İçeriğe atla
Ra'd 20Cüz 13 · Sayfa 252

Ra'd Sûresi 20. Âyet

الرعد

Sohbete sor

Elleżîne yûfûne bi'ahdi(A)llâhi velâ yenkudûne-lmîśâk(e)

Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.

Ra'd Sûresi

13.20- Ellezîne yûfûne biahdillâhi ve lâ yengudûnel mîsâg.

Diyanet Meali:

13.20- Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.

“Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.” Kelamî açıdan bu ayet, imanın gereği olarak verilen sözleri yerine getiren ve ahitlerini bozmayan kimseleri övmektedir. Allah'a verilen söz, insanın varoluşundan itibaren var olan bir yükümlülüktür.

İslam dininde, insanın Allah'a verdiği en temel söz, şehadet ve kelime-i tevhiddir. Bu, ezelde alınan misak (sözleşme) ile başlar. Kur'an'da geçen "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna insanların "Evet, şahit olduk" diye cevap vermesi (A'raf 7:172) bu ahdin temelini oluşturur.

Ayet, sadece iman sözünü değil, aynı zamanda insanın Allah'ın emirlerine uymak, resullerin ve nebilerin bildirdiği hakikatleri kabul etmek, adaletli olmak, emanete riayet etmek gibi ahlaki ve sosyal yükümlülüklerini de kapsar. Sözleşmeyi bozmamak, bu yükümlülüklerin bilincinde olup, onları yerine getirme azminde olan kişileri ifade eder.

Burada geçen "Allah'a verilen söz" aynı zamanda şeriatın emirlerine uymak ve dinî yükümlülükleri yerine getirmek anlamına da gelir. Çünkü bir insan, iman ettiğinde Allah'a itaat edeceğini kabul etmiş olur ve bunu bozmamakla yükümlüdür.

Bu ayet, müminin vasıflarını ve Allah'a karşı olan sorumluluklarını vurgular. Ahde vefa göstermek, imanın ve ihlasın bir gereğidir. Allah'a karşı verilen sözün bozulması, insanın kendi öz varlığına ve imanına ihanet etmesi anlamına gelir.

İrfanî açıdan bu ayette, Allah'a verilen söz, insanın varoluşsal bir hakikate bağlılığını ifade eder.

İrfan ehli, insanın Allah ile ezelde yaptığı bu ahdin, nefsinin hakikati tanıması ve ona yönelmesi anlamına geldiğini ifade eder. İnsan, Allah'tan gelmiştir ve yine O'na dönecektir. Ancak dünya hayatı, insanı bu ahitten uzaklaştırabilir.

Sözleşmeyi bozmamak, insanın nefsine, heva ve heveslerine uymaması, Allah'a olan bağlılığını dünyevî tutkularla zedelememesi anlamına gelir. İnsan, Allah'a verdiği bu ahdi hatırladıkça, kalbi O'na yönelir ve hakikat yolunda sebat eder.

Bu ahde vefa göstermenin yolu, zühd, takva, ihlas ve marifet yolunda ilerlemekten geçer. Kâmil kişi, kendini dünyevî meşguliyetlerden sıyırarak, hakikate yönelen ve öz varlığıyla Allah'a teslim olan kişidir. Allah, insana nurundan bir nur vermiştir; insanın bu nuru koruması ve fani olanı terk ederek baki olana yönelmesi gerekir.

Bu yüzden Allah'a verilen söz, yalnızca dil ile söylenen bir taahhüt değil, insanın nefsiyle bağlı olduğu bir hakikattir. Ayet, insanın Allah'a olan bağlılığını hatırlaması ve O'na verdiği sözü unutmayarak, hakikate yönelmesi gerektiğini vurgulamaktadır.



~~13.21~
وَالَّذٖينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ~ ~ ~

Kur’ân-ı Kerîm Türkçe okunuş:

13.21- Vellezîne yesılûne mâ emerallâhu bihî ey yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hısâb.
Diyanet Meali:

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)