Żâlike liya'leme ennî lem eḣunhu bilġaybi veenna(A)llâhe lâ yehdî keyde-lḣâ-inîn(e)
(Yusuf), "Benim böyle yapmam, Aziz'in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah'ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi" dedi.
(Yusuf dedi ki): İşte bu şunun içindir: Bilsin ki, ben ona arkasından hainlik etmedim. Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz.
Bu ayet, Yusuf'un (a.s.) masumiyetini ve Allah'ın hainlerin tuzaklarını boşa çıkaracağını vurgulayan temel kavramlar etrafında şekillenmektedir. Özellikle 'ihanet', 'gayb' ve 'hile/tuzak' kavramları, ayetin ahlaki ve teolojik mesajını derinleştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'havn' (خون) kökünü, emanete riayet etmemek, ahdi bozmak ve güveni kötüye kullanmak olarak açıklar. Ayetteki 'lem ehunhu' ifadesi, Yusuf'un (a.s.) efendisine karşı hiçbir şekilde emanete hıyanet etmediğini, onun yokluğunda dahi sadakatini koruduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hıyanet' kelimesini, birine karşı gizlice kötülük yapmak veya ona verilen sözü tutmamak anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, Yusuf'un (a.s.) vezirin gıyabında ona karşı herhangi bir kötü niyet veya eylemde bulunmadığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hıyanet' kavramını Kur'an'da genellikle Allah'a, peygamberlere veya insanlara karşı güveni sarsan, ahdi bozan davranışlar olarak ele alır. Yusuf kıssasındaki bu kullanım, bireyler arası ahlaki sorumluluk ve sadakat bağlamında ihanetin reddini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'gayb' kelimesini, gözden uzak olan, gizli kalan şey olarak tanımlar. Ayetteki 'bi'l-gayb' ifadesi, Yusuf'un (a.s.) vezirin yokluğunda, yani kendisi görmediği zaman dahi ona ihanet etmediğini, sadakatini koruduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb'ı, duyularla idrak edilemeyen veya gözden kaybolan her şey olarak açıklar. Bu ayetteki kullanımı, vezirin hazır bulunmadığı bir durumda, yani onun bilgisi dışında gerçekleşen eylemlerle ilgilidir ve Yusuf'un (a.s.) dürüstlüğünün boyutunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'gayb'ın, bir şeyin gözden kaybolması veya gizli kalması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi'l-gayb' ifadesi, Yusuf'un (a.s.) ihanet etmeme eyleminin sadece vezirin huzurunda değil, onun yokluğunda da geçerli olduğunu, yani tam bir dürüstlük sergilediğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hidayet'i, lütufla doğru yola iletmek olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ yehdî' ifadesi, Allah'ın hainlerin tuzaklarını doğru sonuca ulaştırmayacağını, onlara başarı vermeyeceğini, aksine boşa çıkaracağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hidayet'in, bir şeyi açıkça göstermek ve ona rehberlik etmek anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki olumsuz kullanım, Allah'ın hainlerin hilelerini hedeflerine ulaştırmayacağını, onlara yol göstermeyeceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hidayet'in Kur'an'da hem maddi hem de manevi rehberlik anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'lâ yehdî' ifadesi, Allah'ın hainlerin kötü niyetli planlarına başarı ve sonuç vermeyerek onları hedeflerine ulaştırmayacağını, yani manevi bir rehberlikten mahrum bırakacağını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'keyd'i, gizlice yapılan hile ve tuzak olarak açıklar. Ayetteki 'keyde' kelimesi, hainlerin başkalarına zarar vermek amacıyla kurdukları kötü niyetli planları ve entrikaları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'keyd'i, bir şeyi gizlice ve ustaca yapma çabası olarak tanımlar; bu bazen övgüye değer bir plan, bazen de kötü niyetli bir hile olabilir. Ayetteki 'keyde' kelimesi, 'hâinîn' (hainler) ile birlikte kullanıldığı için, kötü niyetli, aldatıcı ve zarar verici planları ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'keyd'in, bir şeyi gizlice ve kurnazca yapma eylemi olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, hainlerin başkalarına karşı kurdukları sinsi ve aldatıcı planları, tuzakları ifade eder ki Allah bunları başarıya ulaştırmaz.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hâin' kelimesini, emanete riayet etmeyen, ahdi bozan ve güveni kötüye kullanan kişi olarak açıklar. Ayetteki 'el-hâinîn' ifadesi, Yusuf'a (a.s.) karşı komplo kuranlar gibi, genel olarak güvene ihanet eden ve kötü niyetli planlar yapan kişileri tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâin'i, gizlice kötülük yapan veya verilen sözü tutmayan kimse olarak açıklar. Ayetteki 'el-hâinîn' kelimesi, Allah'ın desteklemeyeceği ve tuzaklarını boşa çıkaracağı kötü niyetli, güvenilmez kişileri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hâin' kavramının Kur'an'da sadece bireysel bir ahlaki kusur olmaktan öte, toplumsal düzeni ve ilahi adaleti bozan bir eylem olarak ele alındığını belirtir. Bu ayetteki 'el-hâinîn', Allah'ın adaletinin tecellisi olarak, kötü niyetli eylemlerinin karşılığını bulacak olanları temsil eder.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/52. “-Hz. Yûsuf dedi ki: Bu, bilmesi içindir ki: Ben ona gıyabında hiyanet etmiş olmadım. Ve şüphesiz ki. Allah Teâlâ hâin olanların hilesini başarıya ulaştırmaz.” Işte böylece vezire, Yûsufun ona gıyabında, ihânet etmediğini ve hâinlerin tuzaklarını Allah’ın başarıya erdirmediğini bilmesini sağlamaktı. İşte burası nefsi emmârenin Kûr’ân’daki izâh yeri. Yani kaynak yeridir. Nefsi emmârede olan bir kişinin bu zikri devamlı çekmesi gerekiyor ki buradan kurtulabilsin.