Veyâ kavmi evfû-lmikyâle velmîzâne bilkist(i)(s) velâ tebḣasû-nnâse eşyâehum velâ ta'śev fî-l-ardi mufsidîn(e)
"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
"Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin."
Hûd Suresi 85. ayet, Şuarayb (a.s.)'ın kavmine hitaben adaletli ölçü ve tartı yapma, insanların haklarını eksiltmeme ve yeryüzünde bozgunculuk yapmama çağrısını içermektedir. Ayet, ekonomik ve sosyal adaletin temel prensiplerini vurgulayan önemli kavramları barındırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefâ kelimesi, bir şeyi tam ve eksiksiz yapmak anlamına gelir. Ayetteki 'evfû' emri, ölçü ve tartıyı tam olarak, hiçbir eksiklik yapmadan yerine getirmeyi ifade eder. Bu, hem nicelik hem de nitelik açısından tamlığı gerektirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Evfû, 'etimmû' yani tamamlayın demektir. Ölçüyü ve tartıyı tam olarak verin, eksik bırakmayın. Bu, mecazi olarak adaleti tam olarak yerine getirme anlamını da taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Vefâ kökünden türeyen kelimeler, Kur'an'da genellikle bir sözleşmeye, ahde veya bir şeye tam olarak riayet etme, onu eksiksiz yerine getirme anlamında kullanılır. Burada ise ölçü ve tartı bağlamında, ticari işlemlerde dürüstlük ve tamlık ilkesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mikyâl, ölçü aleti veya ölçülen miktar demektir. Ayetteki kullanımı, tahıl gibi kuru maddelerin ölçülmesinde kullanılan birimi ifade eder ve bu ölçünün tam olarak verilmesi gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Keyl, bir şeyi ölçmek fiilidir. Mikyâl ise bu fiilin yapıldığı alet veya ölçülen şeydir. Ayette, ölçü biriminin tam ve doğru kullanılması gerektiği vurgulanır, bu da ticari adaletin bir göstergesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mîzân, vezn kökünden gelir ve tartı aleti anlamına gelir. Ayette, ölçü ile birlikte zikredilmesi, hem hacim hem de ağırlık ölçümlerinde adaletin gözetilmesi gerektiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vezn, bir şeyin ağırlığını belirlemek demektir. Mîzân ise bu işlemi gerçekleştiren alettir. Kur'an'da adalet ve hakkaniyetin sembolü olarak sıkça geçer. Bu ayette de ticari işlemlerdeki dürüstlüğü temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kıst, adalet ve hakkaniyet anlamına gelir. Bir şeyi adil bir şekilde bölmek veya vermek demektir. Ayetteki 'bil-kıst' ifadesi, ölçü ve tartının sadece nicelik olarak değil, aynı zamanda adalet ilkesine uygun olarak yapılması gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kıst, adaletin ta kendisidir. Bir şeyi doğru ve hakkaniyetli bir şekilde yapmak demektir. Ayette, ölçü ve tartıdaki adaletin, toplumsal düzenin ve ahlakın temelini oluşturduğuna işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kıst kelimesi, Kur'an'da genellikle mutlak adalet ve hakkaniyet anlamında kullanılır. Bu ayette, ticari hayatta ölçü ve tartının sadece teknik bir işlem olmaktan öte, ahlaki bir sorumluluk ve adalet ilkesiyle yerine getirilmesi gerektiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Bahs, bir şeyin değerini veya miktarını eksiltmek, azaltmaktır. Ayetteki 'lâ tebhasû' emri, insanlara ait olan şeyleri, haklarını veya mallarını eksik vermemeyi, onların değerini düşürmemeyi yasaklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bahs, bir şeyin değerini veya miktarını haksız yere azaltmaktır. Bu, hem maddi hem de manevi hakları kapsar. Ayette, insanların mallarını eksik vermemekle birlikte, onların haklarını da gasp etmemeyi emreder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Asev, fesat çıkarmak, bozgunculuk yapmak demektir. Ayetteki 'lâ ta'sev' emri, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmamayı, düzeni bozmamayı yasaklar. Bu, sadece maddi değil, aynı zamanda ahlaki ve sosyal fesadı da içerir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Asev, ifsat etmek, bozgunculuk yapmak ve haddi aşmak anlamlarına gelir. Ayetteki kullanımı, yeryüzünde düzeni bozan, toplumsal huzuru kaçıran her türlü eylemden sakınmayı emreder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'Asev' kökünden türeyen kelimeler, Kur'an'da genellikle 'fesat' kavramıyla eş anlamlı olarak kullanılır ve toplumsal düzeni, ahlaki değerleri bozan her türlü eylemi ifade eder. Burada, ölçü ve tartıdaki adaletsizliğin yeryüzünde bozgunculuğa yol açabileceği uyarısı yapılır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.85~
وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ
~ ~ ~
11.85 - Ve yâ gavmi evful mikyâle vel mîzâne bilgıstı ve lâ tebhasun nâse eşyâehum ve lâ tağsev fil ardı mufsidîn.
Diyanet Meali:
11.85- "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.85- Ey kavmim kileyi, teraziyi dengi dengine tam tutun ve nâsın eşyasına densizlik etmeyin ve Yer yüzünde müfsidlik ederek fenalık yapmayın
Şuayb as bu tebliğiyle “Kişi, insan ilişkilerinde doğru ve dürüst olmadıkça Allah’a karşı da doğru dürüst olamaz” demek ister.
Toplumsal hayatta alışverişin hileden uzak olması alıcı ile satıcı arasında bağıntının kopmamasıdır. İyi bir toplum iyi vatandaşlar yetiştirir. İlişkiler sağlıklı olur. İman salih amelle birlikte zikredilir. İman ışığının sönmemesi doğruluk- dürüstlük ve diğer amellerle olur.
İnsanın böyle bir tebliğe muhatap olabilmesi için “akıllı” olması gerekir. Dinin akılla irtibatı böyle başlar. Akıllı olmak aynı zamanda ahlaklı olmak demektir. İslam düşüncesinde akıl ile ahlak arasında ilişkiyi kuran haris el-Muhasibi ’dir. Ve Muhasibi “ahlakın aklı yetkinleştirdiği” üzerinde durur. Dolayısıyla “Ahlak aklı terbiye eder.” Ruhun göründüğü alan akıldır. “Bağlamak” demektir. Bu bağ daralır da genişler de. En akıllı insan bu durumda menfaatinin nerede ve ne zaman olduğunu bilendir. Fakat insan hayatının dünya ile sınırlı olmadığını bilirse kalıcı olan ahrete yönelir. Muhasibi, sırf dünya hayatına yönelen kimsenin oradaki menfaatler uğruna ahlaken zaaf gösterdiğini belirtir. Bu durumda kişinin ahlakını düzelterek aklının doğru ve dürüst çalışması sağlanır.
Muhasibi ’ye göre akıllı insan; “kibrini yenen, merhametsiz olmayan, tartıda- ölçüde haksızlık yapmayan…” dır. N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.86*
11- Hud Suresi- Ayet 86