Kâlû nefkidu suvâ'a-lmeliki velimen câe bihi himlu ba'îrin ve enâ bihi ze'îm(un)
Onlar, "Hükümdar'ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim" dediler.
Onlar da dediler ki: "Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu bulup getirene bir yük zahire var. Üstelik o tas bana zimmetlidir".
Bu ayet, Yusuf kıssasında kardeşlerin su kabını kaybetmeleri ve bunun üzerine yapılan ilanı konu almaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, kaybolma, su kabı, kral ve kefil olma fiilleri etrafında şekillenerek olayın dramatik yönünü ve sorumluluk alma durumunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fakd' kelimesini bir şeyin yerinde bulunmaması, yok olması olarak açıklar. Ayetteki 'nefkidü' (kaybettik) ifadesi, kardeşlerin su kabının yerinde olmadığını, onu bulamadıklarını ve bu durumun bir kayıp olduğunu belirtir. Bu, kasıtlı bir çalma eyleminden ziyade, bir yokluk durumunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fakd'ı bir şeyin zıddının bulunması, yani bir şeyin yokluğu olarak tanımlar. Ayetteki kullanım, su kabının ortadan kaybolduğunu, bulunamadığını ve bu durumun bir arayışı tetiklediğini gösterir. Kardeşlerin ağzından çıkan bu ifade, bir eksikliği ve dolayısıyla bir sorumluluğu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'suvâ'' kelimesinin bir ölçü kabı olduğunu ve o dönemde kullanılan bir tür ölçek olduğunu belirtir. Ayetteki 'suvâ'a' kelimesi, kralın özel eşyası olan ve aynı zamanda bir ölçü birimi olarak da kullanılabilecek olan bu kabı ifade eder. Bu, olayın maddi değerinin yanı sıra sembolik önemini de vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'suvâ'' kelimesinin 'kadeh' (bardak) veya 'ölçek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu kelime krala ait değerli bir kabı, yani bir nevi 'kraliyet kadehi'ni ifade eder. Bu, kaybolan eşyanın sıradan bir kap olmadığını, aksine özel bir statüye sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'suvâ'' kelimesini 'ölçü kabı' olarak açıklar ve bazen 'kadeh' anlamında da kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'suvâ'a' kelimesi, kralın özel eşyası olarak zikredilmesiyle, sadece bir ölçü kabı olmaktan öte, bir statü ve otorite sembolü haline gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'melik' kelimesini 'emretme ve yasaklama gücüne sahip olan' kişi olarak tanımlar. Ayetteki 'el-melik' ifadesi, Yusuf'un Mısır'daki konumunu ve otoritesini belirtir. Su kabının 'kralın' olması, olayın ciddiyetini ve çalınan eşyanın önemini artırır, çünkü kralın malına dokunmak büyük bir suçtur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'melik' kavramının Kur'an'da genellikle mutlak otorite ve egemenlik sahibi varlıklar için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-melik' kelimesi, Yusuf'un o dönemdeki siyasi ve idari gücünü temsil eder. Bu, kaybolan eşyanın sadece maddi değerinden öte, bir devlet meselesi haline geldiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'za'îm' kelimesini 'kefil' veya 'garanti veren' olarak açıklar. Ayetteki 'enâ bihî za'îm' (buna ben kefil oluyorum) ifadesi, ilanı yapan kişinin ödülü ödeme veya vaadi yerine getirme sorumluluğunu üstlendiğini gösterir. Bu, olayın ciddiyetini ve vaadin kesinliğini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'za'îm' kelimesinin 'kefil' anlamında kullanıldığını ve aynı zamanda 'bir kavmin reisi' anlamına da gelebileceğini belirtir. Ayetteki kullanım, ödülü vaat eden kişinin bu vaadin arkasında durduğunu ve bunu garanti ettiğini ifade eder. Bu, olayın güvenilirliğini ve vaadin bağlayıcılığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'za'îm' kelimesini 'bir şeyin sorumluluğunu üstlenen, kefil olan' kişi olarak tanımlar. Ayetteki 'za'îm' ifadesi, ilanı yapan kişinin, su kabını getirene verilecek deve yükü ödülün garantörü olduğunu açıkça belirtir. Bu, olayın sadece bir kayıp ilanı olmadığını, aynı zamanda bir taahhüt içerdiğini gösterir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/72 “Melik’in dediler: sukabını arıyoruz onu getirene bir deve yükü bahşiş var, ve ben ona kefilim.” Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve
yükü mükafat verilecek. Buna ben kefilim. dedi. Yani arkasından gelenler böyle dedi.