Veyâ kavmi-'melû ‘alâ mekânetikum innî ‘âmil(un)(s) sevfe ta'lemûne men ye/tîhi ‘ażâbun yuḣzîhi vemen huve kâżib(un)(s) vertekibû innî me'akum rakîb(un)
"Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum."
"Ey kavmim! Var gücünüzle yapacağınız ne varsa yapın! Ben de görevimi yapmaya devam edeceğim. Perişan edecek azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu ilerde anlayacaksınız. Bekleyiniz, ben de sizinle beraber bekleyeceğim."
Hûd Suresi 93. ayet, peygamberin kavmine yönelik meydan okumasını ve gelecekteki akıbetlerini bildiren bir uyarıyı içermektedir. Ayet, 'amel', 'mekanet', 'azab', 'yuhzihi', 'kazib' ve 'rakib' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi adaletin tecellisini ve peygamberin haklılığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), bir işi kasıtlı olarak yapmak, fiil ve hareket demektir. Ayetteki 'i'melû' emri, kavmin kendi inanç ve tutumlarına göre hareket etmelerini, yani peygamberin davetine karşı duruşlarını sürdürmelerini ifade eder. Bu, bir tehdit ve meydan okuma anlamı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel, irade ve ihtiyar ile yapılan her türlü fiildir. Ayetteki kullanımı, kavmin kendi tercihleri doğrultusunda hareket etmeleri, yani peygamberin tebliğine karşı gelmeye devam etmeleri anlamındadır. Bu, onların akıbetlerini belirleyecek olan eylemleridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mekânet (مكانة), kişinin bulunduğu yer, konum veya sahip olduğu güç ve imkanlardır. Ayetteki 'alâ mekânetikum' ifadesi, kavmin kendi güçlerine, konumlarına ve imkanlarına dayanarak bildiklerini yapmalarını, yani peygambere karşı duruşlarını sürdürmelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mekânet, kişinin içinde bulunduğu hal ve durumdur. Burada 'alâ mekânetikum' ifadesi, kavmin kendi durumlarına göre, yani peygamberin tebliğine karşı olan inatçı tutumlarına göre hareket etmeleri anlamındadır. Bu, bir meydan okuma ve tehdit içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mekân kavramı, Kur'an'da sadece fiziksel bir yer değil, aynı zamanda sosyal ve manevi bir konumu da ifade edebilir. 'Mekânetikum' burada, kavmin sahip olduğu sosyal statü, güç ve peygambere karşı takındıkları tavrın bir bütününü temsil eder. Peygamber, onların bu konumlarına dayanarak yaptıkları eylemlerin sonuçlarına katlanacaklarını ima etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azâb (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamındaki 'azb' kökünden gelir. İnsanı istediği şeyden alıkoyan, acı veren her şeye azap denir. Ayetteki 'azâbun yuhzîhi' ifadesi, kavmin işlediği günahlar ve peygambere karşı duruşları sebebiyle karşılaşacakları, onları zelil edecek olan ilahi cezayı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azap, bedene veya ruha isabet eden acı ve elem verici her şeydir. Ayetteki 'azâbun yuhzîhi' ifadesi, kavmin inkarları ve isyanları nedeniyle karşılaşacakları, onları hem dünyada hem de ahirette utandıracak ve alçaltacak olan ilahi cezayı vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hazy (خزي), bir kimsenin alçalması, utanması ve rezil olmasıdır. Ayetteki 'yuhzîhi' fiili, gelecek olan azabın sadece fiziksel bir ceza olmakla kalmayıp, aynı zamanda kavmi toplum içinde ve Allah katında utandıracak, alçaltacak bir nitelikte olacağını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hazy, kişinin yüzünün kararması, rezil olması ve alçalmasıdır. 