İçeriğe atla
Yûsuf 58Cüz 13 · Sayfa 242

Yûsuf Sûresi 58. Âyet

يوسف

Sohbete sor

Vecâe iḣvetu yûsufe fedeḣalû ‘aleyhi fe'arafehum vehum lehu munkirûn(e)

(Derken) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yusuf onları tanıdı, onlar ise Yusuf'u tanımıyorlardı.

Yûsuf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

12/58. “Ve Yûsufun kardeşleri geldi, hemen onun huzuruna girdiler. Derhal onları tanıdı. Onlar ise onu tanımıyorlardı.” Yûsuf’un kardeşleri geldi. Ama Yûsuf’u tanımıyorlar. Böyle bir şeyin olacağından haberleri de yoktu. Zâten Rabbi ona ilham etmişdi. Hani kuyuda “sana kardeşlerin gelecek, sen onlara bu yaptıklarını haber vereceksin.” Üzülme, sıkılma diye daha baştan kuyuya atıldığında söylemişti. İşte o vakit gelmiş. Yûsuf’un kardeşleri geldi. Onun bulunduğu yere geldiler. Yûsuf (a.s.) onları hemen tanıdı. Bakın aradan 21-22 sene geçmiş. 22 sene evvel kardeşleri ne haldeydi. 22

sene sonra ne halde. Ama kardeşlik muhabbetiyle yine onları tanımış, onlar ise ondan gafildi. Tanımıyorlardı. Nasıl tanısınlar ki? Soyup uryan bıraktıkları 11-12 yaşındaki kardeşleri o günkü çocuk bugün Mısır’da en yüksek mevkide olsun. Melik olarak çıksın. İşte bakın şimdi gelelim kendimize; O nefisler hırs, kin, gazab gibi saydığımız o güçler kardeşleri olan gönül tecellisi ve İlâh-î varlığın tecellisi olan gönlü kuyuya attılar. Güya onu ortadan kaldırıp kendi saltanatlarını ortaya çıkarmak içindi.

Ama İlâh-î kudret, senaryo döndürdü dolaştırdı bu Yûsuf’u beden mülküne hâkim olarak çıkardı. Bu beden mülküne Sûltan yaptı. Bunun farkında değillerdi. Hani bugün nerede o kızımız? Nefis yaşar mı? yaşamaz mı? diye soran. Nefis ölmüyor kardeşleri. Gönüle muhtaç oluyorlar. Çünkü gönül mülkün sahibi oluyor. Öldürmek mümkün değil. Gönül beden mülkünün Sûltanı’dır. Herşey ona veriliyor. Yeryüzünün hazinelerine o sahip oluyor. Yeryüzünün hazinelerine sâhip olmak demek dolayısıyla bütün esmâ-i hüsnâlara sâhip olduğundan nefsi emmâre’ye, levvâme’ye, mülhime’ye, mutmainne’ye de sâhip oluyor. Gönül onların âmiri olmuş oluyor. Kardeşleri onu öldürmek istiyor, ama o kardeşlerini öldürmüyor. Onların üzerine âmir, hâkim durumuna geçiyor. Neden? Onlarda bir esmânın zuhuru olduğundan esmâ hazinelerine Yûsuf sahip olduğundan onların sâhibi olmuş oluyor. Onlar ona muhtaç oluyor. Onu kabul etmiş, ve onun emrine muti olmuş oluyorlar. Ona muhtaç olarak rızık almaya geliyorlar. İşte onların buğday istemeleri (rızık istemeleri) kendi isimlerindeki faaliyetleri sürdürmek üzere gelmeleri, yani nefsi emmâre nasıl faaliyet gösterece? nefsi levvâme de hırs, kin, gazab nasıl faaliyet gösterecek? yalnız burada hassas bir nokta vardır. onlara fazla vermiyor. İsyan etmemeleri için ancak hayatlarını sürdürecek kadar rızk veriyor. Esmâ-i İlâhîyye’yi o kadar kullanma sınırı tanıyor. Bütün tasarruf hakkı Yûsufta ama hayatlarını sürdürecek kadarını veriyor.

Onlara gelecekte diyecek ki; “bugün sizin için bir kınanma yoktur. Nefsiniz size bu işleri yaptırdı.” Diyerek onlara kahırla tahakkümde bulunmayacak. Kardeşleri olduğu

için onların da hakkını verecek, rezil etmeyecekti. “siz bana şöyle ettinizde, yaptınızda bende size böyle ederim” diye karşılamadı. Gönlüyle karşıladı.

Bakın Yûsuf Sûresi, bize neler anlatıyor;

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)