Kâle yâkavmi erahtî e'azzu ‘aleykum mina(A)llâhi vetteḣażtumûhu verâekum zihriyyâ(en)(s) inne rabbî bimâ ta'melûne muhît(un)
Şu'ayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah'tan daha itibarlı mı ki, O'na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır."
Şu'ayb dedi: "Ey kavmim! Benim akrabalarım size Allah'dan daha mı değerli ki, Allah'a sırt çevirip, onu unuttunuz? Muhakkak ki, Rabbim bütün yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır."
Hûd Suresi 92. ayet, Hz. Şuayb'ın kavmine yönelik sitemini ve Allah'ın her şeyi kuşatıcı bilgisini vurgular. Ayet, kavmin Allah'a karşı takındığı tavrı ve bu tavrın sonuçlarını dilbilimsel olarak derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rehṭ' kelimesini 'on kişiden az olan topluluk' olarak tanımlar ve genellikle erkekler için kullanıldığını belirtir. Ayette Hz. Şuayb'ın kendi kabilesine veya yakın çevresine atıfta bulunarak, onların kavmi için Allah'tan daha değerli görülmesini eleştirdiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rehṭ' kelimesinin 'kavim' veya 'aşiret' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'erehṭî' ifadesiyle Hz. Şuayb'ın, kendi akrabalarının veya taraftarlarının kavmin gözünde Allah'tan daha üstün tutulmasını mecazi bir dille sorguladığını açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azîz' kelimesinin 'güçlü, yenilmez, nadir bulunan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'e'azzu' ise 'daha güçlü, daha değerli' anlamında bir karşılaştırma edatıdır. Hz. Şuayb, kavminin kendi taraftarlarını Allah'tan daha üstün ve korunmaya değer görmesini kınamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'izzet' kavramını 'üstünlük, güç ve yenilmezlik' olarak açıklar. Ayetteki 'e'azzu' kelimesi, kavmin Hz. Şuayb'ın taraftarlarını Allah'ın emirlerine uymaktan daha önemli ve saygın görmesi durumunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'izzet' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak gücünü ve üstünlüğünü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'e'azzu' kullanımı, bu ilahi 'izzet'in insanlara atfedilmesinin yanlışlığını ve şirke yakın bir düşünceyi temsil ettiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ittihâz' fiilinin 'bir şeyi kendine edinmek, benimsemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ittehaztümûhu' ifadesi, kavmin Allah'ı 'sırt çevrilen, önemsenmeyen' bir konumda kabul ettiğini, yani O'nun emirlerini terk ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahz' kökünün 'bir şeyi ele geçirmek, almak' anlamlarına geldiğini ve 'ittihâz'ın ise 'bir şeyi kendine mal etmek, benimsemek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki kullanımı, kavmin Allah'ın hükümlerini arkalarına atarak, onları önemsemediğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zahrî' kelimesinin 'sırtın arkasına atılan, unutulan, önemsenmeyen şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zıhriyyen' ifadesi, kavmin Allah'ın emirlerini ve O'nun varlığını tamamen göz ardı ettiğini, onlara sırt çevirdiğini mecazi bir dille anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zahrî' kelimesinin 'terk edilmiş, ihmal edilmiş' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'verâeküm zıhriyyen' ifadesi, 'onu arkanıza attınız, onu unuttunuz, ona önem vermediniz' anlamındadır ve kavmin Allah'a karşı gösterdiği saygısızlığı ve ihmali vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zahrî' kelimesinin 'sırtın arkasına atılan, unutulan ve önemsenmeyen şey' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, kavmin Allah'ın emirlerini ve uyarılarını tamamen göz ardı ederek, onları hayatlarının dışında bıraktığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihâta' fiilinin 'bir şeyi çepeçevre kuşatmak, her yönüyle kavramak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'muhît' kelimesi, Allah'ın her şeyi bilgisiyle, kudretiyle ve iradesiyle kuşattığını, hiçbir şeyin O'nun bilgisi dışında kalamayacağını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'muhît' isminin Allah'ın sıfatlarından olduğunu ve 'her şeyi ilmiyle, kudretiyle ve iradesiyle kuşatan' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'bimâ ta'melûne muhît' ifadesi, kavmin yaptığı her şeyin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmayacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihâta' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın ilminin ve kudretinin sınırsızlığını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'muhît' kelimesi, kavmin yaptıklarının Allah tarafından tam olarak bilindiğini ve bu durumun bir uyarı niteliği taşıdığını gösterir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.92~
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْطٖى اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَاءَكُمْ ظِهْرِیًّا اِنَّ رَبّٖى بِمَا تَعْمَلُونَ مُحٖيطٌ
~ ~ ~
11.92 - Kâle yâ kavmi erahtî eazzu aleykum minallâh, vettehaztumûhu verâekum zıhriyyâ, inne rabbî bimâ tağmelûne muhît.
Diyanet Meali:
11.92- Şuayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah'tan daha itibarlı mı ki, O'na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.92- Ey kavmim! Dedi: benim taallûkatım size Allahtan daha mı Aziz ki onu arkanıza atıp unuttunuz, haberiniz olsun ki rabbim bütün amellerinizi muhittir
“Ve Allah her şeyi muhittir” (Nisa/126) İnkâr edenler ise yaptıkları şeylerin sonucunu idrak edemeyen ve sadece bir noktaya konsantre olmaları sebebiyle bilginin tamamını ihata edemeyen sınırlı düşünce ve noksan istidatlı kimselerdir.
Ömer Hayyam:
“Onlar ki, akıl ile çalışırlar; yazık ki, hepsi öküzden süt sağarlar. Düşünmeksizin elbisesi giymeleri, yâni akıllarını terk edip ilâhî keşif sâhipleri olan kerem sâhibi nebilerin getirdikleri hükümleri kabul ve onlara tâbî olmaları, daha iyidir. Bu tâbî olma öyle olmalıdır ki, işin hakikatinde bu aklın hükmüyle bir yaprak bile satmamalıdır. Yâni nebilerin hükümlerini kısıtlı ihata sâhibi olan akla uydurmaya çalışmak ile itirazlarda bulunmamalıdır.” N.M.
rtfSndPly*11.93*
----------------------
11- Hud Suresi- Ayet 93