Elleżîne yûfûne bi'ahdi(A)llâhi velâ yenkudûne-lmîśâk(e)
Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.
Onlar ki, Allah'ın ahdini yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar.
Ra'd Suresi 20. ayet, Allah'a verilen sözlerin ve yapılan anlaşmaların önemini vurgulamaktadır. Ayet, müminlerin temel vasıflarından ikisi olan ahde vefa ve misakı bozmamayı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefâ (وفاء) kelimesi, bir şeyi tam ve eksiksiz yapmak, sözü yerine getirmek anlamına gelir. Ayetteki 'yûfûne' fiili, Allah ile yapılan ahdi tam olarak yerine getiren, ona sadık kalan kimseleri ifade eder. Bu, sadece sözde kalmayıp fiiliyata dökülen bir bağlılıktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yûfûne (يُوفُونَ) fiili, 'ahdi yerine getirmek' demektir. Bu, Allah'ın emrettiği şeyleri yapmak ve yasakladığı şeylerden kaçınmak suretiyle O'na verilen sözü tutmaktır. Ayetteki kullanımı, müminlerin Allah'a karşı sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmelerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Vefâ kavramı, Kur'an'da 'ahd' ile birlikte kullanıldığında, Allah ile insan arasındaki karşılıklı bir sözleşmeyi ifade eder. 'Yûfûne' fiili, bu sözleşmeye sadık kalma, onu ihlal etmeme ve gereğini yerine getirme eylemini belirtir. Bu, sadece bir yükümlülük değil, aynı zamanda ahlaki bir erdemdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ahd (عهد), bir şeyi korumak, gözetmek ve ona bağlı kalmak demektir. Allah'ın ahdi ise, O'nun kullarına emrettiği ve yasakladığı şeylerdir. Ayetteki 'ahdillah' (Allah'ın ahdi), Allah'ın emirlerine uyma ve O'na itaat etme sözünü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ahd (عهد), bir şeyi korumak, gözetmek ve ona bağlı kalmak anlamındadır. Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarından aldığı söz, yani iman etme, ibadet etme ve O'nun emirlerine uyma taahhüdü olarak kullanılır. Bu ayetteki 'ahdillah', Allah'ın koyduğu şeriat ve dinin genel prensiplerine bağlılığı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ahd (عهد) kelimesi, Kur'an'da hem Allah'ın insanlara verdiği sözleri hem de insanların Allah'a verdiği sözleri ifade eder. Bu ayetteki 'ahdillah', daha çok insanların Allah'a karşı olan yükümlülüklerini, yani O'na iman etme ve emirlerine uyma sözünü vurgular. Bu, aynı zamanda bir sorumluluk ve bağlılık ifadesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nakd (نقض), bir şeyi çözmek, bozmak, yıkmak demektir. 'Yenkudûne' fiili, yapılan bir anlaşmayı veya sözleşmeyi bozmak, onu geçersiz kılmak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, müminlerin Allah ile yaptıkları misakı asla bozmadıklarını, ona sadık kaldıklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nakd (نقض), bir şeyi sağlamlaştırdıktan sonra onu çözmek veya yıkmaktır. 'Yenkudûne' fiili, misakı bozmak, yani verilen sözden dönmek, anlaşmayı ihlal etmek anlamında kullanılır. Bu, ahde vefanın zıddı bir davranıştır ve Kur'an'da şiddetle kınanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nakd (نقض) kavramı, Kur'an'da genellikle 'ahd' veya 'misak' ile birlikte kullanılarak, bu sözleşmelerin ihlal edilmesini ifade eder. 'Lâ yenkudûne' ifadesi, müminlerin Allah ile yaptıkları anlaşmayı asla bozmadıklarını, ona tam bir bağlılık gösterdiklerini vurgular. Bu, onların ahlaki bütünlüğünün bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mîsâk (ميثاق), sağlamlaştırılmış, kuvvetlendirilmiş söz veya anlaşma demektir. Bu, sadece bir söz değil, aynı zamanda yeminle veya başka bir şekilde teyit edilmiş, bağlayıcı bir taahhüttür. Ayetteki 'el-mîsâk', Allah'ın kullarından aldığı ve onların da Allah'a verdiği kesin sözü ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mîsâk (ميثاق), bir şeyi bağlamak ve sağlamlaştırmak için kullanılan bir araçtır. Kur'an'da ise, Allah ile kulları arasında yapılan, karşılıklı yükümlülükler içeren ve kesinlikle bozulmaması gereken bir anlaşmayı ifade eder. Bu ayetteki 'el-mîsâk', Allah'ın birliğini tanıma ve O'na itaat etme sözünü kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mîsâk (ميثاق) kelimesi, 'ahd' kelimesine göre daha güçlü ve bağlayıcı bir anlam taşır. Genellikle yeminle veya şahitlerle pekiştirilmiş, kesin ve geri dönülmez bir anlaşmayı ifade eder. Ayetteki 'el-mîsâk', Allah'ın insanlardan aldığı ve onların da kabul ettiği, dinin temel prensiplerine bağlılık sözünü vurgular.
