Kâle yâkavmi eraeytum in kuntu ‘alâ beyyinetin min rabbî verazekanî minhu rizkan hasenâ(en)(c) vemâ urîdu en uḣâlifekum ilâ mâ enhâkum ‘anh(u)(c) in urîdu illâ-l-islâha mâ-steta't(u)(c) vemâ tevfîkî illâ bi(A)llâh(i)(c) ‘aleyhi tevekkeltu ve-ileyhi unîb(u)
Şu'ayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece O'na tevekkül ettim ve sadece O'na yöneliyorum."
Şu'ayb dedi ki: "Ey kavmim! Şayet ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet bana, O kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse, söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? Ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmeye çalışıyorum. Muvaffakiyetim de ancak Allah'ın yardımı ile olacaktır. Ben yalnızca O'na dayandım ve ancak O'na döneceğim."
Hûd Suresi 88. ayet, peygamberlerin tebliğ metodunu, samimiyetini ve Allah'a tevekkülünü dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'beyyine', 'rızk', 'ıslah', 'muhalefet', 'tevfik' ve 'inabe' gibi temel kavramlar üzerinden peygamberlik misyonunun mahiyetini ve ilahi desteği vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyyine' kelimesini 'açık delil, hüccet' olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği mucizeler ve hakikati ortaya koyan kesin kanıtlar için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de Hz. Hûd'un peygamberliğinin ilahi bir delile dayandığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'beyyine'yi 'açık delil ve hüccet' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Hz. Hûd'un tebliğinin sadece kendi sözleri değil, Allah tarafından desteklenen somut bir kanıta dayandığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'beyyine' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Ona göre 'beyyine', sadece bir delil değil, aynı zamanda hakikati apaçık ortaya koyan, şüpheye yer bırakmayan ilahi bir işarettir. Hz. Hûd'un bu ayetteki ifadesi, tebliğinin sağlam bir zemine oturduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rızk'ı 'Allah'ın kullarına verdiği her şey' olarak tanımlar. Ayette geçen 'rızkan hasenen' (güzel rızık) ifadesi, sadece maddi geçimi değil, aynı zamanda peygamberlik görevinin getirdiği manevi lütufları ve helal kazancı da kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ı 'Allah'ın canlılara bahşettiği, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şey' olarak açıklar. 'Hasen' sıfatıyla birlikte kullanılması, bu rızkın helal, temiz ve bereketli olduğunu, aynı zamanda peygamberin şahsiyetine yakışır bir yaşam standardını da içerdiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rızk'ın Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, sadece yiyecek ve içecek değil, ilim, hikmet, sağlık gibi manevi nimetleri de kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'güzel rızık' ifadesi, Hz. Hûd'a verilen peygamberlik makamının ve helal kazancın bir bütünü olarak anlaşılmalıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'muhalefet'i 'bir şeyin zıddına gitmek, karşıt olmak' şeklinde açıklar. Ayetteki 'size yasakladığım şeylerde size aykırı hareket etmek istemem' ifadesi, Hz. Hûd'un sözüyle eyleminin çelişmeyeceğini, tebliğ ettiği ilkelere kendisinin de uyduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'muhalefet'in 'bir şeye karşı çıkmak, zıtlaşmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Hz. Hûd'un bu ifadesi, peygamberin kendi sözleriyle çelişmeyeceğini, insanlara yasakladığı şeylerden kendisinin de uzak duracağını, böylece tebliğinde samimi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ıslah'ı 'fesadın zıddı' olarak tanımlar ve 'bir şeyi düzeltmek, faydalı hale getirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur' ifadesi, Hz. Hûd'un temel misyonunun toplumu ve bireyleri doğru yola iletmek, bozulanı düzeltmek olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ıslah'ın 'bozukluğu gidermek, düzeltmek ve iyilik yapmak' anlamlarına geldiğini ifade eder. Hz. Hûd'un bu sözü, onun tebliğindeki amacın kişisel çıkar değil, toplumun genel iyiliği ve doğruya yönelmesi olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ıslah' kavramının Kur'an'da 'düzen kurma, doğruyu tesis etme, bozukluğu giderme' gibi geniş bir anlam taşıdığını belirtir. Hz. Hûd'un bu ifadesi, peygamberlik misyonunun temelinde yatan, toplumsal ve bireysel düzeyde iyiliği ve adaleti yayma çabasını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevfik'i 'Allah'ın kulunu hayra muvaffak kılması, işlerini kolaylaştırması' olarak tanımlar. Ayetteki 'başarım ancak Allah'tandır' ifadesi, Hz. Hûd'un kendi çabalarının ötesinde, ilahi bir yardım ve desteğe muhtaç olduğunu ve başarının nihayetinde Allah'tan geldiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tevfik'i 'Allah'ın kuluna hayrı kolaylaştırması ve onu hayra yöneltmesi' şeklinde açıklar. Hz. Hûd'un bu sözü, tebliğdeki başarısının kendi gücünden değil, tamamen Allah'ın lütfu ve yardımıyla gerçekleştiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevekkül'ü 'bir işi başkasına havale etmek, güvenmek ve ona dayanmak' olarak açıklar. Ayetteki 'O'na güvendim' ifadesi, Hz. Hûd'un tüm işlerinde ve tebliğindeki zorluklarda sadece Allah'a sığındığını, O'na tam bir teslimiyetle güvendiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tevekkül'ün 'Allah'a güvenmek, işleri O'na havale etmek ve O'nun yardımına sığınmak' olduğunu belirtir. Hz. Hûd'un bu sözü, peygamberin ilahi desteğe olan inancını ve tüm zorluklara rağmen Allah'a olan itimadını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inabe'yi 'bir şeye tekrar tekrar yönelmek, dönmek' olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle 'Allah'a yönelmek, tövbe etmek ve O'na sığınmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'O'na yöneliyorum' ifadesi, Hz. Hûd'un tüm işlerinde ve kalben Allah'a döndüğünü, O'ndan yardım dilediğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'inabe'yi 'Allah'a dönmek, O'na yönelmek ve O'ndan yardım dilemek' olarak açıklar. Hz. Hûd'un bu ifadesi, peygamberin Allah ile olan derin bağını, O'na olan teslimiyetini ve her durumda O'na sığınma halini yansıtır.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.88~
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖى وَرَزَقَنٖى مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا اُرٖيدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَا اَنْهٰیكُمْ عَنْهُ اِنْ اُرٖيدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفٖيقٖى اِلَّا بِاللّٰهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُنٖيبُ
~ ~ ~
11.88 - Kâle yâ kavmi eraeytum in kuntu alâ beyyinetim mir rabbî ve razeganî minhu rizgan hasenâ, ve mâ urîdu en uhâlifekum ilâ mâ enhâkum anh, in urîdu illel ıslâha mestetağt, ve mâ tevfîgî illâ billâh, aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb.
Diyanet Meali:
11.88- Şuayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse! Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece O'na tevekkül ettim ve sadece O'na yöneliyorum."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.88- Ey kavmim! dedi: Söyleyin bakayım eğer ben rabbimden bir beyyine üzerinde bulunuyorsam ve o kendisinden bana güzel bir rızık ihsan etmiş ise ne yapmalıyım? Ben size muhalefet etmemle sizi nehyettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum, ben sade gücüm yettiği kadar ıslah istiyorum, muvaffakıyetim de Allah iledir, ben yalnız ona dayandım ve ancak ona yüz tutarım
Güven ve teslimiyetin inanan insan üzerindeki haline “tevekkül” denir. Allah’a güvenmektir. İnce çizgi ise mümin kulun elinden geleni yapmasından sonra Allah’a dayanıp, teslim olmasıdır. Özü teslimiyettir. Neticeyi beklerken de acele etmemelidir.
“Dilden şikâyeti bırakmak, razı olmak ve muhabbet etmesi” tevekküldür. Birincisi zahitlerin, ikincisi sadıkların, üçüncüsü resullerin halidir.
Nahl suresi/ 99:” Gerçek şu ki o şeytanın, iman etmiş olanlar ve rablerine dayanıp güvenenler üzerinde bir hakimiyeti olamaz” Netice-i kelam: Tevekkülün temeli imandır. İnancın derecesi teslimiyetteki duruşu belirler. Tedbir bizden, takdir Allah’tandır. N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.89*
11- Hud Suresi- Ayet 89