İçeriğe atla
Yûsuf 14Cüz 12 · Sayfa 236

Yûsuf Sûresi 14. Âyet

يوسف

Sohbete sor

Kâlû le-in ekelehu-żżi/bu venahnu ‘usbetun innâ iżen leḣâsirûn(e)

Onlar da, "Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz" dediler.

Yûsuf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

12/14. “Dediler ki: Biz kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde onu eğer kurt yerse artık şüphesiz ki, biz elbetde âcizliğe düşmüş kimseleriz.” Yûsuf sûresi, kaset 2. A. (11/11/2000) Cenâb-ı Hakk’dan ilmimizin ziyadesini niyaz edelim. Daha önceki sohbetimizi İzmirde, Sûreyi Yûsuf (02/06-2000) de yapmışız. O günden bu güne kadar geçen zamanda bu günde o günkü sohbetimizin devamıdır. Cenâb-ı Hakk Yûsuf kıssasında bugün bizlere neler bildiriyor ona bakmaya başlayalım?

Bugün, gün 11. ay 11. Yûsuf (a.s.) da 11. peygamber. Bu da güzel bir tevafuk oldu. Allah (c.c.) hepimize hayırlı olarak Hakikat-î İlâhiyyeyi de, Yûsufiyyeyi de kendi bünyemizde tatbik eder hâle gelmemizi nasip eder İnşeallah.

Kûr’ân’ı Kerîm’de Cenâ’b-ı Hakk birçok peygamberlerin hayat hikâyelerini değişik Âyetlerde, değişik şekillerle ifade etmekte, sırlarını açmakta. Burada ise bir peygamberin hayatını bir Sûre içerisinde bildirmektedir. Bu Sûrenin özelliklerinden biri de, genelde rû’ya-larla ilgili olmasıdır. Bazı yollarda “rû’ya-lara itibar edilmez” deniyor. Ama bizim yolumuzda rû’ya-larla ilgili çalışmalarımız vardır. Sûre-i Yûsufta, bunu, zâten açık olarak belirtiyor. Çünkü Sûre-i Yûsuf’un özelliklerinden birisi de rû’ya-lara dayanarak

hareket edilmesidir. Tabii biz sadece rû’ya-lara bakarak hareket etmiyoruz. Kişinin yaşadığı mertebeyi ne şekilde idrak ettiğine de bakıyoruz. Ve bu rû’ya-lar kişiye göre değişen özellikler taşımaktadır.

14. Âyet’ten tekrar edelim, yolumuza devam edelim; Kûr’ân’la olan sohbetlerimize, Kûr’ân’da yolculuk diyoruz. Zâten tarikat ehli yolcudur. Tarikat yolculuktur. Bu yolu sonuna kadar kullanmak bizim görevimizdir.

Bismillâhirrahmânirrahîm (14. Âyet) 50

12/14. “Dediler ki: Biz kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde onu eğer kurt yerse artık şüphesiz ki, biz elbetde âcizliğe düşmüş kimseleriz.” Onlar, yani Yûsuf’un kardeşleri “onu alıp, gezdirelim” demişlerdi. Babaları da onu kurt yer diye korkmuştu. Bunun üzerine göndermek istememişti. “Biz onu kurda yedirmeyiz. Biz kalabalık bir cemaatiz. Eğer böyle yaparsak, hüsrana uğrayanlardan oluruz.” Demişlerdi. Yûsuf’un nefis kardeşlerinin isimlerini yazmıştık. Yine tekrar edelim, bugün orada bulunmayanlar için. Yûsuf’un tarikat seyrindeki karşılığı; gönüldür. Kardeşleri ise ; (beden, müslim, emmâre, hırs, buhul benlik gurur, gadap kızgınlık, şehvet bir şeyi hırsla istemek, hased gurur, şirk babasının rızasını kabul etmemek, kibir, sevgi,) gibi insân da bulunan vasıflardır. Ayrıca bütün bu isimlerin zıd karşılıkları olan vasıflarda bulunmaktadır. “Yûsuf” diye bilinen “gönlün” kardeşleri bu bedende yaşamaktadırlar.

