Kâle lâ ye/tîkumâ ta'âmun turzekânihi illâ nebbe/tukumâ bite/vîlihi kable en ye/tiyekumâ(c) żâlikumâ mimmâ ‘allemenî rabbî(c) innî teraktu millete kavmin lâ yu/minûne bi(A)llâhi vehum bil-âḣirati hum kâfirûn(e)
Yusuf dedi ki: "Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden bir milletin dinini bıraktım."
Yusuf dedi ki: "Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun tabirini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terkettim."
Bu ayet, Hz. Yusuf'un ilahi bilgiye sahip olduğunu ve geleceğe dair yorum yapabildiğini ifade ederken, aynı zamanda tevhid inancına vurgu yaparak şirkten ve ahiret inkarcılığından uzak durduğunu belirtmektedir. Ayet, peygamberlik ve inanç esasları arasındaki ilişkiyi dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevîl, bir şeyin döndüğü son noktadır. Rüyaların tevili, rüyanın yorumlanıp gerçek manasının ortaya çıkarılmasıdır. Ayetteki bağlamda, Hz. Yusuf'un yiyeceklerin gelmesinden önce onların akıbetini ve mahiyetini bildirmesi, yani ilahi bir bilgiyle geleceği yorumlamasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tevîl, bir şeyin nihai sonucuna ve akıbetine işaret eder. Burada Hz. Yusuf'un, yiyeceklerin gelecekteki durumunu ve mahiyetini önceden haber vermesi, yani 'yorumlaması' anlamında kullanılmıştır. Bu, bir nevi gayb bilgisine dayalı bir açıklamadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tevîl, Kur'an'da genellikle bir şeyin 'gerçek anlamını' veya 'nihai sonucunu' ortaya çıkarmak anlamında kullanılır. Özellikle rüya yorumlarında, rüyanın zahiri görüntüsünün ardındaki hakikati keşfetmek demektir. Bu ayette, Hz. Yusuf'un ilahi bir lütufla olayların iç yüzünü ve geleceğini önceden bilme yeteneğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. 'Allemânî' fiili, Allah'ın Hz. Yusuf'a özel bir bilgi, bir tür ilham veya vahiy yoluyla öğrettiğini gösterir. Bu bilgi, sıradan bir öğrenme değil, ilahi bir lütuftur ve ona geleceği yorumlama yeteneği kazandırmıştır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin hakikatini kavramaktır. 'Allemânî' ifadesi, Allah'ın Hz. Yusuf'a, başkalarının bilemediği, özellikle gaybî konularda bir bilgi verdiğini belirtir. Bu, peygamberlere özgü bir ilahi öğretimdir ve onun tevil yeteneğinin kaynağıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Millet, bir topluluğun takip ettiği din ve şeriattır. Hz. Yusuf'un 'milletini terk ettim' demesi, Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden o toplumun inanç sisteminden ve yaşam tarzından uzaklaştığını, onlarla aynı yolu takip etmediğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Millet, bir peygamberin getirdiği şeriat ve dindir. Ancak burada 'kavmin milleti' olarak kullanıldığında, o kavmin benimsediği inanç ve yaşam biçimini ifade eder. Hz. Yusuf, müşrik ve ahiret inkarcısı olan kavminin dinini reddettiğini beyan etmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Millet, Kur'an'da genellikle bir peygamberin tebliğ ettiği dinî sistemi ifade eder. Ancak bu ayetteki gibi 'kavmin milleti' şeklinde kullanıldığında, o topluluğun genel inanç ve yaşam biçimini, yani onların 'dinini' veya 'yolunu' temsil eder. Hz. Yusuf, bu yanlış yoldan ayrıldığını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman, kalple tasdik, dille ikrar ve azalarla amel etmektir. 