Kâle kâ-ilun minhum lâ taktulû yûsufe veelkûhu fî ġayâbeti-lcubbi yeltekithu ba'du-sseyyârati in kuntum fâ'ilîn(e)
Onlardan bir sözcü, "Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın" dedi.
İçlerinden bir söz sahibi şöyle dedi: "Yusuf'u öldürmeyin, bir kuyunun dibine bırakın da ordan geçen kafilenin biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın."
Yûsuf Suresi'nin 10. ayeti, kardeşlerin Hz. Yusuf'a yönelik planları bağlamında, onu öldürmek yerine kuyuya atmayı öneren birinin sözlerini aktarır. Ayet, 'kuyu', 'atmak/bırakmak' ve 'yolcular' gibi kavramlar üzerinden olayın dramatik yönünü ve Hz. Yusuf'un kaderindeki dönüm noktasını dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول) kelimesi, bir şeyin ifade edilmesi, dile getirilmesi anlamına gelir. 'Kâil' (قائل) ise bu eylemi gerçekleştiren faildir. Ayetteki 'kâil' ifadesi, kardeşler topluluğu içinden çıkan, diğerlerinden farklı bir görüşü dile getiren kişiyi işaret eder ve bu sözün önemini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl, hem lafız hem de mana itibarıyla bir şeyi ifade etmektir. 'Kâil' ise bu ifadeyi ortaya koyan kişidir. Ayetteki kullanımı, bir grubun içinde farklı bir sesin yükseldiğini, bir önerinin sunulduğunu gösterir ki bu, olayın seyrini değiştiren kritik bir adımdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Katil (قتل), ruhu bedenden ayırmak suretiyle cana kıymaktır. Ayetteki 'la taktulû' (لا تقتلوا) nehyi, Hz. Yusuf'u öldürme niyetinde olan kardeşlere karşı bir uyarı ve alternatif bir çözüm önerisidir. Bu, eylemin ciddiyetini ve geri dönülmezliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'katl' (قتل) kavramı, genellikle haksız yere cana kıyma anlamında kullanılır ve büyük bir günah olarak nitelendirilir. Bu ayetteki kullanım, kardeşlerin başlangıçtaki aşırı niyetini ve 'kâil'in bu niyetten vazgeçirme çabasını gösterir, böylece ahlaki bir sınır çizilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İlkâ (إلقاء), bir şeyi bir yere bırakmak veya atmaktır. Ayetteki 'elkûhu' (ألقوه) emri, Hz. Yusuf'u öldürmek yerine kuyuya bırakma eylemini ifade eder. Bu, onu tamamen ortadan kaldırmak yerine, kaderine terk etme ve başkalarının bulmasını umma anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Laky (لقي) kökü, bir şeyle karşılaşmak veya bir şeyi bir yere bırakmak anlamlarına gelir. 'Elkûhu' fiili, bir şeyi isteyerek veya istemeyerek bir yere bırakmayı ifade eder. Ayetteki bağlamda, kardeşlerin Hz. Yusuf'u kuyuya 'bırakma' eylemi, onu kendi hallerine terk etme ve sorumluluktan kaçma niyetini yansıtır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Gayb (غيب), gözden uzak olan, gizli kalan şeydir. 'Gayâbetü'l-cübb' (غيابة الجب) ifadesi, kuyunun dibi, görünmeyen ve karanlık kısmı anlamına gelir. Bu kelime, Hz. Yusuf'un atılacağı yerin derinliğini, karanlığını ve dış dünyadan izole oluşunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Gayâbet (غيابة), bir şeyin gizlendiği, gözden kaybolduğu yerdir. Kuyunun 'gayâbeti', onun en derin ve görünmez kısmıdır. Bu kullanım, Hz. Yusuf'un tamamen gözden kaybolmasını, bulunmasının zorlaşmasını ve kaderine terk edilmesini sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cübb (جب), genellikle taşla örülmüş, suyu olan veya olmayan derin bir çukurdur. Ayetteki 'el-cübb' ifadesi, Hz. Yusuf'un atılacağı mekânı belirtir. Bu, sadece bir çukur değil, aynı zamanda bir hapsedilme ve terk edilme yeridir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cübb kelimesi, Kur'an'da genellikle su kuyusu anlamında kullanılır. Ancak burada 'gayâbetü'l-cübb' ile birlikte kullanılması, kuyunun sadece bir su kaynağı olmaktan öte, bir gizlenme ve terk edilme yeri olarak işlev gördüğünü gösterir. Bu, Hz. Yusuf'un yaşadığı dramın mekânsal boyutunu derinleştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Seyyâre (سيارة), yolculuk eden, seyahat eden topluluk veya kervan anlamına gelir. Ayetteki 'ba'du's-seyyâra' (بعض السيارة) ifadesi, yoldan geçen bazı yolcuların Hz. Yusuf'u bulup almasını umut etme anlamını taşır. Bu, kardeşlerin onu öldürmek yerine, başkalarının eline geçmesini ve böylece kendilerinden uzaklaşmasını isteme niyetini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Seyr (سير) kökü, hareket etmek, yol almak demektir. 'Seyyâre' ise bu eylemi sürekli yapan, yani yolculuk eden kimselerdir. Ayetteki kullanımı, Hz. Yusuf'un kaderinin, yoldan geçen yabancıların insafına bırakıldığını ve bu yolla yeni bir hayata doğru yolculuğunun başlayacağını ima eder.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/10. “Onlardan biri dedi ki: Yûsuf'u öldürmeyin ve onu kuyunun dibine atıverin, onu kervanlardan birisi alıverir, eğer siz yapacak kimselerden iseniz -böyle yapınız-.”