Ve-ilâ medyene eḣâhum şu'aybâ(en)(c) kâle yâkavmi-'budû(A)llâhe mâ lekum min ilâhin ġayruh(u)(s) velâ tenkusû-lmikyâle velmîzân(e)(c) innî erâkum biḣayrin ve-innî eḣâfu ‘aleykum ‘ażâbe yevmin muhît(in)
Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."
Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir gününazabından korkuyorum."
Bu ayet, Şuayb peygamberin Medyen halkına yaptığı tebliğin temel unsurlarını içermektedir. Tevhid inancına davet, ticari ahlakın korunması ve ahiret azabı uyarısı gibi ana temalar, ayetteki kilit kavramlar aracılığıyla dilbilimsel ve semantik derinlik kazanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd (kul) kelimesi, zelil ve boyun eğen kimse anlamına gelir. İbadet ise, en üst düzeyde boyun eğme ve tevazu göstermektir. Ayetteki 'u'budû' emri, Medyen halkının sadece Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk etmesini, O'ndan başkasına tapınmamasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İbadet, Allah'a itaat etmek ve O'nun birliğini kabul etmektir. Burada 'u'budû' ifadesi, Allah'ı birlemek ve O'na karşı gelmemek anlamında kullanılmıştır. Bu, şirkten uzak durup sadece Allah'a yönelme çağrısıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İbadet kavramı, Kur'an'da sadece ritüelistik eylemleri değil, aynı zamanda Allah'ın iradesine tam bir teslimiyeti ve O'nun hükümlerine uymayı da kapsar. Şuayb'ın çağrısı, Medyen halkının tüm yaşamını Allah'ın rızasına uygun hale getirmesini talep etmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Naks (eksiltme), bir şeyin tamamından bir kısmını alıp azaltmaktır. Ayetteki 'lâ tenkusû' emri, Medyen halkının ticari muamelelerinde, özellikle ölçü ve tartıda haksızlık yaparak başkalarının hakkını eksiltmemesi gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Naks, bir şeyin tamamından bir kısmını almaktır. 'Lâ tenkusû' ifadesi, ölçü ve tartıda hile yaparak başkalarının malını eksiltmekten sakınmayı emreder. Bu, ticari adaletin temel bir ilkesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Naks, bir şeyin miktarını veya değerini azaltmaktır. Ayetteki yasak, Medyen halkının alışverişlerinde dürüst olmasını, ölçü ve tartıyı tam yapmasını, böylece toplumda adaleti sağlamasını öğütler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mikyal, bir şeyi ölçmek için kullanılan alettir. Ayetteki 'el-mikyal', tahıl, sıvı gibi hacimle satılan malların ölçü birimini ifade eder. Şuayb'ın uyarısı, bu ölçülerin eksik tutulmaması gerektiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Keyl, bir şeyi ölçmek fiilidir; mikyal ise bu fiilin yapıldığı alettir. Ayetteki 'el-mikyal', Medyen halkının ticari hayatında kullandığı hacim ölçülerini kapsar ve bunlarda hile yapmaktan kaçınmalarını emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mizan, bir şeyin ağırlığını ölçmek için kullanılan alettir. Ayetteki 'el-mizan', Medyen halkının ticari muamelelerinde kullandığı ağırlık ölçülerini ifade eder ve bunlarda adaletsizlik yapmamaları gerektiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mizan, tartı aletidir. 'Lâ tenkusû el-mikyal ve'l-mizan' ifadesi, hem hacim hem de ağırlık ölçülerinde tam ve adil davranmayı emreder. Bu, Medyen halkının ticari ahlakının temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhâta, bir şeyi çepeçevre sarmak, kuşatmaktır. 'Azâbün muhît' ifadesi, azabın her yönden gelerek kişiyi tamamen kuşatacağını, ondan kaçışın mümkün olmayacağını belirtir. Bu, Şuayb'ın Medyen halkını uyardığı azabın şiddetini ve kapsayıcılığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Muhît, bir şeyi her yönden saran ve kuşatan demektir. Ayetteki 'yevmin muhît' (kuşatıcı bir günün azabı) tabiri, kıyamet gününün veya gelecek azabın, günahkarları tamamen saracağını ve ondan kurtuluşun olmayacağını sembolize eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Muhît kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın ilminin ve kudretinin her şeyi kuşatmasını ifade ederken, burada azabın kuşatıcılığı bağlamında kullanılmıştır. Bu, azabın kaçınılmazlığını ve tüm varlığı kapsayacağını vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.84~
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمٖيزَانَ اِنّٖى اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّٖى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحٖيطٍ
~ ~ ~
11.84 - Ve ilâ medyene ehâhum şuaybâ, gâle yâ gavmiğbudullâhe mâlekum min ilâhin ğayruh, ve lâ tengusul mikyâle vel mîzâne innî erâkum bihayriv ve innî ehâfu aleykum azâbe yevmim muhît.