'Yuhzîhi' ifadesi, azabın sadece fiziksel bir acı değil, aynı zamanda manevi bir utanç ve aşağılanma getireceğini, kavmin itibarını zedeleyeceğini ve onları zelil kılacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kizb (كذب), gerçeğe aykırı söz söylemektir. Ayetteki 'men hüve kâzibun' ifadesi, peygamberin mi yoksa kavmin mi yalancı olduğunun, yani kimin hakikati söyleyip kimin yalan söylediğinin ortaya çıkacağını belirtir. Bu, ilahi adaletin tecellisiyle netleşecek bir durumdur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kâzib kelimesi, Kur'an'da genellikle peygamberleri yalanlayanlar için kullanılır ve onların akıbetlerinin kötü olacağını ima eder. Ayetteki 'men hüve kâzibun' ifadesi, peygamberin tebliğini yalanlayan kavmin, bu yalanlarının sonuçlarına katlanacaklarını ve kimin haklı olduğunun açığa çıkacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rakabe (رقب), bir şeyi gözetlemek, beklemek ve dikkatle izlemektir. Ayetteki 'irteqibû' emri, kavmin, peygamberin kendilerine vaat ettiği azabın ve kimin haklı olduğunun ortaya çıkmasını beklemelerini ifade eder. Bu, bir tehdit ve meydan okuma niteliğindedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Rakabe, bir şeyi dikkatle takip etmek ve sonucunu beklemektir. 'İrteqibû' ifadesi, kavmin, peygamberin sözlerinin gerçekleşmesini, yani azabın gelmesini ve hakikatin ortaya çıkmasını beklemelerini emreder. Peygamber de aynı şekilde onların akıbetini beklediğini belirtir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.93~
وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّٖى عَامِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَاْتٖيهِ عَذَابٌ يُخْزٖيهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌ وَارْتَقِبُوا اِنّٖى مَعَكُمْ رَقٖيبٌ
~ ~ ~
11.93 - Ve yâ kavmiğmelû alâ mekânetikum innî âmil, sevfe tağlemûne mey yeé'tîhi azâbuy yuhzîhi ve men huve kâzib, vertegıbû innî meakum ragîb.
Diyanet Meali:
11.93- "Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.93- Ve ey kavmim! Bütün kuvvetinizle yapacağınızı yapın, ben vazifemi yapıyorum ileride bileceksiniz: kimmiş o kendine rüsvay edecek azab gelecek? Ve kimmiş yalancı? Gözetin, ben de sizinle beraber gözetiyorum
Şuayb as kavmine hitap ederken oldukça güzel ve ılımlı olması ondaki merhameti gösterir. Hatta kavminin yanlışlarına çok ağladığı hatta ağlamaktan gözlerinin kör olduğu belirtilir.
“İlahi gazap, bir şeyin kemal ve saadete kabiliyetinin olmayışından veya kabiliyetinin noksan oluşundan dolayı, o şeye lazım gelir. Ve gazap ile olan ilahi hüküm ilme ve ilim de bilinene tabi ’dir. Ve bilinen, sabit ayn da kabiliyetin olmayışı ile Hakk'a gazabı verir ve Hak da onun gazabı hak edici olduğunu bilir.
Ve aynı şekilde ilâhî rıza da bir şeyin saadet ve kemâle kabiliyetinden ve rahmeti kabule istidadından dolayı, o şeye lâzım gelir. Ve rıza ile olan ilâhî hüküm ilme ve ilim de bilinen sabit ayn’a tâbi'dir.
Bilinen o şeyin sabit ayn’ı da rahmeti kabule ve feyz ve inayete kabiliyeti ve saadet ve kemâli gerektirici olan amellere ve ahlâka ve ilimlere istidadı ile Hakk'a rızayı verir. Ve Hak da onun rızayı hak edici olduğunu bilip onun hakkında ilâhî rızasıyla hükmeder. İşte gazap ve rıza bu şekilde kader sırrı ilmine bağlantılı olur.” N.M.
(Fusus’ul Hikem, sh.655)
----------------------
rtfSndPly*11.94*
11- Hud Suresi- Ayet 94