İnnâ enzelnâhu kur-ânen ‘arabiyyen le'allekum ta'kilûn(e)
Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.
Bu ayet, Kur'an'ın Arapça olarak indirilmesinin temel amacını, yani muhatapların onu idrak etmelerini vurgulamaktadır. 'İnzal', 'Kur'an' ve 'Arapça' kelimeleri, vahyin mahiyetini ve dilsel formunu açıklarken, 'ta'kılun' kelimesi bu indirilişin bilişsel hedefini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzul (نزول), yüksek bir yerden aşağıya inmek demektir. Kur'an bağlamında 'inzal' (إنزال) ve 'tenzil' (تنزيل) kelimeleri, Allah'ın kelamını peyderpey veya toplu olarak vahyedişini ifade eder. Bu ayetteki 'enzelnâhu' (indirdik), Kur'an'ın ilahi menşeini ve Allah tarafından gönderildiğini açıkça belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnzal (إنزال), bir şeyi yukarıdan aşağıya göndermek anlamındadır. Kur'an'ın 'indirilmesi', onun Allah katından geldiğini ve beşer sözü olmadığını mecazi bir anlatımla ifade eder. Burada 'onu indirdik' ifadesi, Kur'an'ın ilahi bir vahiy olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnzal kavramı, Kur'an'ın 'gökten indirilmiş' bir kitap olduğu fikrini pekiştirir ve onun kutsallığını, aşkınlığını ve mutlak otoritesini vurgular. Bu, Kur'an'ın insan ürünü bir metin değil, doğrudan ilahi bir mesaj olduğu inancının temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an (قرآن), 'karae' (قرأ) fiilinden türemiş olup, 'okumak, toplamak, bir araya getirmek' anlamlarına gelir. Kitapların en çok okunanı olduğu için bu ismi almıştır. Ayetteki 'Kur'anen' ifadesi, bu ilahi metnin okunmak, anlaşılmak ve üzerinde düşünülmek üzere gönderildiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an, 'okunan' demektir. Allah Teâlâ onu okunan bir kitap kılmıştır. Bu ayette 'Kur'anen' olarak gelmesi, onun belirli bir formda, yani okunabilir bir metin olarak indirildiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an kelimesi, hem 'okuma' eylemini hem de 'okunan metni' ifade eder. Semantik olarak, bu kelime, vahyin sözlü aktarımının ve yazılı metne dönüşmesinin birleşimini temsil eder. Ayetteki kullanımı, bu metnin hem lafız hem de mana olarak ilahi bir bütünlük arz ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arabî (عربي), 'açık, fasih' anlamlarına gelir. Arapça, belagat ve fesahat açısından zengin bir dildir. Kur'an'ın 'Arabiyyen' olarak indirilmesi, onun anlamının açık, anlaşılır ve muhatapları için idrak edilebilir olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapça (عربي), Arapların dili demektir. Kur'an'ın Arapça indirilmesi, o dönemdeki muhatapların onu doğrudan anlayabilmeleri içindir. Bu, mesajın netliğini ve dolaysızlığını sağlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'ın 'Arapça' oluşu, sadece dilsel bir özellik değil, aynı zamanda teolojik bir öneme sahiptir. Bu, vahyin belirli bir kültürel ve dilsel bağlamda tezahür ettiğini ve bu dilin, ilahi mesajı en uygun şekilde ifade etme kapasitesine sahip olduğunu gösterir. 'Arapça' olması, muhatapların mesajı kendi dilleriyle tam olarak kavramalarını amaçlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Akıl (عقل), bir şeyi bağlamak, tutmak anlamındadır. İnsan için ise, doğruyu yanlıştan ayıran, bilgiyi idrak eden kuvvettir. 'Ta'kılûn' (تعقلون) ifadesi, Kur'an'ın sadece okunup ezberlenmesi değil, aynı zamanda anlamının kavranması, üzerinde düşünülmesi ve idrak edilmesi gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Akıl (عقل), nefsin idrak edici gücüdür. 'Ta'kılûn' kelimesi, Kur'an'ın Arapça indirilmesinin amacının, muhatapların bu ilahi kelamı kendi akıllarıyla düşünüp anlamaları, böylece doğru yolu bulmaları olduğunu belirtir. Bu, pasif bir dinleme değil, aktif bir anlama çabası gerektirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Akıl (عقل) kavramı, Kur'an'da sadece entelektüel bir yetenek olarak değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olarak da ele alınır. 'Ta'kılûn' ifadesi, Kur'an'ın mesajını anlamanın, bireyin doğru kararlar vermesi ve ahlaki bir yaşam sürmesi için bir ön koşul olduğunu ima eder. Bu, Kur'an'ın pratik hayata yönelik bir rehber olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Akıl (عقل) kelimesi, Kur'an'da genellikle 'düşünmek, idrak etmek, anlamak' fiilleriyle birlikte kullanılır. 'Ta'kılûn' fiili, Kur'an'ın Arapça indirilmesinin, muhatapların zihinsel kapasitelerini kullanarak mesajı derinlemesine kavramalarını sağlamak olduğunu gösterir. Bu, Kur'an'ın sadece bir okuma metni değil, aynı zamanda bir düşünce ve tefekkür kaynağı olduğunu vurgular.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/2. “şüphe yok ki, biz onu bir Arapça Kûr'ân olarak indirdik, umulur ki, siz güzelce anlarsınız.” Bilindiği gibi her milletin bir dil-i-lîsân-ı vardır, ve bu lîsân ile aralarında görüşmeler yaparlar, Cenâb-ı Hakk’ta kitabını o kavm-milletin lîsân-ı üzere gönderir ki anlayabilsinler. İbrâhîm (a.s.) ın suhufları “Keldâni” ce Musâ (a.s.) ma gelen Tevrât-ı Şerîfin lîsân-ı nın “İbrânî” ce olduğu gibi, Kûr’ân-ı Kerîm’de “Arap” ça lîsân-ı üzere gönderilmiştir.
