İçeriğe atla
Yûsuf 39Cüz 12 · Sayfa 240

Yûsuf Sûresi 39. Âyet

يوسف

Sohbete sor

Yâ sâhibeyi-ssicni eerbâbun muteferrikûne ḣayrun emi(A)llâhu-lvâhidu-lkahhâr(u)

"Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilahlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hakimiyet sahibi olan tek Allah mı?"

Yûsuf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

12/39. “Ey benim iki zindan arkadaşım!. Çeşitli Tanrılar mı hayırlıdır. Yoksa gücüne karşı durulamaz olan Allah mı?” Ey zindan arkadaşlarım! Farklı, farklı rablar mı hayırlıdır? Yoksa tek ve kahhar olan Allah mı daha hayırlıdır? Diye onlara o kadar büyük bir hakikat ifşa ediyor ki aynı zamanda bizlere de haber veriyor.

Şimdi, biri bize gelse dese ki; yeryüzünde kaç tane Allah var? 1 tane Allah var, deriz. Işte bu lâfzî bir cevaptır. Hakikatte yeryüzünde ne kadar insân varsa onların değişik idraklerinde ve anlayışlarında o kadar Allah vardır. işte bunlar kişiye özel ve kişinin hayâlinde ürettiği ayrı ayrı nefs-î rabb’ı has’lar’dır. Her birerlerimizin gönlünde, hayalinde, muhabbetinde ne varsa onun rabbı odur. Îster dünyalık olsun, ister âhiretlik olsun ne varsa odur. Bir insân Hakk sevgisinin üstünde neyi seviyorsa onun rabb’ı odur. Putu da

odur. Her ne kadar genel kıblesi, kâ’be’si olsa da böyledir. Böyle olduğu için de “ircii ilâ rabbik” (89/28) “Rabb’i ne dön” hitabına muhatab olur. Neden? Çünkü bizim yönümüz rabb’ı hasımıza yöneliktir. Rabbül erbab’a yönelik değildir. Her yönümüz ile Vâhit ve Kahhar olan Allah’a henüz ulaşamadığımız için bu hitaba muhatab oluyoruz. Onun için o tokadı yiyoruz. “ve ileyhi türceul ümur;” “bütün işler Allah’a dönücüdür.” Kaç yerde “herşey Allah’a dönücüdür.” Şeklinde bize ihtar olunuyorsa, demek ki, biz başka yerlerdeyiz. Eğer biz şu kapıya doğru dönmüşsek –zâten dönmüşüzdür- doğrudur. Çıkış yeri kapıdır. Ama cama dönmüşsek, camı kapı bilmişsek “çıkış yeri kapıdır, kapıya dön!” ihtarını alırız. Din kapıdır. Camı kapı bilirsen orada bekler durursun. Ya da oradan atlamaya çalışırız. Elimizi, ayağımızı kırarız. Yûsuf Sûresindeki Âyetlerin en önemlisi de belki budur. Rabb’i tanıma yolunda açıklık kazandıran Âyet-i Kerîme budur.

Ayrıca ona rû’ya-larını soran kimseler ona muhatab olarak bu sözler konuşuluyor. “tek ve Kahhar olan Allah mı yoksa tefrika olan rablar mı hayırlıdır.” Hani kıyamet koptuğunda kimse kalmayınca Allah nida edecek. “limenil mülkül yevm?” (40/16) “bugün mülk kimindir?” cevap verecek kimse olmadığından “lillâhil vâhidil kahhâr” yani “tek ve Kahhar olan Allahındır.” Kahhâr esmâsının kullanılması bütün bu varlıkta aslında özel olarak tek kendisinin olduğu, ancak çeşitli zuhurlarla ortaya geldiğinden, değişik varlıkların varlığı düşünüldüğünden “kahhar” esmâsıyla bütün bu varlıkları kaldırdığından tek “vâhîd” olan kendisinin kalması dolayısıyla “kahhâr” esmâsı’nı kullandı. Yoksa “cebbâr” esmâsını veya başka esmâsı’nı kullanırdı. Kahhar esmâsı bütün varlıkları bâtına çektiğinden tek ve vâhîd olan sadece Allah kalacaktır. Başka bir deyişle diğer rabb’ları “kahhar” esmâsı ortadan kaldırır.

“İşte ben ona îmân ettim” diyor. Dikkatini anlatmak istiyor ve yöneldiği yeri söylüyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(9)