Vestaġfirû rabbekum śümme tûbû ileyh(i)(c) inne rabbî rahîmun vedûd(un)
"Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir."
Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe ile yönelin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.
Hûd Suresi 90. ayet, tevbe ve istiğfarın önemini vurgularken, Allah'ın rahmet ve vedûd sıfatlarını öne çıkarır. Ayet, kulların Allah'a yönelmesini ve O'nun affediciliğine sığınmasını teşvik eden temel kavramlar üzerine kuruludur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğufrân ve mağfiret, saçılan ve dağılan şeyleri toplayıp örten miğfer gibi, Allah'ın kulunu günahlarından korumasıdır. Bu ayetteki 'istiğfar' emri, kulun Allah'tan günahlarının örtülmesini ve affedilmesini talep etmesidir, ki bu da Allah'ın rahmetine sığınma anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstiğfar, Allah'tan günahların örtülmesini istemektir. Ayetteki kullanımı, kulların işledikleri hatalardan dolayı Allah'a yönelerek O'nun affediciliğine sığınmaları gerektiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstiğfar, Kur'an'da günah kavramıyla yakından ilişkili olup, Allah'ın gazabından korunma ve O'nun lütfuna nail olma arayışını ifade eder. Bu ayette, tevbeden önce gelmesi, günahların farkına varıp af dilemenin tevbenin ön şartı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe, dönmek demektir. Allah'a tevbe etmek, günahı terk edip Allah'ın emirlerine dönmek, pişmanlık duymak ve bir daha yapmamaya azmetmektir. Ayetteki 'O'na tevbe edin' ifadesi, kulların sadece af dilemekle kalmayıp, aynı zamanda fiilen günahlardan uzaklaşarak Allah'a yönelmelerini emreder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe, günahtan dönmek ve Allah'a yönelmektir. Bu ayetteki kullanımı, istiğfarın ardından gelerek, sadece sözlü bir af dilemenin ötesinde, davranışsal bir dönüşümü ve Allah'a itaati ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tevbe, Kur'an'da genellikle 'dönüş' anlamında kullanılır ve kulun Allah'a, Allah'ın da kula yönelmesini ifade eder. Ayetteki 'tûbû ilayhi' ifadesi, kulun günahlarından vazgeçerek Allah'ın rızasına uygun bir yaşama yönelmesini, yani O'na dönüşünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik ve lütuf dileğidir. Allah için kullanıldığında ise, sadece lütuf ve ihsan anlamındadır. 'Rahîm' sıfatı, Allah'ın bu lütfunu sürekli ve geniş kapsamlı olarak kullarına ulaştırdığını, özellikle ahirette müminlere yönelik merhametini ifade eder. Ayetteki bağlamda, istiğfar ve tevbenin kabul edileceğinin bir garantisi olarak zikredilmiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahîm, rahmeti çok olan demektir. Allah'ın bu ismi, O'nun kullarına olan sürekli ve daimi merhametini, onlara nimetler vermesini ve günahlarını bağışlamasını ifade eder. Ayetteki 'Rabbî Rahîm' ifadesi, Allah'ın tevbe edenlere karşı affedici ve merhametli olduğunu pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat ve lütfu ifade eder. 'Rahîm' sıfatı, bu merhametin sürekliliğini ve yoğunluğunu vurgular. Ayette, istiğfar ve tevbe çağrısının ardından gelerek, Allah'ın bu eylemleri karşılıksız bırakmayacağını, aksine merhametiyle karşılık vereceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vedd, bir şeyi sevmek ve onu istemektir. 'Vedûd' ise, çok seven ve çok sevilen demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun kullarını çok sevdiğini ve onlara iyilikler ihsan ettiğini, aynı zamanda kulları tarafından da sevilmeye layık olduğunu ifade eder. Ayetteki 'Vedûd' sıfatı, Allah'ın sadece merhametli değil, aynı zamanda kullarına karşı sevgi dolu olduğunu, bu sevginin istiğfar ve tevbe edenlere yönelik olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vedûd, Allah'ın isimlerinden olup, kullarını seven ve onlara iyilikler ihsan eden demektir. Aynı zamanda kulları tarafından da sevilen ve övülen anlamındadır. Bu ayette, Allah'ın rahmetinin yanı sıra, kullarına olan sevgisinin de istiğfar ve tevbe etmeye teşvik edici bir unsur olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Vedûd, Allah'ın kullarına karşı olan sevgisinin ve lütfunun bir ifadesidir. O, kullarını sever ve onlara merhamet eder. Bu sıfat, istiğfar ve tevbe edenlerin Allah'ın sevgisine mazhar olacağını, O'nun tarafından sevileceğini ve bu sevginin bir sonucu olarak affedileceğini vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.90~
وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبّٖى رَحٖيمٌ وَدُودٌ
~ ~ ~
11.90 - Vestağfirû rabbekum summe tûbû ileyh, inne rabbî rahîmuv vedûd.
Diyanet Meali:
11.90- "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.90 – Rabb’ınıza istiğfar edin sonra ona tevbe ile rücu' edin, şüphe yok ki rabbim rahîmdir, veduddur
“Ve burada, kim kör ise artık o ahirette de kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır.” (İsra/72)
“Âdemoğlu öldükten sonra ameli kesilir!” (Hadis-i Şerif) Ayet ve hadis küfür ve şirk ehli hakkındadır. Taklid eden Tevhid ehli ve onları taklid eden müminler için değildir. Çünkü şirk ve küfür ehli dünyada Hakkın vücuduyla halkın vücudunu bağımsız ve ayrı zannetmişlerdir. Basiret gözlerine körlük gelmiştir. Basiret gözünün doktorları olan nebilerden ve onların ilaçlarından kendilerini gani bilmişlerdi. Bundan dolayı büsbütün kör olan gözlerinin ahirette açılma imkânı yoktur. Onlar ezeli ama’dırlar.
Tövbe iman ile doğrudan bağlantılıdır. İman etmeden tövbenin manası yoktur.
İman ehli için her daim ilerleme vardır. Önemli olan insanın hatasını anlamasıdır. Nefsiyle örtülü olanın perdeleri celal ile açılır. Ama celal isminin hem açma hem daha da kapatma etkisi vardır. Hidayet ehli için açma, küfür ehli için de perdeleri daha da kalınlaştırır.
rtfSndPly*11.91*
11- Hud Suresi- Ayet 91