Bu hususta akla şöyle bir soru gelebilir. Pekî! Değişik topluluklara gönderilen “Kütübü semâvîye-semâvî kitaplar” ın değişik lîsânları nasıl düzenlenmişti?
El cevap Zât-ı Ûlûhiyyet-in “Kelâm” sıfatı yönüyle Rububiyyet mertebesinden, gönderileceği toplumun lîsânlarına döndürülmüş-tercüme edilmiş olarak gönderilmiş tir, diyebiliriz.
Kütüb-ü semâvîyye’nin tamamı “Ümmül Kitap” ta Ûlûhiyyet lîsân-ı ile kaydedilmiş olarak, Ulûhiyyet mertebesinde duruyor iken oradan bir tecelli ile “Levh-i Mahfuz”a (Hakk’ça) ya sıfat mertebesinde tercüme edilerek “nüzül-indirildi”. Oradan “Kitâb-ül Mübîn” olarak “Rabb’ça” ya tercüme edilerek Esmâ mertebesine “nüzül- indirildi”. Orada “Kitâb-ül Mübîn”in hangi mertebesi hangi topluluğa gönderilecek ise o topluluğun lîsân-ı üzere kendilerine “İmâm-ül mübîn” i olarak “nüzül-indirilmiştir”.
Bilindiği gibi “Ümm-ül Kitap” (Kitab-ın anası) Zatt’ır Zat mertebe’ si ise “ilmi câmi-a” Ulûhiyyet ilimlerinin toplu hâlidir. Buradan (Levhi Mahfuz)a nüzülü İlm-i İlâhînin Sıfat mertebesine (Furkan) ismiyle indirilmesidir.
Buradan İlm-i İlâhî’nin Kitab-ül Mübîn “açık-açılmış kitap” ismiyle bütün varlıkların açılmış lâtif sûretleri ile Esmâ-isimler mertebesine nüzül-indirilmesi’dir. Buradan da bütün varlıklar, bireysel özellikleri ile zuhura gelebilecekleri “ef’âl-fiiller âlemine” (İmâm-ül mübin-önde olan İmâm” ismiyle var olan her bir varlık istihkakını-ihtiyacını alarak yeryüzünde veya başka mahallerde zuhura gelmektedirler.
Bir bakıma bu âlem “Seyr-u sülûk” ta Hakk’ın bütün zuhurları itibariyle her mahalde ki, her zuhuru “İmâm-ül Mübîn” dir.
Lügat. Kelime, manâsı ise, “önde olan açık-İmam-önder” demektir. Ayrıca zâhiren şöylede belirtilmektedir.
(İmâm-ı Mübîn) İslâm Dininin kader inancı ile ilgili bir terimdir. Bir nevi kaderin düsturlarını, işleyiş prensiplerini ihtiva eden bir defter mahiyetindedir. Gayb âlemi ile ilgili bir manâdır. Bu günden ziyade geçmiş ve gelecek ile ilgilidir. Bu defterde yazılanlar zamanı gelince gerçekleşir, vücûda gelir. Diye de ifade edlmiştir.
Her varlıkta görülenin, Hakk’ın o mertebedeki zuhuru olduğu anlayışına göre, yapacağımız ilk idrak değerlendirmesinin gördüğümüz her varlıkta ilk müşahede ettiğimiz şey’in Hakk’ın o isim altında ki zuhuru olduğu müşahedesi’dir, olacaktır.
Bu itibarla her gördüğümüz şeyde ilk müşahede ettiğimiz şey’in Hakk olduğu anlayışı bizde yerleşince, o anlayıştan sonra baktığımız her şeyde Hakk’ı müşahede ettiğimizde, işte o baktığımız ve müşahede ettiğimiz şey’in Hakk olduğunu şüphesiz anladığımızda o mahalde o gördüğümüz bizim için hakk’ın o mertebe de ki “İmâm”ı önderliğidir. Bunu idrak eden İmâm-ül mübîn-i okumuş ve idrak etmiş olacaktır.
وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ
(Ve külle şey’in ahsaynâhu fî İmâmin mübînin)
36/12 ”Ve zâten herşeyi pek apaçık bildirilen, (İmâm’ül mübîn) de yazmışızdır.” Göstermişizdir.
İşte bu hakikatleri idrak etmek “İmâm’ül mübîn-i okumak demektir. Bunun ana lîsân’-ı ise (Arapça) dır. Ancak (Arapça) iki türlüdür. Biri manâyı bâtıniyye si olan “Rabb’ın Arapçası” diğeri ise, manâyı zâhiriyyesi olan “beşerin kayıtlı Arapçasıdır.”