Vekeżâlike mekkennâ liyûsufe fî-l-ardi yetebevveu minhâ hayśu yeşâ(u)(c) nusîbu birahmetinâ men neşâ(u)(s) velâ nudî'u ecra-lmuhsinîn(e)
Böylece Yusuf'a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz.
Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz.
Yusuf Suresi 56. ayet, Hz. Yusuf'un Mısır'daki konumunu ve Allah'ın rahmetinin tecellisini ele almaktadır. Ayet, ilahi takdirin ve lütfun, salih amellerin karşılığının zayi edilmeyeceğinin altını çizmektedir. Dilbilimsel olarak, 'temkin', 'tebevvu', 'rahmet' ve 'ihsan' gibi kavramlar, ayetin ana mesajını oluşturan merkezi unsurlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'mekn' kökünü 'bir şeyin bir yerde sağlam ve sabit olması' olarak açıklar. 'Temkin' ise, bir kimseye bir yerde güç ve iktidar vermek, onu oraya yerleştirmek ve tasarruf yetkisi tanımaktır. Ayetteki 'mekkennâ', Allah'ın Yusuf'a Mısır'da sağlam bir mevki ve geniş yetkiler bahşettiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mekkennâ' ifadesini 'onu yerleştirdik, ona güç verdik' şeklinde yorumlar. Bu, Yusuf'un Mısır'da sadece fiziksel olarak bulunması değil, aynı zamanda idari ve siyasi olarak da güçlü bir konuma gelmesi anlamındadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'temkin' fiilinin 'bir şeyi bir yerde sabit kılmak, onu sağlamlaştırmak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın Yusuf'u Mısır'da hem maddi hem de manevi olarak güçlü ve köklü bir konuma getirdiğini, ona istikrar sağladığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tebevvu'' fiilini 'bir yere yerleşmek, konaklamak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Yusuf'un Mısır'da istediği yerde ikamet etme ve tasarruf etme özgürlüğüne sahip olduğunu, yani tam bir yetkiyle hareket edebildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'bev'' kökünün 'bir yere dönmek, yerleşmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Tebevvu'' ise, bir yeri mesken edinmek, orada ikamet etmek demektir. Ayetteki 'yetebavva'' ifadesi, Yusuf'un Mısır'da istediği gibi yerleşme ve hareket etme serbestisine sahip olduğunu, bu durumun Allah tarafından kendisine verilen bir lütuf olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tebevvu'' fiilinin 'bir yeri yurt edinmek, konaklamak ve orada karar kılmak' manasına geldiğini ifade eder. Yusuf'un bu yetkiye sahip olması, onun Mısır'daki yüksek konumunu ve idari gücünü pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'rahmet' kelimesini 'kalpteki incelik ve şefkat' olarak tanımlar ve bu inceliğin gereği olarak başkasına iyilik etme arzusunu ifade eder. Allah'ın rahmeti ise, O'nun kullarına yönelik lütfu, ihsanı ve merhametidir. Ayetteki 'birahmetinâ', Yusuf'a verilen bu konumun ve imkanların Allah'ın sonsuz rahmetinin bir tecellisi olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat, lütuf ve ihsanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'birahmetinâ', Allah'ın Yusuf'a verdiği bu gücün ve yerleşimin, O'nun merhametinin bir sonucu olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'rahmet'i 'Allah'ın kullarına yönelik lütfu ve ihsanı' olarak açıklar. Bu ayetteki kullanımıyla, Yusuf'un elde ettiği tüm nimetlerin ve imkanların, Allah'ın ona özel bir lütfu ve merhameti sayesinde gerçekleştiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ihsan' kelimesini 'bir şeyi güzel yapmak, en iyi şekilde yapmak' olarak tanımlar. 'Muhsin' ise, hem başkasına iyilik yapan hem de kendi amellerini en güzel ve mükemmel şekilde yerine getiren kişidir. Ayetteki 'el-muhsinîn', Allah'ın Yusuf'a verdiği nimetlerin, onun güzel amellerinin ve ihsanının bir karşılığı olduğunu ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihsan' kavramının Kur'an'da hem başkasına iyilik etme hem de bir işi en güzel ve mükemmel şekilde yapma anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Muhsinler', Allah'ın emirlerine uyan, ibadetlerini ihsan şuuruyla yerine getiren ve insanlara karşı iyi davranan kimselerdir. Ayet, bu tür kişilerin ecirlerinin zayi edilmeyeceğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ihsan'ı 'iyilik yapmak, güzellik sergilemek' olarak açıklar. 'Muhsinler', Allah'ın rızasını gözeterek iyi işler yapan ve bu iyilikleri en güzel şekilde icra edenlerdir. Ayet, Allah'ın bu kimselerin karşılığını eksiksiz vereceğini müjdelemektedir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/56. “Ve öylece Yûsuf için o yerde bir makam, bir selâhiyet verdik. Oradan dilediği yerde ikâmet eder idi. Biz dilediğimize rahmetimizi nasib ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zâyi etmeyiz.” İşte böylece biz Yûsuf’u yeryüzünde yerleştirdik. Oraya sahip kıldık. O dilediği yerde geziyor, dolaşıyor. Bütün yeryüzünü ona has kıldık. Bütün şehirlerde ona has konakları varmış. Nereye gitse kendine ait konaklarda yaşıyormuş. Bütün Mısır mülküne sahip kişi olmuş.
Bizim de beden mülküne sahip olmamız gerekiyor. Bedenimizin hangi azası hangi yönümüze galip gelse orada mekân tutmuş oluyor. Sahipliği vardır. Yani rahmetimizi biz dilediğimiz kişide hedefe isâbet ettiririz. Zâyi etmeyiz. Muhsînlerin ecirlerini, karşılıklarını ziyan etmeyiz.
Şimdi Allah’ın rahmetini dilediği üzerine isabet ettirmesi ne demek? Eğer biz Allah’ın rahmetinin karşısında bulunur,
kaçmazsak Allah’ın rahmeti bize isâbet eder. işte onun dilemesi demekte ayrıca bu oluyor. Gönülden Rabb sana bir şey vermeyi dilediği zaman zâten rahmetinin karşısına geçiriyor. Hani yağmur yağıyor. Bakıyorsunuz çizgi gibi. Bir yere yağdırıyor, bir yer kupkuru. İşte dilediği yere rahmetini indirir. Bu bir mîsâldir. Muhsînler’in ecrini de zâyi etmeyiz. Hani ihsân edilmiş ihsân etti. Kime? Cenâb-ı Hakk böyle hakikatleri gönül ehline ilkâ etti. Zâtî hakikatleri ona açtı. Onlarda bunları başkalarına izaha yöneldiler, açtılar. İşte yapılan bu ecir karşılıksız kalmaz. Ve eksilmez artar. Dünya da bir, ecir vardır. Âhiret karşılığı ise daha hayırlıdır. Yukarıda ihsân’dan bir miktar bahsedilmişti.