------------------
11- Hud Suresi- Ayet 87