Kâlû yâ şu'aybu mâ nefkahu keśîran mimmâ tekûlu ve-innâ lenerâke fînâ da'îfâ(en)(s) velevlâ rahtuke leracemnâk(e)(s) vemâ ente ‘aleynâ bi'azîz(in)
Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin."
Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Biz senin söylediklerinin çoğundan birşey anlamıyoruz. Ayrıca seni içimizde çok zayıf biri olarak görüyoruz. Eğer akrabaların olmasaydı mutlaka seni recmederdik (taşa tutardık). Senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur."
Hûd Suresi 91. ayet, Hz. Şuayb'ın kavminin ona karşı kullandığı sert ve aşağılayıcı ifadeleri içermektedir. Ayet, kavmin peygamberin mesajını anlamadığını, onu zayıf gördüğünü ve kabile desteği olmasa onu cezalandıracaklarını açıkça beyan etmesiyle, inkarcılığın ve kibirin dilbilimsel yansımalarını gözler önüne sermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fıkıh (فقه), bir şeyi bilmek ve anlamaktır. Ancak bu kelime, sadece bilmekten ziyade, bir şeyin gizli ve ince yönlerini idrak etmek, derinlemesine kavramak anlamını taşır. Ayetteki 'mâ nefkahu' ifadesi, kavmin Hz. Şuayb'ın getirdiği mesajın özünü, hikmetini ve derinliğini kavrayamadıklarını, sadece yüzeysel bir dinleme ile yetindiklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fakaha (فقه) kelimesi, bir şeyi anlamak ve kavramak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, kavmin Hz. Şuayb'ın sözlerinin manasını, maksadını ve hakikatini idrak edemediklerini, bu yüzden de onun davetine karşı çıktıklarını mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fıkıh kavramı, Kur'an'da genellikle dini hakikatleri ve ilahi mesajları derinlemesine anlama yeteneğini ifade eder. Bu ayetteki 'mâ nefkahu' ifadesi, kavmin bu yetenekten yoksun olduğunu, dolayısıyla peygamberin getirdiği ilahi hakikatleri idrak edemediklerini ve bu yüzden de inkarda ısrar ettiklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Da'f (ضعف), bir şeyin gücünün ve kuvvetinin az olmasıdır. Ayetteki 'da'îfen' (ضعيفا) kelimesi, kavmin Hz. Şuayb'ı fiziki veya siyasi olarak zayıf, destekçisi az ve dolayısıyla kendilerine karşı koyamayacak durumda görmelerini ifade eder. Bu, onların peygamberi küçümsemelerinin ve tehdit etmelerinin temelini oluşturur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Za'f (ضعف), karşı koyma gücünün olmaması, acizliktir. Ayetteki 'da'îfen' ifadesi, kavmin Hz. Şuayb'ı kendi toplumsal hiyerarşilerinde ve güç dengelerinde etkisiz, desteksiz ve savunmasız bir konumda görmelerini yansıtır. Bu algı, onların peygambere karşı pervasızca konuşmalarına zemin hazırlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Za'f kelimesi, Kur'an'da genellikle maddi ve manevi güçsüzlüğü ifade eder. Bu ayette, kavmin Hz. Şuayb'ı 'zayıf' olarak nitelendirmesi, onun toplumsal ve siyasi nüfuzunun az olduğunu, kabile desteği olmasa kolayca etkisiz hale getirilebileceklerini düşündüklerini gösterir. Bu, onların kendi güçlerine olan güvenlerini ve peygambere karşı kibirlerini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rahṭ (رهط), on kişiden az olan bir topluluk, genellikle bir kişinin akrabaları ve yakın çevresi anlamına gelir. Ayetteki 'rahṭuke' (رهطك) ifadesi, Hz. Şuayb'ın kabile veya aşiret desteğini, yani onu koruyup kollayan yakın çevresini işaret eder. Kavim, bu desteğin varlığı nedeniyle Hz. Şuayb'a doğrudan zarar veremediklerini açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Rahṭ (رهط), bir kişinin akrabaları ve yakın çevresidir. Bu kelime, genellikle bir kişiye destek olan ve onu savunan grubu ifade eder. Ayetteki 'levlâ rahṭuke' (لولا رهطك) ifadesi, Hz. Şuayb'ın kabilesinin veya aşiretinin ona sağladığı korumanın, kavmin ona karşı doğrudan bir eylemde bulunmasını engellediğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Rahṭ (رهط), bir kişinin kabile veya aşiret mensuplarından oluşan, onu savunan ve destekleyen bir gruptur. Ayetteki kullanımı, Hz. Şuayb'ın kavminin, peygamberi cezalandırma niyetinde olmalarına rağmen, onun kabile desteği nedeniyle bunu yapamadıklarını, bu desteğin bir engel teşkil ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Recm (رجم), taş atmak suretiyle öldürmek veya birine ağır sözlerle hakaret etmek, lanetlemek anlamlarına gelir. Ayetteki 'leracemnâke' (لرجمناك) ifadesi, kavmin Hz. Şuayb'ı kabile desteği olmasaydı taşlayarak öldüreceklerini veya ona en ağır hakaretleri yönelteceklerini, onu toplumdan dışlayacaklarını tehditvari bir şekilde dile getirmesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Recm (رجم), taşlamak ve kovmak anlamlarına gelir. Aynı zamanda birine iftira atmak ve kötü söz söylemek manasında da kullanılır. Bu ayetteki tehdit, Hz. Şuayb'ı fiziki olarak ortadan kaldırma veya onu toplumdan dışlayarak manevi olarak öldürme niyetini açıkça ortaya koyar. Kavmin peygambere karşı duyduğu nefreti ve düşmanlığı gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Recm kavramı, Kur'an'da genellikle peygamberlere karşı gösterilen düşmanlığın ve şiddetin bir sembolü olarak kullanılır. Bu ayetteki 'leracemnâke' ifadesi, kavmin Hz. Şuayb'a karşı duyduğu derin nefreti ve onu ortadan kaldırma arzusunu, ancak kabile desteği nedeniyle bu eylemi gerçekleştiremediklerini vurgular. Bu, peygamberlerin karşılaştığı zorlukları ve inkarcıların acımasızlığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azîz (عزيز), güçlü, şerefli, değerli ve yenilmez anlamlarına gelir. Ayetteki 'mâ ente aleynâ bi'azîzin' (ما أنت علينا بعزيز) ifadesi, kavmin Hz. Şuayb'ı kendi gözlerinde değersiz, itibarsız ve kendilerine karşı hiçbir gücü olmayan biri olarak gördüklerini belirtir. Bu, onların peygamberi küçümsemelerinin ve onun mesajını reddetmelerinin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Azîz (عزيز), güçlü ve üstün olan demektir. Ayetteki olumsuz kullanım, kavmin Hz. Şuayb'a karşı hiçbir saygı veya değer atfetmediklerini, onu kendi aralarında önemsiz ve etkisiz bir kişi olarak gördüklerini mecazi olarak ifade eder. Bu, onların peygamberlik makamına karşı gösterdikleri saygısızlığı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Azîz kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın sıfatı olarak 'üstün güç sahibi, yenilmez' anlamında kullanılır. Ancak bu ayette, kavmin Hz. Şuayb'a yönelik 'bizim için azîz değilsin' ifadesi, onun kendi toplumsal değer yargılarında hiçbir ağırlığı, saygınlığı veya dokunulmazlığı olmadığını belirtir. Bu, onların peygamberi kendi güç ve otorite anlayışlarına göre değerlendirdiklerini ve onu yetersiz bulduklarını gösterir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.91~
قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثٖيرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰیكَ فٖينَا ضَعٖيفًا وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَزٖيزٍ
~ ~ ~
11.91 - Kâlû yâ şuaybu mâ nefgahu kesîram mimma tegûlu ve innâ lenerâke fînâ daîfâ, ve lev lâ rahtuke leracemnâke ve mâ ente aleynâ biazîz.
Diyanet Meali:
11.91- Dediler ki: "Ey Şuayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.91- Ya Şuayb! dediler: biz senin dediklerinin çoğunu iyi anlamıyoruz ve her halde biz seni içimizde pek zayıf buluyoruz, eğer taallûkatından beş on kişi olmasa idi mutlak seni recmederdik, senin bize karşı hiçbir ehemmiyetin yok
“Tam bir marifet sahibi olan Arif gayet aciz olur ve zayıflıkla zahir olur!” İ. Arabi Şuayb peygambere inanan çok az idi. Bu da kavminin gözünde onu zayıf duruma koyuyordu. Kavimler için kuvvet “çokluk” demektir. Akraba ve erkek çocuk demektir.
Ve insanları yönlendirmede toplumun önde gelenleri önemli bir rol oynarlar. Bu önderler kimi zaman yalan ve hile ile elde edilen güçle sözlerini geçirirler. Bu ise eninde sonunda kaybolur. İnkâr edişlerde kibir ve zorbalık başat özellikleridir.
Haris el-Muhasibi ’ye göre “kibir, akılsızlık emaresidir.” Oysa peygamber tek olsa da aziz canında o derece tasarruf kuvveti ve tedbir nuru vardır ki, en cebbar ve güçlü bir cismaninin ıslah edemeyeceği bir azgın ve nefsani adamı bakışıyla Salihler zümresine katar. Ama dışarıdan görünüşü ise tam tersidir. Bu yüzden peygamberler hep zayıf görülmüşlerdir.
Günümüze gelirsek bir toplulukta konuşmaya en layık görülenler öncelikle para ve mevki sahipleridir. İlim sahibi olanların sesi kısıktır. Eskiden susturulma hatta recm edilme hatta yakılma gibi hadiseler vardı. Bugün ise “yok sayılma” uygulanmaktadır. En kötüsü de budur… N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.92*
11- Hud Suresi- Ayet 92