Burada bize lâzım olan geçmişte yaşanan bir hâdiseyi, hâdise olarak anlatmak değil, bizlerle ilgili olan halleri ortaya çıkarmaktır. Eğer Kûr’ân sadece geçmişte yaşayan bir peygamberin hayat hikâyesini bildirmiş olsaydı, “hikâye” kitabı olurdu. İşte bunun hakikatini anlamayan eski müşrikler, “esâtirul evvelin” (8/31) dediler. Yani “evvelki satırlar”.Kûr’ân-ı Kerîm için, “onların aktarılmasından başka birşey değil” dediler. Neden? Kendilerine tatbik edemedikleri, dışında kaldıkları içindir. İşte biz zâhir müslümanlar olarak yaptığımız iş, bundan başka birşey değildir. Aradaki fark

bizim imân etmiş olmamız onların inkâr etmiş olmalarıdır. Dışındaki oluşumlara bakıyoruz. Bizim içinde bu yüzden eski satırlardan başka bir şey değildir. Onun hakikatini yaşayabilmek için onun özüne intikâl etmemiz gerekiyor. İşte o zaman Kûr’ân okumaya başlıyoruz. Yoksa zâhirîyle lâfzı, kelâmı okumuş oluyoruz. Ve tabii neticesinde sevap kazanmış oluyoruz.

İşte bu gönlün kardeşleri babalarına dediler; “gönlü” bize teslim et, biz güçlü bir cemaatiz, biz kardeşimizi koruyacak güçteyiz, bize itimat et dediler. Bu fikirde birleşmiş oldular. Yani daha evvelce Yûsuf (a.s.)ı henüz peygamber değilken aradan kaldırmayı düşünüyorlardı. Çünkü babasının ona ve kardeşine muhabbeti vardı. Onun kardeşinin (Bünyamin) küçük olduğu için henüz babasına muhatab olamayacağı için, daha ikinci plândaydı. Yûsuf (a.s.) Rahil olan annelerinden dünyaya geldi. Ve 12 yaşlarındayken babasıyla muhatab olacak düzeye geldi. Onunla ilgileniyordu. Çünkü nübüvvet nuruyla onun istikbâlini görüyordu. Diğerlerinden farklı bir varlığı olduğunu müşahede ediyordu. Hani bir rû’ya- görmüştü ya, işte o rû’ya-yı kardeşlerine “anlatma” demişti. O rû’ya-da 11 yıldızın, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerini görmüştü. Bundan da gelecekte büyük oluşumların habercisi olduğunu, büyük oluşumların olacağını bildirdi. Ve rû’ya-yı da gizlemesini söylemişti. İşte kardeşleri beden, fizik, müslim, hırs, gazab, kin gibi şeyler, gönül olan o muhabbet merkezini çekemiyorlardı. Kendilerinin üstünde bir oluşumdu. Ve bunlar “bu kardeşimizi nasıl ortadan kaldıralım” diye düşünüyorlardı. Babaları onlara bu şifreyi vermiş oldu. Yani biz bunu öldüreceğiz ama ne şekilde bir plân, program yapalım diye düşünüyorlardı. Babası “onu kurda kaptırırsınız” deyince işte mazeretimizi bulduk diyerek onu daha şiddetle babalarından istediler. Düşüncelerini tatbik etmek için. Vakta ki babalarından izin alıp onu götürdüler. Onu bir kuyunun içine attılar. O anda, kuyunun içine attıkları zaman (ve evhaynâ) C. Hakk zâtından haber veriyor. Biz vahy ettik ki ona orada ne bir melek ne de bir vasıta var. C.Hakk “biz yaptık” diyor. Biz hâlâ bu Âyetleri okurken onu tenzîh

ediyoruz. Güya yüceltiyoruz. O zaman bu sözü inkâr etmiş oluyoruz. Allah’ın bütün ef’âliyle, esmâsıyla, sıfatıyla bu âlemde mevcud olduğunu, müşahedeyle kesin olarak bilmemiz gerekiyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)