'La yu'minûne billah' ifadesi, o kavmin Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmediğini, O'na teslim olmadığını gösterir. Bu, sadece bir bilgi eksikliği değil, aynı zamanda bir ret ve inkâr halidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İman, kalbin tasdiki ve güvenidir. Allah'a iman etmemek, O'nun varlığını, birliğini ve kudretini inkâr etmek demektir. Ayetteki bağlamda, Hz. Yusuf'un terk ettiği milletin temel vasfı, Allah'a karşı bu güvensizlik ve inkâr halidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfür, bir nimeti örtmek, inkâr etmek veya nankörlük etmektir. 'Bil-âhireti hum kâfirûn' ifadesi, o kavmin ahiret hayatının varlığını, yeniden dirilişi ve hesap gününü tamamen reddettiğini, bu gerçeği örttüğünü belirtir. Bu, onların dünya görüşlerinin temel bir sapmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kâfir, hakkı örten ve inkâr edendir. Ahireti inkâr etmek, ölümden sonraki hayatı, cenneti ve cehennemi reddetmek anlamına gelir. Hz. Yusuf'un terk ettiği milletin, Allah'a inanmamanın yanı sıra ahiret inancından da yoksun olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfür, Kur'an'da genellikle Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr etmeyi ifade eder. Bu ayette, özellikle ahiret inancının reddi üzerinde durulmuştur. Ahireti inkâr edenler, dünya hayatını tek gerçeklik olarak görür ve ilahi adaletin tecelli edeceği bir sonraki hayatı kabul etmezler.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/37. “-Hz. Yûsuf'ta dedi ki: İkinizin rızıklanacağınız bir yemek gelmez ki, ancak ben onu daha size gelmezden evvel haber veririm. Bunlar bana Rab'bimin öğretmiş olduğu şeylerdendir. şüphe yok ki, ben Allah Teâlâ'ya îmân etmeyen bir kavmin dinini terk ettim ve onlar -evet- onlar âhireti inkâr eden kimselerdir.” Size yemeğiniz, rızkınız gelmezden evvel bunun te’vîlini hemen yaparım. dedi. neden? Kendisine ihsân edildiği için yapabilir. Kendi nefsinden değil ihsân’dan yapar. Onlarda onun bu sırrını anladılar da “biz seni ihsân edilmişlerden görüyoruz.” Dediler. Her ikinize de rızkınız gelmeden evvel –diyelim ki öğlen yemeği 12 de gelecek, saat 12 ye 10 var. o kısa mesafede –bunun te’vîlini hemen yaparım, diyor. Yani orada kendi dirayetini göstermiş oluyor. İşte Rabbim bana böyle talim etti, öğretti. Onun için ben bunları size haber veririm, diyor. İlmi nereden alıyor? gönlünden alıyor. Gönül dahi ilmini bizâtihi kendi gönlünden alıyor. Vasıtasız ilmi meydana çıkarıyor. Bakın melekle bildirildi denmiyor, vasıtasız bildiriyor. Ve devam ediyor. Ama onlara söyleyeceği bazı şeyler var. “İşte böylece Rabbim beni talim ettirdi.” Diyor. Daha önceki sayfalarda görmüştük gençliğinde ona 3 şey verildi. Biri rû’ya- tabiri, biri hikmet, biri ilimdi. işte burada bu tekid, tasdik ediliyor. Kendi ağzından bu öyle bir hâdiseki rabbimden talim aldım, beni talim ettirdi, gördü. Rabbimin eğitimini gördüm. Nerede? Zindan da oluyor o hâdise. Onlara diyor ki ”Ben öyle bir kavmi terk ettim ki Allah’a îmân etmeyendiler” yani onların içinden geldim. Ahireti de onlar inkâr etmekte idiler.
Burada bundan bahsetmesinin ne gereği vardı? Neden bahsetti? Çocukluğunda 12 yaşlarında kardeşleri onu kuyuya attığı zamandan evvelki süredir. Demek ki yaşadığı yerde bazı müşrikler varmış. O müşriklere uymamış, onları terk etmiş. O çocuk hâlinde bile olduğu halde bu onların yaşadıklarını idrak ederek onları terk ederek yanlarına gitmemiş yahut onlarla oyun oynamamış. Bir de sarayı ve sarayda yaşayanları terk etmiş olması, sarayda yaşayanların da müşrik olması, onları da terk etmiş olması…Siccini tercih etmesi bir bakıma onları terk etmiş oluyor. Kendi varlığımıza geldiğimiz vakit işte bunu gönül kendine ait olan eski duyguları da terk etmesi, nefsâni düşüncelerin terk edilmiş olması. Ben böyle bir kavmi terk ederek geldim. “onlar Allah’a îmân etmiyorlardı. Ben böyle bir kavme uymadım.”