Veyâ kavmi lâ yecrimennekum şikâkî en yusîbekum miślu mâ esâbe kavme nûhin ev kavme hûdin ev kavme sâlih(in)(c) vemâ kavmu lûtin minkum bibe'îd(in)
"Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hud kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lut kavmi sizden uzak değildir."
"Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi de sizden uzak değildir.
Hûd Suresi 89. ayet, peygamberlerin kavimlerine yönelik uyarılarını ve geçmiş kavimlerin akıbetlerini hatırlatarak, ilahi azabın benzerinin kendi başlarına gelmemesi için itaate davet etmektedir. Ayet, özellikle 'şikaak', 'yecrimennekum' ve 'yusîbekum' gibi kavramlar üzerinden karşı gelmenin ve isyanın sonuçlarına vurgu yapmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'c-r-m' kökünün aslen 'meyve toplamak' anlamına geldiğini, sonra 'kazanmak' ve 'suç işlemek' manalarına kaydığını belirtir. Ayetteki 'lâ yecrimennekum' ifadesi, 'sizi günaha sokmasın, size bir suç işletmesin' veya 'size bir felaket kazandırmasın' şeklinde anlaşılır. Burada, Hz. Şuayb'a karşı gelmenin, kavminin başına geçmiş kavimlerin başına gelen felaketleri getirmesine sebep olmaması uyarısı vardır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yecrimennekum' ifadesini 'size bir şey kazandırmasın, size bir kötülük getirmesin' şeklinde açıklar. Ayetteki bağlamda, Hz. Şuayb'a karşı gelmenin, kavmin başına Nuh, Hûd ve Salih kavimlerinin başına gelen felaketleri getirmemesi için bir uyarıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'c-r-m' kökünün Kur'an'da genellikle 'suç işlemek, günah kazanmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı ise, 'benimle olan anlaşmazlığınız sizi öyle bir günaha sevk etmesin ki, bunun sonucunda başınıza geçmiş kavimlerin başına gelen felaketler gelsin' şeklinde bir tehdit ve uyarı içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ş-k-k' kökünün 'ikiye ayırmak, yarmak' anlamına geldiğini ve buradan 'ayrılık, ihtilaf, muhalefet' manasına geçtiğini ifade eder. 'Şikâk' ise, bir tarafın diğerine karşı gelmesi, onunla zıtlaşmasıdır. Ayetteki 'şikâkî' ifadesi, kavmin Hz. Şuayb'a karşı gelmesini, onunla olan anlaşmazlığını ve muhalefetini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şikâk' kelimesini 'muhalefet' ve 'düşmanlık' olarak açıklar. Ayetteki 'şikâkî' ifadesi, kavmin Hz. Şuayb'ın getirdiği mesaja karşı çıkmasını, onunla düşmanlık etmesini ve bu durumun kendilerine felaket getirmemesi için bir uyarı olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ş-k-k' kökünün Kur'an'da genellikle 'ayrılık, bölünme, muhalefet' anlamlarında kullanıldığını vurgular. 'Şikâk' kavramı, özellikle peygamberlere karşı gelme, onların mesajını reddetme ve bu nedenle toplumda bir ayrılık yaratma durumunu ifade eder. Ayette, Hz. Şuayb'ın kavminin ona karşı gösterdiği direniş ve muhalefet bu kavramla dile getirilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 's-v-b' kökünün aslen 'doğru hedefe ulaşmak' anlamına geldiğini, sonra 'bir şeye ulaşmak, başına gelmek' manasına geçtiğini belirtir. 