İçeriğe atla
İbrâhîm 1Cüz 13 · Sayfa 255

İbrâhîm Sûresi 1. Âyet

ابراهيم

Sohbete sor

Elif-lâm-râ(c) kitâbun enzelnâhu ileyke lituḣrice-nnâse mine-zzulumâti ilâ-nnûri bi-iżni rabbihim ilâ sirâti-l'azîzi-lhamîd(i)

(1-2) Elif Lam Ra. Bu Kur'an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye layık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kafirlerin haline.

İbrâhîm Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Elif, Lâm, Râ. Bu Kûr'ân öyle büyük bir kitâptır ki, insânları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye gâlip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.” Elif, Ahadiyyet mertebesi, Lâm, Lâhût mertebesini, Râ, Rahmâniyyet mertebesini ifâde etmektedir. Bu üç harf

Sûre-i Şerifin bütün mânâsını öz olarak içinde barındırmaktadır. Devam eden Âyetler bunların açılımları olmaktadır. Genel olarak tefsircilerin ifâde ettiği şekilde bu huruf-u mukattaâlar sâdece Allah (c.c.) ile Hz. Resûlüllah (s.a.v.) arasında şifre olsa ve bilinemeyecek şeyler olsalar Cenâb-ı Hakk’ın bunları Kûr’ân-ı Kerîm’e koymasına gerek olmazdı ve o halde de gizli de olurlardı. Belki herkes bunların hakîkâtlerini bilemez demek daha doğru bir ifâdedir. Elif, Lâm, Râ öyle bir kitâptır derken genel olarak Kûr’ân ifâde edilmekle beraber özel olarak İbrâhîm kitâbı nasıl bir kitâptır yâni bu Sûre-i Şerifin içerisinde olan mânâlar nasıl bir kitâptır, demektir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) “Biz indirdik” ifâdesiyle kendi lisânından konuşmaktadır. kk’in değişik ifâdeleri vardır; Ef’al, esmâ, sıfât ve zât mertebesi îtibarıyla gönderilen Âyetler vardır. Âyetlerin hepsi Allah (c.c.) dan’dır fakat mertebeleri değişiktir eğer tek mertebe olmuş olsa Kûr’an-ı Kerîm o mertebeyi tam açıklayamamış olur ve boşluklar kalırdı.

Cenâb-ı Hakk (c.c.) hiç aracısız olarak “Ben indirdim” diyerek ne kadar yakın olarak hitâp ediyor, oysa bizler bu Âyeti Hz. Resûlüllah (s.a.v.) a indirdi diyerek bir kenara atıyoruz fakat Hz. Resûlüllah (s.a.v.) şu anda yok, demek ki bu Âyet okuyana indirilmiştir. “Kûr’ân-ı Kerîm okuyan kimse Allah (c.c.) ın tercümanıdır,” denilmiştir ki bu böyle olduğu için denmiştir bu böyle olmasa denilmezdi zâten. Okuyan o mânâyı anlar veya anlamaz o ayrı konu.

“ileyke” yâni “senin üzerine” hitâbı çok açık olarak okuyan kimse ona indirildiğini belirtmektedir. Ve bu hüküm kıyâmete kadar bâkidir, henüz doğmamış olanlar veya şu an hayâtta olup henüz bu Âyetleri okumamış olanları bunları okudukları anda bu Âyet nazil olmaktadır. Bu nüzûl demek beyinlere nakşolunması ve anlaşılması demektir, anlaşılmayan bir şeyin de ancak hammalı olunur. “Zulmetten nûr’a çıkarmak için” ifâdesinde iki mânâ vardır; Birincisi, var olan insânları câhillik karanlığından ilmin nûruna çıkarmak.

İkincisi ve gerçek bâtıni mânâsı ile, a’maiyyette sâdece â’yan-ı sâbite halinde programları yapılmış iken, yâni insânlar henüz yok iken o halde zulmette idiler. İşte bu programların yeryüzünde faaliyete geçmesi için yâni nûra çıkarmak için, “Biz bu Kûr’ân-ı Kerîm’i gönderdik.”

“Rabbinin izni ile” derken yukarıda Ahadiyyet mertebesinden bahsediliyor iken burada Rabbinin izni ile denmesi, hangi Rabbin komutasına verdi ise onun verdiği izinle yeryüzünde sizi açığa çıkardık demektir.

Azîz ve Hamîd olanın sistemi içerisinde.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)