Elem tera ilâ-lleżîne beddelû ni'meta(A)llâhi kufran veehallû kavmehum dâra-lbevâr(i)
(28-29) Allah'ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helak yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır!
Allah'ın nimetlerine nankörlükle karşılık veren ve sonunda milletlerini helak yurduna konduranları görmedin mi?
Bu ayet, Allah'ın nimetini küfürle değiştiren ve kavimlerini helak yurduna sürükleyen kişilerin durumunu ele almaktadır. Anahtar kavramlar, nimetin değiştirilmesi, küfür ve helak yurduna sevk etme eylemleri etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bedel, bir şeyin yerine geçen ve onun yerini tutan şeydir. 'Beddelû' fiili, bir şeyi daha kötü veya daha az değerli bir şeyle değiştirmek, takas etmek anlamında kullanılır. Ayette, Allah'ın nimetini nankörlükle değiştirmeleri, yani nimete şükür yerine küfrü tercih etmeleri kastedilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beddelû, 'yerine koydular' demektir. Burada Allah'ın nimetini, yani İslam'ı ve hidayeti, küfürle değiştirdiler. Bu, mecazi bir kullanımdır ve nimeti inkâr ederek onu yok saydıklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'bedel' kavramının Kur'an'da genellikle olumsuz bir değişimi ifade ettiğini belirtir. Bir şeyin daha iyi bir şeyle değiştirilmesi yerine, daha kötü bir şeyle değiştirilmesi durumunda kullanılır. Bu ayette, Allah'ın bahşettiği nimetin (iman, hidayet) küfürle (nankörlük, inkâr) değiştirilmesi, manevi bir değer kaybını ve sapmayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nimet, Allah'tan gelen her türlü iyilik ve lütuftur. Bu ayetteki 'nimete' kelimesi, genel olarak Allah'ın insanlara bahşettiği tüm iyilikleri, özellikle de iman, hidayet ve peygamberlik gibi manevi nimetleri kapsar. Küfürle değiştirilmesi, bu nimetlere karşı nankörlük etmektir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nimet, Allah'ın kullarına ihsan ettiği her türlü hayırdır. Bu ayetteki bağlamda, Allah'ın onlara gönderdiği peygamber, indirdiği kitap ve bahşettiği hidayet gibi büyük nimetler kastedilmektedir. Bu nimetleri küfürle değiştirmek, onlara karşı nankörlük etmek ve inkâr yolunu seçmektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, nimetin Kur'an'da hem maddi hem de manevi anlamda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'nimete' kelimesi, özellikle Allah'ın insanlara bahşettiği hidayet, iman ve İslam gibi manevi lütufları ifade eder. Bu nimetin küfürle değiştirilmesi, bu lütufları reddetmek ve inkâr etmek anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfür, bir şeyi örtmek veya gizlemek anlamına gelir. Şer'i anlamda ise, Allah'ın nimetlerini inkâr etmek, O'na karşı nankörlük etmek ve hakikati reddetmektir. Ayetteki 'küfrân' kelimesi, Allah'ın bahşettiği nimetlere karşı gösterilen nankörlüğü ve inkârı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Küfür, nimeti örtmek ve onu inkâr etmektir. Bu ayette, Allah'ın nimetini küfürle değiştirmek, yani nimete şükür yerine nankörlük ve inkârı tercih etmek demektir. Bu, Allah'ın lütuflarına karşı yapılan büyük bir hatadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlığı değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarına karşı nankörlüğü ve şükürsüzlüğü de kapsadığını vurgular. Bu ayette, 'nimeti küfürle değiştirmek' ifadesi, Allah'ın bahşettiği iyiliklere karşı gösterilen bilinçli bir nankörlüğü ve inkârı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûl, bir yere inmek, yerleşmek veya bir şeyi bir yere indirmektir. 'Ehallû' fiili, birini bir yere indirmek, yerleştirmek veya bir yere sevk etmek anlamında kullanılır. Ayette, kavimlerini helak yurduna sevk etmeleri, yani onları kendi kötü amelleriyle cehenneme sürüklemeleri kastedilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ehallû, 'indirdiler' veya 'yerleştirdiler' demektir. Burada, kavimlerini helak yurduna, yani cehenneme indirdiler. Bu, onların kötü liderlikleri ve sapkınlıkları yüzünden kavimlerinin de azaba uğramasına sebep olduklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hulûl, bir şeyin bir yere yerleşmesi veya bir şeyi bir yere yerleştirmektir. 'Ehallû' fiili, bir kimseyi bir yere sevk etmek, onu o yere düşürmek anlamında da kullanılır. Ayette, bu kişilerin kendi kavimlerini, yaptıkları küfür ve nankörlük yüzünden helak yurduna sürükledikleri vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bavr, bir şeyin helak olması, yok olması veya işe yaramaz hale gelmesidir. 'Dâru'l-bevâr' ise helak yurdu, yani cehennemdir. Ayette, bu kişilerin kavimlerini götürdükleri yerin, nihai yok oluş ve azap yeri olan cehennem olduğu belirtilmektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Bevâr, helak ve ziyan demektir. 'Dâru'l-bevâr', helak yurdu, yani cehennemdir. Bu, Allah'ın nimetini inkâr edenlerin ve başkalarını da bu yola sürükleyenlerin varacağı son noktadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bevâr, helak ve ziyan anlamına gelir. 'Dâru'l-bevâr' terkibi, helak ve yok oluş yurdu olan cehennemi ifade eder. Bu ayette, Allah'ın nimetini küfürle değiştirenlerin ve kavimlerini de bu kötü akıbete sürükleyenlerin karşılaşacakları sonu açıkça ortaya koymaktadır.
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(28) (E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi
kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr.)
“Allah'ın nimetlerine nankörlükle karşılık veren ve sonunda milletlerini helak yurduna konduranları görmedin mi?”