'İsâbe' ise, bir şeyin bir kimseye ulaşması, ona dokunmasıdır. Ayetteki 'en yusîbekum' ifadesi, geçmiş kavimlerin başına gelen felaketlerin, Hz. Şuayb'ın kavminin de başına gelmesi ihtimalini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'isâbe' kelimesinin 'bir şeyin bir kimseye ulaşması, ona dokunması' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Nuh, Hûd ve Salih kavimlerinin başına gelen azabın bir benzerinin, Hz. Şuayb'ın kavminin de başına gelmesi tehlikesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'isâbe' kavramının hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini, ancak bu ayette 'azabın isabet etmesi' şeklinde olumsuz bir anlam taşıdığını ifade eder. Hz. Şuayb'ın kavmine yönelik uyarıda, geçmiş kavimlerin başına gelen felaketlerin bir benzerinin kendilerine de ulaşabileceği vurgulanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'm-s-l' kökünün 'bir şeyin benzeri, dengi' anlamına geldiğini belirtir. 'Misil', bir şeyin nitelik ve nicelik bakımından benzeri olanıdır. Ayetteki 'mislu mâ esâbe' ifadesi, Nuh, Hûd ve Salih kavimlerinin başına gelen felaketlerin 'benzerinin' Hz. Şuayb'ın kavminin de başına gelmesi tehlikesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'misil' kelimesinin 'benzerlik' ifade ettiğini ve bu benzerliğin bazen tam bir aynılık, bazen de niteliksel bir benzerlik olabileceğini belirtir. Ayetteki kullanımda, geçmiş kavimlerin yaşadığı azabın türü ve şiddeti açısından bir benzerliğe işaret edilmektedir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.89~
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقٖى اَنْ يُصٖيبَكُمْ مِثْلُ مَا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعٖيدٍ
~ ~ ~
11.89 - Ve yâ kavmi lâ yecrimennekum şigâgî ey yusîbekum mislu mâ esâbe gavme nûhın ev gavme hûdin ev gavme sâlıh, ve mâ gavmu lûtım minkum bibeîd.
Diyanet Meali:
11.89- "Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.89- Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi Nuh kavminin veya Hûd kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenler gibi bir musibete giriftar etmesin, Lût kavmi de sizden uzak değildir
Şuayb as “Sizin bana olan düşmanlığınız sizi günah işlemeye yöneltmesin” derken insanın kin ve öfke ile kötü işler yapabileceğini gösterir. Aklın (gönül haline gelmiş) yardımı ile ruhani duygular öne çıktığında insani taraf ağır basar. İnsan men edildiği şeye hırslı olur. Emr edildiğinde yapmaktan kaçınır, yapması yasaklanırsa yapmak için hırslanır. Hele bu emir ve nehiy kendi gibi bir insandan gelirse bu özelliği daha çok açığa çıkar. Kur’an’da kıssalarını okuduğumuz kavimler zaman ve mekân olarak yakındırlar. Mezopotamya’da geçer. Yine de insanın tek ve özel olmasının nefiste bir karşılığı vardır. Adeta başkalarının başına gelen ona gelmeyecekmiş gibi hisseder. Uyarıları dikkate almazsa felaketle sonuçlanır…
“Allah’a, Peygambere ve Ulu’l-emre itaat edin” (Nisa/59) İbn Arabi, cehennemi “uzaklık” olarak tefsir etmiştir. İşin aslı kimse Haktan uzak değildir. Ama bu, onların vehimlerinden oluşan bir iştir. Ne zaman ki insanlar, kavimler helak oldu ve cehenneme sevk edilirler, nefislerinin elinden kurtulurlar. Yakınlığın aynı oluşur ve cehennem onlar için nimete dönüşür. Nefis fena bulunca vehim de fena bulur.
Peygamberler müjdeleyici ve uyarıcıdır. Bir de yaşantılarıyla örnek olmuşlardır. Bilirler ki Hakkın her bir kahrı altında bir saklı lütuf vardır. Azab “uzubet”tendir. Uzubet tatlılık manasınadır. Acının ardından ona ulaştıkları zaman onu tadarlar. Kan alıcının neşterinin acısına tahammülden sonra sıhhat zevki oluşur. N.M.
----------------------- rtfSndPly*11.90*
11- Hud Suresi- Ayet 90