Diyanet Meali:
11.84- Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.84- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik, dedi: ey kavmim! Allaha kulluk edin, sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, hem ölçeği, teraziyi eksik tutmayın, ben sizi bir Hayr içinde görüyorum ve ben size muhit bir günün azabından korkuyorum
Kur’an’da adı 11 defa geçen Hz. Şuayb, Medyen ve Eyke (Hicaz bölgesi ile Suriye ticaret yolu üzerinde, Akabe körfezine yakın bir yerleşim merkezi idi.) halkına peygamber olarak gönderildi. Tebliğindeki tatlı üslubu ve güzel anlatımından dolayı “peygamberlerin hatibi” olarak bilinir.
Önce Medyen halkına gönderilen Hz. Şuayb yıllar süren tebliğinde imana gelmelerinden ümidi kesince “Ey rabbimiz! Kavmimizle bizim aramızda adaletli hükmünü ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.” (Araf/89) diye dua etti. Çığlık ve depremle helak oldular. Sonrasında kendine inananlarla birlikte Eyke bölgesine göç ettiler. Orada yaşayan halk gür ağaçlara taptığı için ve de gür- sağlam ağaçlara “Eyke” dendiği için bu isimle anılıyorlardı. Bu kavim de yola gelmediğinden 7 gün sıcaklıkla imtihan olundular. 8. Gün koyu gölgeli siyah buluttan şiddetli ateş yağmaya başladı.
Şuayb as’ın hayatının geri kalanında nerede yaşadığına ait sahih bir bilgi yoktur. Ama Kabe’nin batısında Darunnedve ile Beni Sehm kapısı arasındaki yerde bulunduğu rivayet edilir.
Şuayb as’ın tebliğinden kavminin neleri yanlış yaptığını görmekteyiz. Fusus’ul Hikem ’deki kelimesi “Kalbiyye” dir. Kalp “Adalet” isminin görünme yeridir. Bedenin itidal ve nefsin adalet sebebidir. Feyz kalpten gelerek bütün azalara eşit dağılır. Kalbin şuabları yani şubeleri çoktur. Neticeleri de çoktur. “Allah” isminin toplayıcılığına benzer.
Kalbin şubelerinin sınırsız olması demek; her inancın bir şube olmasındandır. İnançlar bütünüyle şubelerden oluşur. Perde açıldığında ise hak herkese inancına göre görünür. Bazen Hak insanın inandığından farklı bir hükme sahip olarak çıkar.
Mesela insan tövbe etmeden ölen kimsenin mutlaka cezalandırılacağını sanır ama ölüpte rahmete erdiğini bulunca ummadığıyla karşılaşır.
“Nitekim, Hakîm Senâî hazretleri Zâdü's Sâlikîn'de buyururlar.
Beyt: Tercüme:
"Yakinen bil ki, Cem’in câmı dedikleri, senin kalbindir. Sevinç ve gamın karar yeri senin kalbindir. Eğer cihanı görmek temennisinde isen, bütün eşyayı o kalb içinde görmek mümkündür. Baş gözü unsûri kalıpları görür, sır olan şeyi ancak kalb gözü görür. İlk olarak kalb gözünü aç, daha sonra bütün eşyayı seyret!" (Fusus’ul Hikem, sh.577)
---------------------- rtfSndPly*11.85*
11- Hud Suresi- Ayet 85