Vekâle-lleżî-şterâhu min misra limraetihi ekrimî meśvâhu ‘asâ en yenfe'anâ ev netteḣiżehu veledâ(en)(c) vekeżâlike mekkennâ liyûsufe fî-l-ardi velinu'allimehu min te/vîli-l-ehâdîś(i)(c) va(A)llâhu ġâlibun ‘alâ emrihi velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya'lemûn(e)
Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: "Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." İşte böylece biz Yusuf'u o yere (Mısır'a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/21. “Ve onu satın alan Mısır'lı eşine dediki: Onu mevkiine güzelce riâyet et. Umulur ki, bize fâideli olacaktır veya onu evlâd ediniriz. Ve işte Yûsuf'u öylece Mısır'da yerleştirdik ve hem de ona rû’yâ-ların tabirini öğretelim diye ve Allah Teâlâ, emrini yerine getirmeye kaadirdir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” Onu Mısırdan satın alan eşine diyor ki “ekrimi” “ona ikram et, onu temizle, pakla, ihtiyaçlarını gider, giydir, hanemizde otursun, sâkin olsun, bize menfaat sağlar, veyahut onu biz evlât ediniriz.” Onların çocukları da yokmuş. İşte böylece Yûsuf’u yeryüzünde Mısır arzında yerleştirdik. Orada mekân tuttu. Bir taraftan kardeşleri onu attılar. Cenâb-ı Hakk onu yerleştirdi. Orada mekân tuttu.