İçeriğe atla
Yûsuf 2Cüz 12 · Sayfa 235

Yûsuf Sûresi 2. Âyet

يوسف

Sohbete sor

İnnâ enzelnâhu kur-ânen ‘arabiyyen le'allekum ta'kilûn(e)

Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik.

Yûsuf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

12/2. “şüphe yok ki, biz onu bir Arapça Kûr'ân olarak indirdik, umulur ki, siz güzelce anlarsınız.” Bilindiği gibi her milletin bir dil-i-lîsân-ı vardır, ve bu lîsân ile aralarında görüşmeler yaparlar, Cenâb-ı Hakk’ta kitabını o kavm-milletin lîsân-ı üzere gönderir ki anlayabilsinler. İbrâhîm (a.s.) ın suhufları “Keldâni” ce Musâ (a.s.) ma gelen Tevrât-ı Şerîfin lîsân-ı nın “İbrânî” ce olduğu gibi, Kûr’ân-ı Kerîm’de “Arap” ça lîsân-ı üzere gönderilmiştir.

Bu hususta akla şöyle bir soru gelebilir. Pekî! Değişik topluluklara gönderilen “Kütübü semâvîye-semâvî kitaplar” ın değişik lîsânları nasıl düzenlenmişti?

El cevap Zât-ı Ûlûhiyyet-in “Kelâm” sıfatı yönüyle Rububiyyet mertebesinden, gönderileceği toplumun lîsânlarına döndürülmüş-tercüme edilmiş olarak gönderilmiş tir, diyebiliriz.

Kütüb-ü semâvîyye’nin tamamı “Ümmül Kitap” ta Ûlûhiyyet lîsân-ı ile kaydedilmiş olarak, Ulûhiyyet mertebesinde duruyor iken oradan bir tecelli ile “Levh-i Mahfuz”a (Hakk’ça) ya sıfat mertebesinde tercüme edilerek “nüzül-indirildi”. Oradan “Kitâb-ül Mübîn” olarak “Rabb’ça” ya tercüme edilerek Esmâ mertebesine “nüzül- indirildi”. Orada “Kitâb-ül Mübîn”in hangi mertebesi hangi topluluğa gönderilecek ise o topluluğun lîsân-ı üzere kendilerine “İmâm-ül mübîn” i olarak “nüzül-indirilmiştir”.

Bilindiği gibi “Ümm-ül Kitap” (Kitab-ın anası) Zatt’ır Zat mertebe’ si ise “ilmi câmi-a” Ulûhiyyet ilimlerinin toplu hâlidir. Buradan (Levhi Mahfuz)a nüzülü İlm-i İlâhînin Sıfat mertebesine (Furkan) ismiyle indirilmesidir.

Buradan İlm-i İlâhî’nin Kitab-ül Mübîn “açık-açılmış kitap” ismiyle bütün varlıkların açılmış lâtif sûretleri ile Esmâ-isimler mertebesine nüzül-indirilmesi’dir. Buradan da bütün varlıklar, bireysel özellikleri ile zuhura gelebilecekleri “ef’âl-fiiller âlemine” (İmâm-ül mübin-önde olan İmâm” ismiyle var olan her bir varlık istihkakını-ihtiyacını alarak yeryüzünde veya başka mahallerde zuhura gelmektedirler.

Bir bakıma bu âlem “Seyr-u sülûk” ta Hakk’ın bütün zuhurları itibariyle her mahalde ki, her zuhuru “İmâm-ül Mübîn” dir.

Lügat. Kelime, manâsı ise, “önde olan açık-İmam-önder” demektir. Ayrıca zâhiren şöylede belirtilmektedir.

(İmâm-ı Mübîn) İslâm Dininin kader inancı ile ilgili bir terimdir. Bir nevi kaderin düsturlarını, işleyiş prensiplerini ihtiva eden bir defter mahiyetindedir. Gayb âlemi ile ilgili bir manâdır. Bu günden ziyade geçmiş ve gelecek ile ilgilidir. Bu defterde yazılanlar zamanı gelince gerçekleşir, vücûda gelir. Diye de ifade edlmiştir.

Her varlıkta görülenin, Hakk’ın o mertebedeki zuhuru olduğu anlayışına göre, yapacağımız ilk idrak değerlendirmesinin gördüğümüz her varlıkta ilk müşahede ettiğimiz şey’in Hakk’ın o isim altında ki zuhuru olduğu müşahedesi’dir, olacaktır.

Bu itibarla her gördüğümüz şeyde ilk müşahede ettiğimiz şey’in Hakk olduğu anlayışı bizde yerleşince, o anlayıştan sonra baktığımız her şeyde Hakk’ı müşahede ettiğimizde, işte o baktığımız ve müşahede ettiğimiz şey’in Hakk olduğunu şüphesiz anladığımızda o mahalde o gördüğümüz bizim için hakk’ın o mertebe de ki “İmâm”ı önderliğidir. Bunu idrak eden İmâm-ül mübîn-i okumuş ve idrak etmiş olacaktır.

وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

(Ve külle şey’in ahsaynâhu fî İmâmin mübînin)

36/12 ”Ve zâten herşeyi pek apaçık bildirilen, (İmâm’ül mübîn) de yazmışızdır.” Göstermişizdir.

İşte bu hakikatleri idrak etmek “İmâm’ül mübîn-i okumak demektir. Bunun ana lîsân’-ı ise (Arapça) dır. Ancak (Arapça) iki türlüdür. Biri manâyı bâtıniyye si olan “Rabb’ın Arapçası” diğeri ise, manâyı zâhiriyyesi olan “beşerin kayıtlı Arapçasıdır.”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)