Ra'd Sûresi
13.20- Ellezîne yûfûne biahdillâhi ve lâ yengudûnel mîsâg.
Diyanet Meali:
13.20- Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.
“Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.” Kelamî açıdan bu ayet, imanın gereği olarak verilen sözleri yerine getiren ve ahitlerini bozmayan kimseleri övmektedir. Allah'a verilen söz, insanın varoluşundan itibaren var olan bir yükümlülüktür.
İslam dininde, insanın Allah'a verdiği en temel söz, şehadet ve kelime-i tevhiddir. Bu, ezelde alınan misak (sözleşme) ile başlar. Kur'an'da geçen "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna insanların "Evet, şahit olduk" diye cevap vermesi (A'raf 7:172) bu ahdin temelini oluşturur.
Ayet, sadece iman sözünü değil, aynı zamanda insanın Allah'ın emirlerine uymak, resullerin ve nebilerin bildirdiği hakikatleri kabul etmek, adaletli olmak, emanete riayet etmek gibi ahlaki ve sosyal yükümlülüklerini de kapsar. Sözleşmeyi bozmamak, bu yükümlülüklerin bilincinde olup, onları yerine getirme azminde olan kişileri ifade eder.
Burada geçen "Allah'a verilen söz" aynı zamanda şeriatın emirlerine uymak ve dinî yükümlülükleri yerine getirmek anlamına da gelir. Çünkü bir insan, iman ettiğinde Allah'a itaat edeceğini kabul etmiş olur ve bunu bozmamakla yükümlüdür.
Bu ayet, müminin vasıflarını ve Allah'a karşı olan sorumluluklarını vurgular. Ahde vefa göstermek, imanın ve ihlasın bir gereğidir. Allah'a karşı verilen sözün bozulması, insanın kendi öz varlığına ve imanına ihanet etmesi anlamına gelir.
İrfanî açıdan bu ayette, Allah'a verilen söz, insanın varoluşsal bir hakikate bağlılığını ifade eder.
İrfan ehli, insanın Allah ile ezelde yaptığı bu ahdin, nefsinin hakikati tanıması ve ona yönelmesi anlamına geldiğini ifade eder. İnsan, Allah'tan gelmiştir ve yine O'na dönecektir. Ancak dünya hayatı, insanı bu ahitten uzaklaştırabilir.
Sözleşmeyi bozmamak, insanın nefsine, heva ve heveslerine uymaması, Allah'a olan bağlılığını dünyevî tutkularla zedelememesi anlamına gelir. İnsan, Allah'a verdiği bu ahdi hatırladıkça, kalbi O'na yönelir ve hakikat yolunda sebat eder.
Bu ahde vefa göstermenin yolu, zühd, takva, ihlas ve marifet yolunda ilerlemekten geçer. Kâmil kişi, kendini dünyevî meşguliyetlerden sıyırarak, hakikate yönelen ve öz varlığıyla Allah'a teslim olan kişidir. Allah, insana nurundan bir nur vermiştir; insanın bu nuru koruması ve fani olanı terk ederek baki olana yönelmesi gerekir.
Bu yüzden Allah'a verilen söz, yalnızca dil ile söylenen bir taahhüt değil, insanın nefsiyle bağlı olduğu bir hakikattir. Ayet, insanın Allah'a olan bağlılığını hatırlaması ve O'na verdiği sözü unutmayarak, hakikate yönelmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
~~13.21~
وَالَّذٖينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ~ ~ ~
Kur’ân-ı Kerîm Türkçe okunuş:
13.21- Vellezîne yesılûne mâ emerallâhu bihî ey yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hısâb.
Diyanet Meali: